Cevşeni Kebir Duası Nasıl Okunmalıdır

'İslami Bilgiler' forumunda Wish tarafından 30 Haziran 2010 tarihinde açılan konu


  1. Cevşeni Kebir Duası Kaç Defe Okunmalıdır?


    Cevşeni Kebiri okumak için belli bir sayıda okumak şart değildir. Kişi istediği zaman istediği kadar okuyabilir. Arapça bilmeyenler latincesinden, yada Türkçesinden okuyabilir.

    Cevşen Nasıl Okunmalıdır:

    Cevşenin bu özellikleri ve okunmasındaki faziletlerinin tamamı İsm-i Azamın mazharı olan ve her ismin azami mertebesine mazhar bulunan peygamberimize (sav) hastır. Sonra imanın kuvvetine göre ve Allah katındaki derecesine göre diğer mü’minler onun hasiyetlerinden istifade ederler. Yoksa Mecmuatu’l-Ahzabda Cebrail’in (as) peygamberimize (asv) anlattığı hasiyetler bizim için mübalağa görünebilir. Esasen dua bir ibadettir ve bunun faydası ve neticesi ahirettedir. Dünyevi bir amaç ve beklenti içinde olmak duanın makbuliyetinin şartı olan ihlâsı kırdığı için dua makbul olmaz ve okuyan da onun hasiyetlerinden istifade edemez. (Lem’alar, 2005, s.321-322)

    Bununla beraber ahrete ait faydalar ve hasiyetler bu dünyanın fani olan nimetleri ile ölçüye gelmez. Zira bütün dünya bir insana verilse fani olduğu için ahretin baki olan bir ağacına mukabil gelemez. Baki fani ile kıyas edilemez. Bu bakımdan cevşen için ifade edilen hasiyetler ve faydalar ahrete baktığı için mübalağa değil, hakikatin ta kendisidir. (Emirdağ Lâhikası, s. 280-282)

    Özetleyecek olursak:

    1. “Allah'a güzel isimleri ile dua edin” (A’raf, 7:180) ayetinin gereği olarak hangi isimlerle nasıl dua edilmesi lazım geldiği sualine peygamberimiz (sav) Cevşen’de Allah’ın bin bir ismi ve tesbih ve tehlil ile cehennemden Allah'a sığınarak göstermiş ve cevap vermiştir.

    2. “Allah yerin ve göklerin nurudur” (Nur, 24:35) ayetinde ifade edilen Allah'ın “yeri ve gökleri aydınlatan nur olması” Cevşen’in bin bir ismi ile ve bütün varlığı nasıl anlamlandırıp Allah'ın isim ve sıfatlarına nasıl ayine olduğu Cevşen ile gösterilmiştir. Her şeyin nasıl tevhide ayine olduğu, tabiat ve tesadüfü, şirk ve küfrü nasıl mahvettiği yine Cevşen ile gösterilmiştir.

    3. Marifetullah’ta Cevşen’in bir misli ve benzeri yoktur. (Mektubat, 2004, s. 367; Şualar, 2005, s. 208) “Mecmuatu’l-Ahzab” isimli büyük zatların dualarının toplandığı mecmuaya bakan bunu açıkça görür. Hz. Peygamber (sav) gibi ümmi bir zattan böyle bir duanın gelmiş olması elbette ilâhi kaynaklı olduğu ve “ilham-ı peygamber” olduğu açıkça görülecektir.

    4. Bediüzzaman “Cevşen-i Kebiri” yeniden keşfetmiş ve ehl-i Beytin imamlarından gelen bu rivayeti alarak ümmete yeniden kazandırmıştır. “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’¬ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlı¬yı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlar¬da, aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır” (Bakara, 3:164) ayetinin tefsirini “Cevşenü’l-Kebir” ile yapmıştır.

    5. Cevşenü’l-Kebirin 57. Fırkasını alarak Hz. Ali’nin (ra) bu fırkanın açıklaması ve izahlı bir münacatını da esas alarak meşhur “Münacat Risalesi”ni telif etmiştir. Yani “Münacat Risalesi” Cevşenin 57. Fırkasının bir nevi tefsiridir.

    6. Cevşen’in kâmil fazileti peygamberimize (sav) hastır. Her okuyan da derecesine göre faziletinden istifade eder. Elbette ism-i azama ve her ismin azami mertebesine mazhar olan peygamberimizin (sav) Cevşenden istifadesi ile henüz bir isme dahi mazhariyet noktasında eksik olan birinin istifadesi elbette bir olmayacaktır.

    7. Ubudiyet emr-i ilâhiye ve rızay-ı ilâhiye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i ilâhî ve neticesi rızay-ı haktır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faydası bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî’yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşenü'l-Kebîr'i, o faydaların bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O faydaları göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faydalar, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasten ve bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talepsiz terettüp eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki, böyle hâsiyetli evrâdı okumak için, zayıf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faydaları düşünüp, şevke gelip, o evrâdı sırf rıza-yı İlâhî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktabdan ve “Selef-i Salihîn”den mervî olan faydaları görmediklerinden şüpheye düşer, hattâ inkâr da eder.” (Lem’alar, 321-322)

    8. Cevşeni okumanın ibadetin en önemlisi olan “Dua” “Tesbih” “Tehlil” ve “Korunma” bakımından 1001 ismi içine alan en mükemmel bir münacat olduğunda şüphe yoktur. İstenen neticeyi elde etmek için okumak, üzerinde taşımak ve mana ve muhtevasına göre inanmak ve yaşamak gerekir. Ruhen, kalben ve aklen samimi bir şekilde inanarak okumak gerekir. Ancak o zaman onun feyzinden ve faziletinden istifade edebilir.