Çevre Kirliliği ve Astım

'Sağlık Rehberi' forumunda ZeuS tarafından 3 Ekim 2009 tarihinde açılan konu


  1. Çevre Kirliliği ve Astım hakkında bilgiler
    Çevresel faktörler, alerjenler ve çocukluk çağında geçirilen viral enfeksiyonların, astımı tırmanışa geçirdiği bilinmektedir.

    Astım bir halk sağlığı sorunudur. Astımda nefes yolları çevresel değişikliklere karşı hassaslaşır, öksürük ve hırıltılı solunum ortaya çıkar.

    “Çevresel faktörler, alerjenler ve çocukluk çağında geçirilen viral enfeksiyonlar, astımı tırmanışa geçirir. Astımda, nefes yollarında, mikrobik olmayan iltihaba bağlı şişme yaşanır. Nefes yollarındaki kaslarda daralma nedeniyle nefes yolları tıkandığından, solunum zorlaşır. Astım atağını, çevre kirliliğinin yanında, gribal enfeksiyon, alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği, kimyasal maddeler, üzüntü, stres, bazı ağrı kesiciler, tansiyon düşürücü ilaçlar da artırır.”

    Astım yakınmaları saatten saate, günden güne farklılık gösterir, yakınmalar kişiden kişiye de değişiklik göstererek yaşamı olumsuz etkiler.
    Astımın topluma zararını önlemek için, yakalanmayı kolaylaştırıcı faktörleri azaltma yoluna gidilmesi gerekmektedir, çocuklarında astım gelişmesini istemeyen ailelerin, evde yemek pişirirken yemek dumanlarının solunulan havaya yoğun şekilde karışmasına izin vermemeleri gerekmektedir, mutfakta mutlaka uygun bir aspiratör bulunması ya da en azından pencerelerin açık tutulması gerekir.

    250 bin astımlı var
    İstanbul’daki hasta sayısı Avrupa standartlarının altında....
    İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından 20 kişilik bir ekiple yapılan araştırmada İstanbul’daki solunum yolu hastalıklarının sıklığı ve nedenleri incelendi.

    İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından yapılan bir araştırmada, İstanbul`da yaklaşık 250 bin kişinin astım hastası olduğu belirlendi. Araştırmada, İstanbul`da astımın görülme sıklığı yüzde 2.4 olarak saptandı. Avrupa Birliği Solunum Hastalıkları araştırması çerçevesinde 20 kişilik bir ekiple, İstanbul`daki astım, kronik bronşit ve diğer solunum yolu hastalıklarının sıklığı ve nedenleri araştırıldı. Araştırma için hava kirliliğinin en yoğun olduğu İstanbul`un Eyüp ilçesi ile Karadeniz`den temiz rüzgar alan Beykoz seçilmiş.Buna göre İstanbul`da 250 bin astımlı hasta var.
    Bu rakam Avrupa standartlarının altında bir rakam. Bilinenin aksine hava kirliliğinin astım sıklığı üzerinde belirgin bir etkisi olmadığı görüldü. Kronik bronşitte durum farklı. Sigara ve hava kirliliği hastalığa yol açan en önemli iki etken. Astımın en büyük nedeni ev tozu akarları ile LPG gazıyla çalışan ev gereçleri.
    Türkiye`deki alerjik astım hastalarının yüzde 70`inde ev tozu akarı alerjisi var .Astımlı ev hanımları mutlaka mutfaklarını 24 saat havalandırmalı ve LPG ile çalışan ocaklarının üzerine aspiratör taktırmalıdır.

    Astım Nedir?
    Astım akciğerlere kadar olan hava yollarını ( Bronşlar ) etkileyen bir hastalıktır. Bu hava yolları soluduğumuz havayı burundan itibaren akciğerlere kadar ulaştırır. Sağlıklı bir kişide bu soluma olayı kolayca gerçekleşir. Astımlı bir kişide ise bazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. Astım atağı sırasında bronşlar ( hava yolları ) daralır ve havanın geçişi zorlaşır. Bu hava yolu daralmasının bazı nedenleri vardır.
    Bunlar:
    • Bronşları çevreleyen kasların kasılması sonucu hava yollarının daralması
    • Bronşun içini saran zarın şişmesi
    • Hava yollarında mukus ( sümük - balgam ) adı verilen yapışkan bir salgının aşırı salınması ve bu salgının hava yollarını yer yer tıkaması

    Astım Nöbetinin Belirtileri Nelerdir?
    Bronşlar daraldığı zaman solunum işini yapmak için daha büyük çaba sarf edilir. Akciğerlere giren hava daralan bronşlardan dışarı çıkarken zorlanır. Hasta bunu nefes darlığı veya göğüste sıkıntı şeklinde ifade edebilir.
    Bu sırada hasta ıslık sesine benzer (vızıltı) bir ses çıkarır. Akciğere girmiş hava daralmış olan bronşlardan dışarı çıkarken, hasta aşırı zorlanırsa, normalde soluma ( nefes alıp verme ) işi için kullanılmayan boyun, göğüs, omuz ve karın kaslarını kullanır ve daha sık solur.

    Astımın Bulguları Nelerdir?
    • Öksürük. Astımın sık bir bulgusudur. Özellikle gece öksürüğü olur. Egzersiz, soğuk hava öksürüğü arttırabilir. Hava yollarındaki mukus birikimi ve bronşları çevreleyen kasların kasılması nedeni ile olur.
    • Vızıltı. Astım nöbetinin sık karşılaşılan bir bulgusudur. Akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken zorlandığı zaman nefes verirken duyulur.
    • Sık Soluma. Astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından hasta daha sık nefes alıp verebilir. Bunu saptamak için çocuğunuzun 60 saniye içinde kaç kez nefes alıp verdiğini sayın; bulduğunuz sayıyı normalde iyiyken olan dakikadaki solunum sayısı ile karşılaştırın.
    • Göğüs Duvarı Derisinde Çekilmeler. Daha ağır astım nöbetlerinde görülen bir bulgudur. Göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir. Bu bulgu saptandığında hemen hastaneye başvurunuz.
    Astıma neden olan durumlar ( uyaranlar ) nelerdir ?
    Astımın sebebi tam olarak bilinmese de bu hastalıkta hava yollarının bazı uyaranlara aşırı duyarlı olduğu bilinmektedir. Bu uyaranlar hava yollarını uyararak astım atağı oluşumuna neden olurlar. Bu uyaranlar şöyle sıralanabilir:
     



  2. Cevap: Çevre Kirliliği ve Astım

    1. Allerjenler ( allerjiye neden olan maddeler )

    Normal kişilere hiçbir zararı olamayan allerjenlere, allerjik astımı olan bir kişi maruz kalınca bir allerjik reaksiyon olur. Bu reaksiyon sırasında tahriş edici bazı kimyasal maddeler yapılır ve hava yollarındaki dokuların içene salınır. Kişi hem allerjik hem de astımlı ise astım atağı geçirir.
    Bu allerjenlerin bazıları şunlardır:
    • Ev tozu, ev tozu akarları ( böcekler )
    • Çiçek tozları ( polenler )
    • Küf
    • Hayvan tüyü

    2. Enfeksiyonlar

    Solunum yolu enfeksiyonları ( grip, nezle ) astımlı kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Bu enfeksiyonlar okul ve / veya kreşe giden çocuklarda sıktır.

    3. Hava değişimi

    Mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi ( özellikle soğuk hava ) ve nem oranının artması, astımlı bir kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir

    4. Egzersiz

    Astımlı bir kişide egzersiz hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Koşma gibi, daha fazla enerji tüketimine neden
    olan yoğun egzersiz türleri, birkaç dakika içinde bir astım atağına neden olabilir. Ancak bu nedenle astımlı çocuklarda egzersizin
    engellenmesi söz konusu değildir. Egzersiz öncesi uygun ilaç alımı ile astım atağı önlenebilir. İyi tedavi edilen astımlı bir çocukta
    egzersiz sonrası belirtiler olmamalıdır. Oluyorsa tedavi planının düzenlenmesi için bu durumu doktorunuza bildiriniz.

    5. Irritanlar ( tahriş ediciler )

    Bazı maddeler duyarlı olan bronşları tahriş edebilir. Bu maddeler şöyle sıralanabilir: Sigara dumanı, hava kirliliği, saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri ve keskin kokular. Astımlı bir kişinin yaşadığı evin içinde hiç kimsenin sigara içmesine izin verilmemelidir.

    Astımda olabilecek komplikasyonlar nelerdir ?
    • Astım genellikle akciğerlerde kalıcı hasar yapmayan bir hastalıktır. Hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da uygun tedavi ile akciğer fonksiyonları normale yakın olarak korunabilir.
    • Astımda sorun bronşlarda olmasına rağmen bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler) ve kulaklar ile ilgili problemler eşlik edebilir. Astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. Buruna yönelik uygun tedavi ile (burun temizliği ve doktorun önerisi ile diğer bazı ilaçlar) bu durumların olması önlenebilir.
    • Astım bazı psikolojik problemlere neden olabilir. Ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma neden olabilir. Uygun tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

    Alerjiyi önlemenin yolları
    ÇOCUĞUN YANINDA SİGARA İÇİLMEYECEK
    Evlerinde sigara içilen çocukların astım olma riskinin önemli ölçüde artığı bildiriliyor. Sigaranın alerji riskini artırdığı araştırmalarla kanıtlanmasına rağmen, ebeveynlerin çoğu sigara içmekten vazgeçmemektedirler.

    EN AZ 4 AY EMZİRİLECEK
    Annelerin bebeklerine en az 4 ay sadece anne sütü vermeleri bebeğin ileride astım olma riskini azaltmakta bu nedenle ailede alerjisi olan kişiler varsa, 6 ay ek gıda vermeden emzirme önerilmektedir.. İngiltere’de yapılan bir araştırmada, 4 aydan daha az emzirilen çocuklar ile 4-6 ay emzirilen çocuklar karşılaştırıldığında, ilk gruptan astım olanların sayısının daha yüksek olduğu ve bu hastalığa daha erken yakalandıkları tespit edilmişti. Yumurta ve fıstığın, alerji olma riski yüksek olan çocuklara 3 yaşından itibaren verilmesi önerilmektedir.Nörodermatit, egzama ve atopik dermatit gibi hastalıklar görülen bebeklerin annelerinin eğer emziriyorlarsa yumurta, fıstık ve balık yememeleri, emzirmiyorlarsa da süt proteini hidrolize edilmiş hipoallerjen (HA) mamalar kullanmaları gerektiği vurgulanmaktadır

    Evcil Hayvan Riskli Değil
    Çocuğun, erken yaşlarda evcil hayvanla teması halinde alerji riskinin artmadığını belirtilmekte olup İsveç’te e yapılan bir araştırmaya göre, erken yaşlarda hayvanlarla içli dışlı olan çocukların alerjik sinüzit ve astıma yakalanma oranı daha düşük.

    Akarlara Karşı Yastık ve Yorgan Yıkanacak
    Ev tozunda bulunan “akar” adı verilen 0.1-0.5 mm çapındaki küçük hayvancıklar da alerjiye neden olabilir, bu akarların çoğalma yerleri özellikle yatak ve yorganlardır. Akarlara karşı alerjisi olan kişilerin, yatak ve yorganlarını sık sık 55 derecede yıkamaları gerekmekte, akarların yüzeye çıkmasını engelleyen özel yatak koruyucularının da etkili olduğu bildirilmektedir.

    Astım ve alerjik hastalıklar neden baharda daha sık görülmektedir?
    Hem bahar mevsimi hem mevsim değişiklikleri birçok hastalığın daha çok görüldüğü dönemlerdir.
    Mide hastalıkları oluşumu, kalp hastalıkları oluşumu, pek çok hastalık mevsim değişikliği olan dönemlerde daha çok ortaya çıkıyor.
    Bunlardan bir tanesi de astım ve alerjik hastalıklar. Burda pek çok faktörün rolü olması muhtemel. Bir tanesi havayla ilgili olan değişiklikler. Yani havaların ısınması. Atmosfer basıncındaki değişiklikler. Soluduğumuz havadaki nem miktarındaki farklılıklar ve yine bu mevsimde soluduğumuz havaya karışan bitkilere ait polenlerin burda önemli rolü var. Bunun yanında bir de vücudumuzda birtakım değişiklikler oluyor veya olamıyor belkide. Çünkü vücudumuzda pek çok hormonlar var. Bunların salgılanmasında gecenin, gündüzün ve mevsimlerin çok önemli rolü var. Keza bağışıklık sistemimiz doğrudan doğruya dış etkenlerden etkileniyor. İşte bahar mevsiminde, astımın, alerjik hastalıklarının çok sık görülmesinde, hastaların şikayetlerinin artmasında hem bu atmosferdeki mevsimlerdeki değişiklikler hem de vücudumuzun buna uyum sağlayamamasının rolü olduğu düşünülüyor.
     



  3. Cevap: Çevre Kirliliği ve Astım

    Görülme Sıklığı
    Astımın görülme sıklığını erişkinlerde ve çocuklarda diye ayırmak lazım. Çünkü oranlar çok farklı. Ülkemizde son yıllarda bu konuda pek çok çalışma yapıldı. Bunu da özet olarak söyleyecek olursak, ilkokul çağındaki çocuklarda astım görülme oranı ortalama olarak Türkiye’de yüzde 10 civarında. Buna karşılık erişkinlerde astımın görülme oranı ise yüzde 5. Tabi ülkemiz çok büyük bir ülke biliyorsunuz, çok farklı coğrafi bölümler var, deniz kenarında olanlar var, yüksek dağlarda yaşayanlar var.. Sanayileşmenin çok farklı olduğu bölümler var. Burda oranlar hep değişiyor. Ama genel olarak buna bakacak olursak, ortalama olarak çocukluk çağında, ilkokul çağındaki çocuklarda yüzde 10, erişkinlerde ise yüzde 5 diyebiliriz.”
    Metropollerde yaşamanın bu anlamda bir risk faktörü olduğunu araştırmalar da doğruluyor. Astım hastalığı, hem Türkiye’deki yapılan araştırmalarda hem yurt dışında yapılan araştırmalarda sanayileşmenin yoğun olduğu ülkelerde, sanayileşmenin yoğun olduğu şehirlerde çok daha fazla görülüyor. Burdaki insanların şikayetleri çok daha fazla oluyor.

    Kalıtsallık
    Astımın ortaya çıkabilmesi için hem kalıtsal bir yatkınlık olması lazım, hem de buna çevresel faktörlerin katkıda bulunması gerekiyor. Bu kişide kalıtsal bir yatkınlık varsa tabi burda kişinin yapacağı herhangi bir şey yok. Ama bu kişi kendisini olumsuz çevresel faktörlerden koruyarak astımdan pekala korunabilir. Bunun başında da hava kirliliği geliyor. Bu hem dış hava kirliliği, yani sokaktaki havanın kirliliği anlamında hem de zamanımızın çoğunu artık kapalı mekanlarda geçiriyoruz. Bu içinde bulunduğumuz mekanların havasının kirliliği çok önem kazandı. Sigara içilmemesi çok önemli. Sigara içilen ortamlarda bulunmak da aynı şekilde sigara içiyormuş gibi insanlardaki duyarlılığı artıran bir faktör. Onun için sigara içilen ortamlarda bulunmamak gerekiyor. Diyetimiz çok önemli bir faktör. Son yıllarda özellikle bu antioksidan dediğimiz maddeleri A ve C vitaminlerini içeren diyetle beslenmenin, balık etini fazla tüketmenin hem astıma hem diğer alerjik hastalıklara karşı koruyucu etkisinin olduğu anlaşıldı. Böyle beslenen insanlarda alerjik hastalıklara karşı vücut kendini daha iyi savunuyor, daha iyi koruyabiliyor.

    Polenler
    Astıma ve diğer alerjik hastalıklara, özellikle saman nezlesi denilen hastalığa yol açan alerjenlerin başında polenler geliyor. Polen dediğimiz şey çiçek tozları. Çiçeklerin üremesine yarayan, onların çoğalmasını sağlayan küçük tanecikler. İşte duyarlı insanlarda bu polenler de hem saman nezlesine hem de astıma yol açabiliyorlar. Türkiyemiz bitki örtüsü bakımından çok zengin, çok geniş büyük bir ülke. Çok zengin bir bitki örtüsü var ve bu bitkilerin pek çok poleni var. Fakat her polen alerjiye yol açmıyor. Polenleri basitçe ikiye ayırabiliriz. Bir tanesi büyük olan polenler, ağır olan polenler. Bunları zaten solunum yollarıyla almak mümkün değil, bunları böcekler bitkiden bitkiye taşıyorlar. Bizim için esas alerjik hastalıklar bakımından önemli olan havaya karışan ve boyutları çok küçük olan polenler. Ülkemizde bitki örtüsü çok zengin. Fakat Türkiye’de özellikle çayır polenleri, hububat polenleri ve yöreye göre çeşitli ağaç polenlerinin alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında büyük önemi var. Gelişmiş ülklerde hem hava tahmin raporlarında hem gazetelerde o dönemdeki polenlerin miktarları bildiriliyor ve insanllar uyarılıyor. Ama Türkiye’de henüz böyle bir çalışma yapılmadı. Böyle bir uyarı yapılmıyor. Polenler, atmosfer şartlarıyla yakından alakalı olarak atmosferdeki sayıları değişiyor. Özellikle sabahın erken saatleri bu bakımdan çok önemli. Kuru ve rüzgarlı havalar çok önemli. Ve de tabi polene yakın olan ortamlar çok önemli. Gerçi polenler rüzgarın etkisiyle çok uzak mesafelere, kilometrelerce uzaklara gidebiliyorlar. Ama tabi o kaynağa ne kadar yakınsanız solayacağınız polen sayısı da o kadar fazla olacaktır.

    Kapalı Mekan Kirliliği
    Gerçekten de bu astımlılarda ve diğer alerjisi olanlarda nevakarları denen yaratıkların çok önemli rolü var. Çoğunda rastlanan alerji nevakarları.. Bunlar çok küçük yaratıklar. Daha çok sıcak, rutubetli ortamlarda görülüyorlar ve özellikle de halı gibi, yatak şiltesi gibi, koltuk, kanepe gibi ortamlarda yoğun olarak çoğalma imkanını buluyorlar. İşte insanların günümüzde de vakitlerinin çoğu hep evde geçtiği için özellikle çocukların, gün içinde yoğun olarak bu alerjenlerle karşılaşıyorlar ve genetik bir yatkınlığı da varsa bu insanların, zamanla bu akarlara karşı onlarda bir duyarlık hali ortaya çıkıyor.

    Çarşaf, yorgan, bunların yıkanması bu anlamda alınacak bir önlem Fakat tabi yatağı, şilteyi yıkamak mümkün değil, halıyı da yıkamak mümkün değil. Bunlar 55-60 derecenin üzerinde yaşamıyorlar. Onun için yıkanabilen giysileri akarlardan böyle ısıtılmış sularda yıkayarak arındırmak mümkün. Ama bir yorganın, bir koltuğun tabiki yıkanması mümkün değil. Evin iyi havalandırılması bu bakımdan çok önemli. Bir de bu akarları öldüren veya onların alerji yaratan dışkılarındaki proteinleri bozan birtakım kimyasal maddeler var. Bunların uygulanmasıyla da özel durumlarda akarlardan olan alerjileri bir miktar azaltmak mümkün.

    Katkı Maddeleri
    Bir başka önemli konu da yiyeceklerde kullanılan katkı maddeleri. Yiyeceklerin uzun süre dayanması için geliştirilen birçok katkı maddesi var. Kullanılış amaçları gene insan sağlığı için ama duyarlı kişilerde yan etkileri olabiliyor. Türkiye’de 180 civarında katkı maddesi kullanıldığı söyleniyor .Yiyeceklerin bozulmasını engellemek için katılan maddeler var, özellikle sülfürler. Bunlar, bu yiyecekleri tüketen insanların vücudunda kükürtdioksite dönüşerek hakikaten astım krizlerine yol açabiliyor. En çok astım krizlerine yol açan maddeler bunlar. Bir de bunun yanında gıdaları renklendirmek için kullanılan çeşitli boyalar var. Bunların olumsuz etkisi olabiliyor. Veya tat vermek için kullanılan bir tür baharatlar var. Özellikle Çin mutfağında çok kullanılan bir baharat vardır, glutamat diye. Bunun da duyarlı insanlarda böyle ciddi astım krizlerine yol açabileceğini biliyoruz. Astımlı hastalara, alerjik olan insanlara mümkün olduğu kadar doğal şekilde hazırlanmış gıdalarla beslenmeleri öneriliyor.
     



  4. Cevap: Çevre Kirliliği ve Astım

    Tedavi ve Sonuç
    Alerjik hastalıkların herhangi bir tedavi yöntemiyle tamamen ortadan kaldırılmasının, yok olmasının mümkün olmadığı belirtilmektedir.Çünkü bu genetik bir hastalıktır. Ve astım ve alerjik hastalıklarının oluşmasındaki genetik bozukluk da pek çok genin kontrolü altında. Yani tek bir gene müdahaleyle bu işin çözülmesi söz konusu değil. Ve şu aşamada genetik yolla bir müdahale yapılamıyor. Uygulanan tedaviler hastalığın tekrarlamasını, belirtilerin şiddetli olmasını önlemeye yönelik tedaviler. Burada da çeşitli yöntemler var. Bunlardan bir tanesi aşı tedavisi denen tedavi. Şimdiye kadar bu tedavi hep iğne şeklinde yapılırdı. Son yıllarda bunun ağızdan damla şeklinde olan şekilleri de ortaya çıkmaya başladı. Tüm bu tedavilerde amaç, kişinin vücudunun duyarlılığını o maddeye karşı azaltmak. Hakikaten hastalar iyi seçilirse bu tedavi düzenli yapılırsa, sabırla yapılırsa bundan hastaların önemli bir kısmı çok iyi fayda görüyorlar. Tabi bu hiçbir zaman hastalığın tamamen geçtiği anlamına gelmiyor. O genetik duyarlılık kişi yaşadığı müddetçe onunla beraber yaşayacaktır. Fakat düzenli tedavi olan hastalarda hem alerjik hastalıkların hem astımın belirti vermesi önemli ölçüde önlenmiş ve kişi normal bir insan gibi bir yaşam sürme şansına sahip olmuş oluyor.

    İlaçların yan etkileri
    Birçok ilaç anne sütüne geçiyor, geçmeyen hemen hemen yok gibi. Ama bizim astım tedavisinde kullandığımız ilaçların önemli bir kısmı, ağırlığı hep nefes yoluyla, halkımız bunlara fısfıs diyor veya bunların toz şeklinde olanları var. Bunların hem içindeki miktar, ilaç miktarı, dozu çok düşük. Hem de bunlar tamamen kana geçmiyorlar. Yani lokal olarak solunum yollarında etki gösteriyorlar ve bugünkü verilerimize göre böyle solunum yoluyla kullanılan ilaçlarla bebek emziren annenin herhangi bir olumsuzlukla karşılaşması söz konusu değil. O ilaçlarını güvenle kullanabilirler. Ama hap veya iğne şeklinde alınan ilaçlar tabii ki kana ve süte geçecekleri için çocuğun bundan etkilenmesi söz konusu.

    Korunma
    Tedavinin en önemli parçası bir kere baştan kişinin duyarlı olduğu, ona dokunacak olan faktörlerden mutlaka ciddi bir şekilde korunmasını sağlamak gerekiyor. Bunun yanında yapılan ilaç tedavilerinde tabi hem kullanılan madde ilacın bir yan etkisinin olması da söz konusu. Kortizon’un sprey şeklinde, solunum yoluyla kullanılan bir şekli var. Ve bunun çok uzun süre kullanılsa bile ne kilo algılayıcı ne de vücudun başka bir yerine önemli bir yan etki yapacak özelliği yok.

    Spor
    Birçok hasta çocuğuna astım teşhisi konduğu zaman hemen doktordan işte rapor almak ister beden eğitimi dersine girmesin diye. Halbuki astımlı bir hastanın, astımlı bir çocuğun spor yapması, egzersiz yapması zararlı değil. Ama tabi bunun bilinçli olması lazım, mesela yağmurlu havada çocukları görüyoruz top oynuyorlar, koşturuyorlar. Yahut tozlu ortamlarda oynuyorlar. Bu tabi doğru değil. Spordan sonra kişinin işte soyunması, giyinmesi, belki duş almasının sağlanmasını temin etmek lazım. Bunlar mümkün olmuyorsa zararlı. Ama bilinçli yapılan spor astım hastalığı için çok önemli ve çok yararlı. Dünya şampiyonu olmuş yüzücüler, koşucular, atletler var astımlı olup da. Önemli olan hastalığın koruyucu tedavisini yapmak ve ondan sonra düzenli bir spora geçmek. Özellikle yüzme astımlı hastalar için en çok tavsiye ettiğimiz spor. Yüzmeden astım hastaları çok büyük yarar görüyorlar. Hem genel vücut sağlığı için çok yararlı hem de göğüs kaslarını geliştirdiği için, solunumu düzenlediği için yüzme gerçekten astımlı hastalar için çok ideal, adeta tedavinin bir parçası denebilecek kadar önemli bir spor türü.”
    Ailelerin aşırı koruyucu davranıp çocukları sosyal yaşamdan koparmamaları gerekmektedir.Çocuğa koşma, atlama, oynama, zıplama demek çok doğru değil. Çocuğu bağlayıp da bir koltuğa oturtamazsınız veya masanın üzerine bir vazo gibi koyamazsınız. Bu çocuk mutlaka okula da gidecek, spor da yapacak, sinemaya da gidecek. Her şeyi yapması lazım. Aksine bunları çok fazla kısmak çocukta bu sefer birtakım ruhsal sıkıntılara yol açabiliyor, onları beraberinde getiriyor

    Önlemler
    Alerjik hastalıkların gün içinde bir ritmi vardır. Özellikle saman nezlesi sabahleyin insan uyandığı zaman yoğun olarak belirti verir birçok insanda. Burun akıntıları, hapşırmalar. Astım aslında keza birçok hastayı sabaha karşı uykusundan uyandırır veya sabah kalktığı zaman öksürmeye başlar, göğsünde hırıltılı nefes darlığı hisseder. Bu kişiler koruyucu tedavilerden kullanmaları gerekiyor.

    Çocuklarda Belirtiler
    Bir kişide varsa araştırıldığı zaman görülebilir ki o ailenin yakınlarında mutlaka bu hastalıklardan veya alerjik hastalıklardan bir başka birinin de olma ihtimali çok yüksek. Çocuklarda böyle burun şikayetleri çok sık görülüyor hakikaten alerjinin ilk belirtisi olarak. geçmeyen burun akıntısı şeklinde. Hatta bunları da çok sık tekrarlayan kulak enfeksiyonları olabilir, sinüs olabilir, çocuk ağır işitebilir, mesela televizyonun sesini, müziğin sesini çok fazla açmak isteyebilir, işitme problemleri ortaya çıkabilir. Ailede bir duyarlılık olduğu zaman bu çocukta da böyle alerjik nezle veya saman nezlesi olma ihtimali yüksek. Bu bakımdan incelenmesi herhalde yerinde olur.

    Geç Teşhis
    Solunum yolu enfeksiyonu, özellikle viral enfeksiyonlardan sonra ortaya çıkan çok uzun süre devam eden geçmeyen öksürükler de astımın bir şekli, bir formu. Bu genellikle atlanıyor. İşte çocuk üşüttü deniyor, boğazı iltihaplandı deniyor, hep antibiyotik veriliyor, bunların büyük bir çoğunluğu gerçekten de bu astım şekli olan öksürükle seyreden astım türü.”

    Hamilelere Uyarılar
    Astım hastası yakını bulunan hamilelerin, çocuğunun astım olma riskini azaltmak için evde bazı düzenlemeler yapması gerekmektedir.Bebek dünyaya gelmeden bile önlemlere başlamak gerekiyor. Bunların başında ev içi havanın temiz olmasına özen göstermek çok önemli. Ve özellikle de annenin sigara içmemesi çok önemli. Çünkü hamilelik döneminde içilen sigara olsun, bebek dünyaya geldikten sonra sigara içilen ortamlarda büyüyor ise bunlarda astımın ve alerjik hastalıkların ortaya çıkma ihtimali çok azalıyor. İkincisi, solunan havanın temiz olmasını sağlamak için evin mutlaka çok iyi havalandırılması lazım. Evde mümkün olduğu kadar çok akar barındırabilecek ortamları ortadan kaldırmak lazım en azından yatak odalarında. Yatak odalarının daima halısız, kilimsiz, koltuksuz, kanepesiz olmasını arzu edilen bir durumdur ve yatakların da yün içermeyen sentetik şeylerden yapılmış olanlarının tercih edilmelidir. Evde hayvan beslenmesi de, tüylü hayvan beslenmesi, özellikle kediler bu bakımdan çok önemli. Kuşlar olsun, beslenmemesini öneriyoruz. Evde sigara içilmemesi çok önemli. Ve bir de evin neminin yüzde 50’nin altında tutulması çok önemli.”

    Bahar ayında doğan çocuklarda daha fazla alerjik problem görülmektedir.Tabi bu mevsimde doğanlarda daha yoğun polenlerle karşılaşmak söz konusu oluyor. Onun için balık burcu, koç burcu, boğa burcu olanlarda polen alerji tabi daha çok görülüyor.”

    Alerjik rinit (saman nezlesi) yönetimi ve astım üzerindeki etkisi
    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile birlikte gerçekleştirilen atölye çalışması “Allergic Rhinitis and its Impact on Asthma“ ile ilgili rapora dayanan, doktorlar ve uzman personel için kılavuz
    Alerjik rinitin (saman nezlesi) klinik tanımı, alerjenlere maruz kaldıktan sonra IgE’nin neden olduğu burun mukozasının enfeksiyonu sonucunda endükte edilen semptomatik burun hastalığıdır.
    Alerjik rinit, global bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. Dünyada en az nüfusun %10-25’ini ilgilendiren ve yaygınlığı artan bir hastalıktır. Genelde alerjik rinit, ağır bir hastalık olmamasına rağmen, hastanın toplumsal hayatını oldukça değiştirmekte ve okul başarısını ve işteki verimliliği kısıtlamaktadır.

    Ayrıca, alerjik rinitin neden olduğu sağlık harcamaları oldukça yüksektir.
    Astım ve rinit, genellikle sıkça birlikte ortaya çıkan hastalıklardır, „bir solunum sistemi, bir hastalık" kavramının ortaya çıkardığı bir olgu.
    Alerjik solunum yolu enfeksiyonların mekanizmaları hakkında elde edilen yeni bilgiler, iyileştirilmiş tedavi stratejilerin oluşturulmasını sağlamıştır. Aynı biçimde yeni ilaç sunum biçimleri, dozajlamalar ve tedavi planları incelenip onaylanmıştır.
    Alerjik rinitin tanısı ve tedavisi için yönergeler daha önce yayınlanmıştır. Ancak bunlar, ne önerilerin kanıtları konusunda biçimsel bir değerlendirme sunacak biçimde “evidence-based“ (kanıta-dayalı), ne de önerilerde hastalarda görülen eşlik eden hastalıklar göz önünde bulundurulmuştur.
    “Allergic Rhinitis and its Impact on Asthma (ARJA)" inisiyatifi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile işbirliği yaparak geliştirilmiştir. Bu broşür, hem uzman doktorlar hem de genel tıbbiyeciler için güncel bir kılavuz olarak düşünülmüştür.
    Burada:
    – alerjik rinitle ilgili bilgiler güncellenecektir,
    – alerjik rinitin astım üzerindeki etkisi vurgulanacaktır,
    – tanı için kanıtlara dayanan bir başlangıç sunacaktır,
    – tedavi için kanıtlara dayanan bir başlangıç sunacaktır,
    – bu hastalığın yönetimi için adım adım başlangıç sunacaktır.
     



  5. Cevap: Çevre Kirliliği ve Astım

    Alerjik rinitin tetikleyicileri

    Alerjenler
    Aero-alerjenler, sıklıkla alerjik riniti tetiklemektedirler.
    Ev içi alerjenlerin artışı, kısmen rinit, astım ve alerjilerin yaygınlığındaki artıştan sorumludur.
    Ev içinde bulunan alerjenler, başlıca ev tozu akarları, evcil hayvanlar, böcekler ve bitkisel kaynaklıdır.
    Sık görülen aero-alerjenler, polenler ve küflerdir.
    Meslek kaynaklı rinit, meslek kaynaklı astımdan daha az belgelenmiştir, nasal ve bronşiyal semptomlar sıklıkla aynı hastada bir arada ortaya çıkmaktadır.
    Lateks alerjisi, hastalar ve tıp personeli için gittikçe artan bir sorun haline dönüşmüştür. Sağlık sektöründeki çalışanlar, bu sorunun bilincinde olup tedavi ve koruma için stratejiler geliştirmelidir.

    Havadaki zararlı maddeler
    Epidemiolojik veriler, havadaki zararlı maddelerin riniti kötüleştirebileceklerini göstermektedir.
    Havadaki zararlı maddelerin rinite neden olma veya riniti kötüleştirme mekanizmaları bugünlerde daha iyi anlaşılmaktadır.
    İç mekanlardaki hava kirliliği, çok önemlidir çünkü sanayi ülkelerindeki insanlar, zamanlarının %80’inden fazlasını kapalı mekanlarda geçirmektedirler. İç mekanlardaki zararlı maddelerin yoğunluğu, ev içi alerjenler ve ana kaynağı sigara dumanının olduğu gaz halindeki zararlı maddeler üzerindedir.
    Bir çok ülkede hava kirliliği şehirlerde başlıca araba trafiği tarafından yaratılmaktadır. En önemli atmosferik zararlı maddeler, ozon, azot oksitleri ve kükürt oksittir. Bunlar, alerjik veya alerjik olmayan rinite sahip hastaların nasal semptomatiğinin kötüleşmesine katkıda bulunabilmektedir Dizel gazları, IgE ve alerjik enfeksiyonların oluşmasına katkıda bulunabilirler.

    Aspirin
    Aspirin ve steroidal olmayan diğer antiflojistikler (NSAID) sıklıkla rinit ve astımı endükte etmektedirler.

    Alerjik rinitin mekanizmaları
    Alerjinin klasik olarak, nasal bir enfeksiyonla birlikte bulunan IgE kaynaklı bir bağışıklık tepkisi olarak görülmektedir.
    Alerjik rinitin özelliği, farklı hücrelerden oluşan enfekte olabilen bir infiltrat olmasıdır. Bu hücresel tepki aşağıdakileri içermektedir:
    – Hücrelerin kemotaksisi, seçici biçimde yerleştirilmesi ve transendotelial göçü,
    – Sitokinlerle kemokinlerin serbest kalması,
    – Eosinofil, T-hücreleri, mast hücreleri ve epitel hücreleri gibi çeşitli türde hücrelerin aktifleştirilmesi ve ayrımlaştırılması,
    – Hayatta kalma sürelerinin uzatılması,
    – aktifleştirilmiş hücrelerin aracılarla serbest bırakılması. Bunlar arasında histamin ve sisteinil lökotrienler (CystLT) en önemlileridir,
    – Bağışıklık sistemi ve kemik iliği ile iletişim.
    Spesifik olmayan nasal hiperreaktivite, alerjik rinitin önemli bir işaretidir. Bu işaret, hapşırma, burun tıkanıklığı ve/veya akıntısı ile sonuçlanan normal tahrişlere artmış nasal bir tepki olarak tanımlanmıştır.
    Aralıklarla meydana gelen rinit, polen alerjenlerle nasal bir kışkırtmayla taklit edilebilir. Son aşama sırasında bir enfeksiyon reaksiyonun oluştuğu gösterilmiştir.
    İnatçı alerjik rinitte, dayanıklı bir enfeksiyon reaksiyonuyla alerjik tetikleyiciler etkileşmektedirler. Sempt Spekulum ve ayna ile yapılan anterior rinoskopi, yalnızca sınırlı bilgiler vermektedir. Normalde uzman doktorların yaptığı nasal endoskopi, daha açıklayıcıdır.

    Alerjik rinit tanısı
    Alerjik rinit tanısı, aşağıdaki noktalara dayanmaktadır:
    – alerjik bir semptomatiğin tipik anamnezi,
    – alerjik semptomlar, „hapşırma ve burun akıntısı" türündedir. Ancak bu semptomların alerjik kaynaklı olmak zorunda değildir,
    – Tanı testleri.
    Alerjik hastalıkların tanısı için yapılan in-vivo- ve in-vitro testlerin amaçları, serbest veya hücre bağımlı IgE’lerin kanıtlanmasıdır. Alerji tanısı, tatmin edici bir kalitede ve yardımcı olan çoğu solunabilir alerjenlerin standartlaştırılmasıyla geliştirilmiştir.
    Alerjenin hemen reaksiyonunun kanıtlanması için deri testleri, IgE kaynaklı alerjik reaksiyonları belgelemek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu testler, allergolojide önemli bir tanı aracı oluşturmaktadırlar. Doğru uygulandıklarında spesifik bir alerjinin tanısı için kullanışlı, doğrulayıcı kanıtlar sunmaktadırlar. Uygulanmaları ve yorumlanmaları oldukça karmaşık olduğu için, eğitimli tıbbi uzman personel tarafından gerçekleştirilmeleri önerilmektedir.
    Serumda alerjenlere spesifik IgE ölçümü, önemlidir ve deri testlerine benzer bir öneme sahiptir.
    Alerjenlerle yapılan nasal teşvik (provokasyon) testleri, araştırmada ve sınırlı bir kapsamda klinik uygulamada kullanılmaktadır. Özellikle meslek kaynaklı alerjilerin tanısında kullanışlı olabilmektedirler.

    Astım tanısı
    Hastalığın geçici doğası ve solunum yolları tıkanıklığının (ani veya tedavi altında) geri çevrilebilirliği nedeniyle, eşlik eden astım tanısı zor olabilir.
    Astım tanısıyla ilgili yönergeler, Global Initiative for Asthma (Global Astım İnisiyatifi - GINA) tarafından yayınlanmıştır ve ARIA tarafından önerilmektedir.
    Akciğer fonksiyonunun ölçümü ve solunum yolları tıkanıklığının geri çevrilebilirliği, astım tanısı için önemli adımlardır.

    Tedavi konsepti
    Alerjik rinitin tedavi konsepti aşağıdakileri kapsamaktadır:
    – Alerjen bekleme süresi: Alerjen bekleme süreleriyle ilgili çalışmaların çoğu, astım semptomlarını ve çok azı rinit semptomlarını ele almışlardır. Tek bir önlem, rinit veya astım semptomatiğinin kontrolü için yetersiz olabilir.
    Her durumda ev tozu akarları dahil alerjen bekleme süresi, tedavi konseptine dahil bir unsur olmalıdır. Alerjen bekleme süresinin değerini son olarak değerlendirebilmek için başka verilere gereksinim vardır.
    – İlaçlar (Farmakoterapi)
    – Spesifik Bağışıklık Tedavisi
    – Hasta eğitimi
    – Cerrahi, bir kaç seçilmiş hastada anlamlı ilave bir müdahale olabilir.

    Bu öneriler, etkinlik ve güvenlik açısından hem üst hem de alt solunum yollarının tedavisini birleştiren bir strateji sunmaktadır.

    Immuno Terapi
    Spesifik bağışıklık tedavisi, optimum kullanımda etkilidir.
    Standartlaştırılmış terapötik aşılar, tercih edilmektedir (mevcutsa).
    Subkütan bağışıklık tedavisi, birbirine karşı duran etkililik ve güvenlik özelliklerini ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, aşıların ya biyolojik birimler olarak belirtilmesi veya ana alerjenin kitlesi olarak belirtilmesiyle optimum dozajlar önerilmektedir. Ana alerjenin 5 ilâ 20 µg dozları, çoğu alerjen aşıları için optimumdur.
    Subkütan bağışıklık tedavisi, alerjik hastalıkların doğal gidişatını değiştirmektedir. Subkütan bağışıklık tedavisi eğitimli personel tarafından yapılmalıdır. Hastalar, enjeksiyondan sonra 20 dakika süreyle gözetim altında tutulmalıdır.
    Subkütan spesifik bağışıklık tedavisi endükte edilmektedir

    – Semptomatikleri geleneksel farmako-tedavisiyle yeterli biçimde kontrol edilemeyen hastalarda,
    – oral H1-Antihistaminiklerin ve intranasal farmako-tedavisinin semptomları yalnızca yetersiz biçimde kontrol ettikleri hastalarda. – farmakoterapi istemeyen hastalarda,
    – farmakoterapinin istenmeyen yan etkiler yarattığı hastalarda,
    – farmakolojik uzun süreli tedavi istemeyen hastalarda.
    Yüksek dozlu nasal ve subkütan spesifik bağışıklık tedavisi
    Subkütan bağışıklık tedavisinden en az 50 ilâ 100 kat daha yüksek dozajlarda kullanılabilir.
    Yan etkiler göstermiş olan veya subkütan bağışıklık tedavisini reddeden hastalar için.
    Endikasyonlar, subkütan enjeksiyonla aynıdır.
    Çocuklarda, spesifik bağışıklık tedavisi etkilidir. Ancak 5 yaşın altında çocuklarda bağışıklık tedavisi başlatılmaması önerilmektedir.
     



  6. Cevap: Çevre Kirliliği ve Astım

    Tedavi adımları planı

    Gençler ve Yetişkinler

    İyileşmen oluşması durumunda: Step-down. Kötüleşme oluşması durumunda: Step-up (Res. 3).
    Bazı ilaçlar, astıma göre rinitte daha etkilidir (örn. H1-Antihistaminikleri).
    Rinit için geliştirilen optimal bir tedavi konsepti, eşlik eden bir astımı iyileştirebilir.
    Oral olarak verilen ilaçlar, hem nasal hem de bronşiyal semptomları etkileyebilmektedir.
    İntranasal glukokortikosteroidlerin güvenliği iyi belgelenmiştir. Solunabilir (intrabronşiyal) glukokortikosteroidlerden yüksek dozlarsa gene de yan etkiler ortaya çıkarabilir. İkili uygulamanın bir sorunu, ilave yan etkilerin oluşmasıdır.

    Alerjik rinitin önlenmesi veya erken tedavisinin, astımın ortaya çıkmasını önleyip önleyemeyeceği veya bronşiyal semptomatiğin ciddiyetini azaltıp azaltamayacağı tartışılmıştır. Ancak daha fazla verilere gereksinim vardır.

    Pediyatrik konular
    Alerjik rinit, çocukluk sırasındaki „alerjik hasta kariyerinin“ bir parçasıdır. Aralıklı olarak ortaya çıkan alerjik rinit, 2 yaşından önce çok nadirdir. Okul yaşlarında alerjik rinit en sık görülmektedir.

    Alerji testleri her yaşta yapılabilir ve önemli bilgiler sunabilirler.
    Çocuklar için tedavi prensipleri yetişkinlerinkiyle aynıdır. Ancak bu yaş grubu için tipik olan yan etkilerin önlenmesine özel bir dikkat gösterilmelidir.
    İlaçların dozlarıysa uyarlanmalıdır ve bazı özel konulara dikkat edilmelidir. 2 yaş altında çocuklarda çok az ilaç denenmiştir.

    Çocuklarda alerjik rinit semptomları, bilişsel işlevleri ve okuldaki başarıyı sınırlayabilir. Sedimantasyon yaratan oral H1-antihistaminiklerin kullanılmasıyla başka kısıtlamalar oluşabilir.
    Oral ve intramuskuler glukokortiko-steroidlerden, çocuklardaki rinit tedavisinde kaçınılmalıdır. İntranasal glukokortikosteroidler, alerjik rinitte etkili bir tedavidir.
    Gelişim üzerindeki olası etkisi, ne yazık ki hepsinde değil ancak bazı intranasal glukokortikosteroidlerde önemlidir. Mometason ve Fluticason’un önerdikleri dozların alerjik rinokonjunktivitesi olan çocukların gelişimini etkilemedikleri gösterilmiştir.
    Dinatriumkromoglikat, uyumluluğu yüzünden alerjik rinokonjunktivitesi olan çocuklardaki tedavide sıklıkla kullanılmaktadır.

    Özel noktalar

    Gebelik
    Rinit, gebelik sırasında yaygın bir sorundur, çünkü gebelikle nasal tıkanıklık kötüleşebilir.
    Gebelik sırasında her ilaç verilmesinde olduğu gibi dikkat edilmelidir, çünkü ilaçların çoğu plasentayı geçmektedir.
    Çoğu ilaçlar için, küçük gruplarla ve uzun vadeli gözlemler olmadan çok sınırlı çalışmalar yapılmıştır.
    Yaşlılık
    Yaş ilerledikçe, kronik rinite yönelebilen veya katkıda bulunabilen burundaki bağ dokularında ve damarlarda değişiklikler oluşmaktadır.
    Alerji, 65 yaş üstündeki hastalarda kronik rinit için daha az önem taşıyan bir nedendir.
    Atropik rinit, sık görülür ve denetlenmesi zordur.
    Bir rinore, antikolinerjiklerle kontrol edilebilir.
    Bazı ilaçlar (Reserpin, Guanetidin, Fentolamin, Metildopa, Prazosin, Klorpromazin veya ACE-engelleyicileri), rinite neden olabilirler.

    Alıntı