Cenap Şahabettin Hac Yolunda

Konusu 'Sözel Dersler' forumundadır ve ZeuS tarafından 29 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeuS Üye

    Cenap Şahabettin Hac Yolunda özet,
    Cenap Şahabettin Hac Yolunda özeti,
    Cenap Şahabettin Hac Yolunda gezi yazısı


    Hac Yolunda Cenap Şahabettin

    İsmail Habib Sevük'e göre "Edebiyatımızda tam mânâsıyla edebî olarak ilk seyahat kitabı" olan "Hac Yolunda", hem bu özelliği hem de Edebiyât-ı Cedîde düzsözünün dikkat çeken bir örneği olması dolayısıyla çok önemlidir. Cenap Şehabettin, 1896'da sağlık müfettişi olarak Arabistan'a, Kızıldeniz kıyısındaki Cidde'ye gönderilmiş ve epeyce zorlu geçen bu gezisini, "Hac Yolunda"da anlatmıştır. Eser, Servet-i Fünûn dergisinde, 1896-1898 yılları arasında yayımlanan on yedi mektuptan oluşmaktadır. Daha sonra 1909'da kitap olarak yayımlanmıştır.

    Bu kitabı oluşturan mektuplar, yazarın vapurdaki ve vapur dışındaki gözlemleri olmak üzere iki bölüme ayrılabilir. Vapurdaki bölümlerde, Cenap Şehabettin, İstanbul'dan yola çıkışından sonra vapurun öteki yolcuları (ki bu yolcular kimi zaman veremli kocası ve kaynanasıyla yolculuk eden güzel bir kadın, kimi zaman yol arkadaşları, kimi zaman da ikinci mevkide zor koşullarda yolculuk eden yoksullardır) konusundaki gözlemlerini, yolculuk sırasında geçen konuşmaları, tartışmaları, aynen notlarına aktarmıştır.

    Vapur dışındaki bölümlerde ise, yazarın gezisi sırasında vapurun yanaştığı limanlardan söz ederken buraların geçmişi ile bugünü arasında gidip geldiğini görürüz. Gördüğü yerlerin tarihini, önemli tarihî kalıntılarını, tarihsel bilgiler ve anektodlar da kullanarak renkli bir anlatımla anlatırken, bu yerlerin o günkü durumlarını da renkli ve canlı betimlemelerle vermektedir. Buraların toplumsal özellikleri,insanların gündelik yaşamları, eğlence kültürleri ve değişik sınıflardan insanların ilginç portrelerini, gözlemlerine kendi duygu ve düşüncelerini de ekleyerek ayrıntılarıyla okura aktarmıştır.

    "Hac Yolunda"da kullanılan dil, ikili bir nitelik göstermektedir: Yazar, özellikle vapur içinde geçen konuşmaları ve tartışmaları çok yalın bir dille, olduğu gibi aktarırken, özellikle doğayla ya da insanlarla ilgili betimlemelerinde, gözlemlerinde ve bu gözlemlerin kendisinde uyandırdığı duyguları okura aktarırken, kendi tercihi ve bağlı bulunduğu edebî akım çerçevesinde, anlaşılması güç ağır tamlamalarla süslü, sanatlı bir dil kullanmıştır.