Celal Tehaniseri Kimdir

'Biyografi' forumunda Merve tarafından 14 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Celal Tehaniseri Kimdir

    Celal Tehaniseri Hayatı

    Talebelerine şöyle buyururdu: “Âşıklar, keşf ve kerâmet konaklarında durmak istemesinler. Daha yukarılara çıksınlar. Hiçbir şeye bağlı kalmasınlar. Her şeyden kesilerek ve uzaklaşarak, can çıkarcasına ilerlesinler. Bu da şöyle olur; ibâdetlere, zühde; dünyâya düşkün olmamaya ve riyâzete, nefsin isteklerine uymamaya dikkat etsinler. Bunları vesîle bilsinler. Az yemek yesinler, hattâ can çıkıncaya kadar uğraşsınlar. Ölmeden evvel ölüp, nefslerini tam ıslâh edip, Hakk’a kavuşsunlar. Kendini tasavvuf yolunda sananlar ve câhil sûfîler (câhil tarîkatçılar) bu hususta hatâya düşüyor ve doğru yoldan çıkıyorlar. Bundan Allahü teâlâya sığınırız. Selef-i sâlihînden (radıyallahü anhüm ecmâîn) rivâyet edildi ki: “Usûlsüz vüsûl, kavuşma olmaz. Usûl; dînin emirlerine ve tasavvufta bulunduğu yola uymaktır.” Kur’ân-ı kerîm okumak ve din ilimleriyle meşgûl olmak en iyi iştir.”

    HERKESİN KALDIRACAK GÜCÜ YOKTUR

    Celâl Tehâniserî’nin talebelerinden birisi, birkaç sene onun sohbetlerinde bulunmasına rağmen, onda hiçbir mânevî hâl görülmemişti. Bir gün Celâl Tehâniserî’nin sohbetinde bulunan bu talebe, kendi kendine; “Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ öyle bir zât idi ki, nazar ettiği kimse evliyâlık mertebesine kavuşurdu. Bugün böyle bir zât yok.” diye aklından geçirdi. Celâl Tehâniserî onun bu düşüncesine, Allahü teâlânın izni ile vâkıf oldu. Onun bulunduğu tarafa bakarak; “Bugün de öyleleri vardır.” buyurup, bir kere ona baktılar. Talebe o anda evliyâlık mertebesine kavuştu ve kendinden geçti. Evliyâlıkta en yüksek dereceye kavuşan talebe, kısa bir süre sonra vefât etti. Bunun üzerine Celâl Tehâniserî; “Herkesin bu işi kaldıracak gücü yoktur.” buyurdu.


    1) Zübdet-ül-Makâmât (Berekât-ı Ahmediyye); s.103
    2) Umdet-ül-Makâmât; s.111
    3) Sefînet-ül-Evliyâ; s.101
    4) Müntehâb-üt-Tevârih; c.3, s.3
    5) Sevâfi-ul-Envâr; s.31
    6) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.439
    7) Ahbâr-ül-Ahyâr; s.291



    alıntı