Çanakkale Zaferi İle İlgili Tiyatrolar

Konusu 'Sanatsal Etkinlikler' forumundadır ve HazaN tarafından 23 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. HazaN Admin Yönetici Admin


    Çanakkale Zaferiyle ilgili Tiyatrolar
    Çanakkale savaşıyla ilgili tiyatro metni



    (Sahnede bir hasta, yatağında yatmaktadır. Sahne loştur. Dış ses açıklamayı okur. Bir sure sonar sahneye doctor girer.)
    DIŞ SES: Burada canlandırılan olay, İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu’nun, Amerika’da, görev yaptığı hastahanede başından geçen bir olaydır. YIL1957. YER, AMERİKA- NİYORK HASTANESİ. Hastanede görev yapan bir Türk doctor, kan almak üzere yaşlı bir hastanın kolunu açmasını ister. Yaşlı hasta kolunu sıyırınca doctor, hayretle bakakalır. Çünkü bu kolda Türk bayrağı dövmesi vardır.
    DOKTOR:(sahneye girer, neşelidir)Ooooooooo Mr. Josef Miller idi. What are you this day ?
    ANZAKLI ÖMER :Tenk you doctor,I’m ill, I’m bed, very ill. (Doktor,Anzaklı Ömer’in kolunu iğne yapmak için açınca Türk bayrağı dövmesini görür. Dövmeyi seyircilerin göreceği şekilde işaret ederek şaşkınlık ifadesi göstererek bağırır.)
    DOKTOR :OOOOOOOOOOO my god, what is this ? Are you Turk ?
    ANZAKLI ÖMER : No no I’m austuralya. Which guesçin ?
    DOKTOR :Because I’m Turk.
    (hasta adam, Türk sözünü duyunca çok heyecanlanır. Ayağa kalkmak ister. Türkçe konuşmaya başlayarak doktora sarılır.)
    ANZAKLI ÖMER :Olamaz, olamaz ! Demek Türksün ha. İnanamıyorum, yıllar sonra yine Bir Türkle karşılaşıyorum.
    DOKTOR :(ŞAŞKINLIKLA)Mr. Josef, siz Türkçe biliyorsunuz, afedersiniz, nerede öğrendiniz Türkçeyi, merak ettim doğrusu. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir.
    ANZAKLI ÖMER :Bak anlatayım evlat. (seyirciye bakarak derin bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başlar. Doktor da sandalyeye oturur, dikkatle dinler.)
    “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...İngilizler, bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık
    “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor(eliyle havada kavis çizer), gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönünden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerind ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir di pcik darbesiyle kendimden geçmişim.” “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...
    DOKTOR:Demek bizimkilere esir düştünüz ha. Vay be , eeeeee sonra ne oldu?
    ANZAKLI ÖMER: Baktım ki yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın sebebi bu işte”
    DOKTOR:Vay be mr Josef, beni de çok duygulandırdınız ya. Hem biliyor musunuz benim dedem, bu bahsettiğiniz Çanakkale savaşında şehit olmuş.
    ANZAKLI ÖMER:Tanrı günahlarını affetsin. Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra beni iyileştirmeye çaba sarf eden yine bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Sizin adınız neydi?
    DOKTOR:Ömer, efendim.
    ANZAKLI ÖMER:Niçin bu ismi vermişler size?
    DOKTOR:Biz müslümanların ikinci halifesinin ismi efendim.
    ANZAKLI ÖMER:Doktor Bey, size bir şey açıklayacağım. Benim adım şimdiye kadar Josep idi. Bundan sonra sizin adınızı alıyorum. İsmim bundan sonra Anzaklı ömer olacak.
    DOKTOR:Çok sevindim doğrusu. Bundan sonra ben de size Ömer Amca diyeyim.
    ANZAKLI ÖMER: Doktor beni Müslüman eder misin?
    DOKTOR: Tabii benim için şereftir.
    ANZAKLI ÖMER: Müslüman olmak zor mu ?
    DOKTOR: Hayır Ömer Amca, çok kolay. Buyurun birlikte şehadet getirelim. Söylediklerimi tekrar edin.
    (doktor şehadet getirir, anzaklı gözyaşları içerisinde tekrar eder, duygusal bir ortam oluşur.)
    ANZAKLI ÖMER:Ne olur ara sıra gel İslam’ı anlat bana. Ha bir de tesbih getir. Ben de çekmek istiyorum.
    DOKTOR:Buyurun, benimkini vereyim.(cebinden çıkardığı tespihi Anzaklıya verir.)
    ANZAKLI ÖMER: Beni esir alan dedeleriniz sürekli ellerinde tespih çekiyorlardı. (HEYECANLANIR) Bizim üzerimize saldırırken de (bağırarak söyler) “Allah Allah…” diye bağırıyorlardı. Bu söz bizim üzerimizde bomba etkisi yapardı Kalplerindeki iman gözlerine yansıyordu. “Allah ve Muhammet” kelimeleri için canlarını veriyorlardı. (hüzünlü bir ses tonuyla anlatmaya devam eder). Zavallıların, ne yiyecek ekmekleri ne de sırtlarında doğru dürüst elbiseleri vardı. Düşmanımız oldukları halde onların bu durumlarına acıyorduk. iyi ki onlara esir düşmüşüm. Onları tanıdıktan sonra dininize kalbim ısındı. Yıllar yılı Müslüman olmayı düşündüm. Kısmet bu anaymış. (eliyle seyircileri işaret ederek bağırır): “sizler, o şerefli, o kahraman, o insanlık abidesi insanların torunusunuz”(diyerek bir ah çektikten sonra yere yığılır)
    DOKTOR:Ömer Amca, Ömer Amcaaaaaaaa. Ambulans sirenleri çalmaya başlar. Sahneye üç beş kişi, güya hastaya müdahale için girerler. Işıklar kapatılır, sahnedekiler, sahne malzemelerini, hasta yatağını vb. alarak sahneden çıkarlar. Oyun sona erer. )


     

Sayfayı Paylaş