Çanakkale savaşının gazileri

'Genel Türk Tarihi' forumunda Yasemin tarafından 22 Şubat 2014 tarihinde açılan konu


  1. MEHMET

    Yenice - Akçakoyun Köyü'nden

    Ben Hatipoğullarından Hüseyin Oğlu Mehmet Mehmet ****. 1309 (1893) doğumluyum. 88 yaşına girdim.

    Arabistan'da Basra'da Aşer Kışlasındaydım. 9. Fırkadaydım. Piyadeydim. Talim yapardık. 8 ay kaldım Basra'da. Harp görmedim Arabistan'da. Babam bedel verdi. Köyüme geldim. Geldiğimin 12. günü Çanakkale'de Savaş başladı. Ben de Çanakkale'ye katıldım. 18 Mart günü Çimenlik kalesindeydim.

    MEHMET ****

    Düşman donanması boğazı zorladı. Toplar atılıyordu. Düşman gemileri Çimenlik Kalesini bombardıman ettiler. Bizim toplar da düşman zırhlılarına ateş ediyorlardı.

    Düşmanın iki zırhlısı batınca boğazdan geri çekildiler. Bu sefer harp karaya çevrildi. Düşman karadan hücum etti. Ben Çanakkale'de 9. Fırka'da Sıhhıye Bölüğü'ne düştüm.
    Anafartalar'da Sargı mahallinde idim. Biz ilk tedavi yapıp Büyük Sargı mahalli'ne gönderirdik bize gelen yaralıları.

    3-5 yerinden yara alanları kolu bacağı kopan yarısı yok olmuş insanları gördüm. Çok yaralılar gördüm. Bizim başımızda Başkatip Galip Bey vardı. Rütbesi Kaymakamdı.
    Ağabeyim 26. Alayda piyade idi. Ayağında dum dum kurşunu patlamış. Ayağını bozmuş. Onu gece Kavaklıdere'den Silah deposundan getirdim. Başkatip Galip Bey'in arabasıyla getirdim. Ayağı çok kötüydü. Fena yaralanmış. Sargı mahalline getirdim. Hıristiyan doktor vardı.

    -Vapur kalkıyor. Şu kağıdı imza ediverin dedim.
    -Atıver şuraya dedi.

    -Köpek ileşi mi atıyoruz Bey dedim. Bu yaralı vapura yetiştireceğiz.

    Kardeşimi vapurla karşıya Demetoka Hastanesine gönderdik. Oradan hava değişimi alıp köye gitmiş. Bir daha da gelemedi cepheye.

    Çanakkale Cephesi'nde 35 sene kaldım. Çok süngü hücumları oldu. Hatta bir kere öyle gördüm ki unutamıyorum. Bir İngiliz askeriyle bizim askerlerden biri süngülerini birbirlerine saplamışlar yan yana yere düşmüşler. Birbirlerini de şah damarlarını ısırmışlar. Yerde öylecene can vermişler. Yatıyorlardı.

    Çanakkale'de bizim 9. Fırkanın Kumandanı Alaman Sabri Bey'di. Alay Kumandamız Kadri Bey'di. Başkatibimiz Kaymakam Galip Bey'di. Yüzbaşımız Halil Efendiydi.

    Atatürk bizim fırkaya geldi. 12'şerden 24 topa iki bataryaya kumandan oldu. Düşman o sıralarda deniz kenarında idi. Atatürk'ü cephede çok gördüm. Bizim Fırkadaydı zaten. Çadırı bizim sargı mahalline yakındı. Bizim Fırka Kumandanı ile konuşurlarken duydum.
    Atatürk'le Fırka Kumandanı arasında şöyle bir konuşmayı duymuştum.

    Atatürk:
    -Biz mi onlardan toprak istiyoruz ? Yoksa onlar mı bizden ?

    Fırka Kumandanı:
    -Onlar bizden toprak istiyorlar.

    Atatürk:
    -Öyleyse neden biz hücum edip de kırdırıyoruz askeri. Onlar bize hücum etsinler. Biz onları kıralım. Biz kırılmayalım.

    Fırka Kumandanı:
    -Enver paşa gelecek. Ona söyleyelim.
    Sonra Enver Paşa geldiğinde Atatürk bunu ona da söylemiş. Hücumu kestirdilerdi. Bir daha da Enver Paşa gelmedi cepheye.

    Bizle beraber Alman subayları da vardı. Hatta Hintler diye bir Alman vardı. Mesela bir makineli tüfek bozuldu mu tamir için giderken açıktan giderdi. Yapamazsa yerinde alır makineli tüfeği Anafartalar'daki yapımhaneye götürürdü.

    "Böyle açıktan gitme öleceksin" derlermiş. O da "Ölüm bizim için" dermiş. Sonra duyduk. Hintler dediğimiz Alman kendisini denize atmış. Neden? Bilmem...

    Atatürk İngiliz topları ateşi kesmeden bizim toplara ateşi kestirmezdi.

    Çanakkale bitince 9. Fırka olarak Rus cephesine gittik. Bayburt'ta bulunduk. Alaman Sabri Bey Fırka Kumandanımız Bayburt'ta şehit düştü. Bizi Rus bozdu. Geri çekildik. Kanlı Taş denilen yerde. Ben orada sıhhıye onbaşısı idim. Baybur'ta geri çekilirken Alaman Sabri Bey makinalı tüfeklerle arkamızdan gelen Rusları 3-4 saat oyaladı. Orada kendisi de şehit düştü.

    Bizi 9. Alay yaptılar. Yay olarak Ardahan kars Sarıkamış'a kadar götürdüler. Sonra geriye Kars'a döndük. Ben orada Kars Menzil Hastanesinde bilemem kaç ay bulundum. Mütareke olup da silahlar bırakılınca da köye geldim.

    Kuvayi Milliye'de Karaağaç Cephesinde Edremit Kaymakamı Hamdi Bey'in yanında bulundum. Bizi buralardan çete olarak Hamdi Bey toparladı. Hamdi Bey'in yanından Yüzbaşı Ali Bey bizi birkaç kişi Yabancılar Cephesine aldı. Manisa Karaağacı'nın beri tarafında üzerimizde de 5-10 mermi kalmıştı. Yunanlılar biz orada bozdu. Yabancılarda piyade onbaşısı idim. Yanımda Hamdi Bey'den Mustafa Çavuş Arap Mustafa Süleyman Aras Mustafa Halil Çavuş vardı. Karabey'den Latif Çavuş Kazım'ın Hasan vardı. Hamdi Bey'den Mülazimin Hasan vardı. Biz mevzide filan değildik. Bir zeytinlik içindeyiz. Gavur geliyor. Cephanemiz bitti. Bozulduk.

    Dereköy'de Rezil Değirmeni denilen yerde yeniden bir cephe tutmak istedik. Tutamadık. Cephanemiz yoktu. Dağıldık.Biz orada 3 ay filan kalabildik.

    Sonra Hamdi Bey Akbaş Cephaneliğini basıp silah ve cephaneyi bu taraf Anadolu'ya geçirdi. Fakat İnova'da Anzavurcular tarafından şehit edildi.

    Bizim köyü Yunanlılar işgal ettiler. Kalkım'da Yunan karakolu vardı. Bizi topladılar. Önce Edremit'e götürdüler. Edremit'ten 12 kişi İzmir'e götürdüler. Ben de varım. İzmir'de hapse attılar. Bu sırada Yunanlılar Afyon Cephesinde bozulunca vapurla İzmir'den Pire'ye Korfu Adası'na götürdüler.

    İzmir'den bindiğimiz vapurda Tevfik Kaptan diye biri vardı.

    Tevfik Kaptan "Bu vapuru kaçıralım. Kurtulalım." diye konuşurdu. Ali Kumpas adında birisi vardı Aydın'lı. Gitmiş söylemiş Yunanlılara. Çok dövdüler bizi. Çay istemiştim. Getirip sıcak çayı suratıma serpiverdi gavur. İzmir'de bir de Yunan mahkemesine çıkardılar beni. "Sen çetesin kaç tane hristiyan öldürdün?" diye sordular.

    Korfu Adası'nda pek kötülük hakaret etmediler. Bir parça ekmek verirlerdi. Başka bir şey vermezlerdi. Ben Korfu'da hapis yattım. Yerim sıcaktı. Üstümdeki odada mahkeme yapıyorlardı.

    Sonra bizi korfu'dan çıkarıp Atina'nın sağ tarafında tel örgülerin içine koydular. Bu tel örgülerde 8-9 ay kaldık.

    Atina'da esir bulunduğumuz tel örgülere Ankara'dan bir elçi geldi. Ak elbiseli hasır şapkalı birisi. Tel kumandanıyla konuştular. Aramızda bir de kaymakam vardı. Çıktı o gelen elçiyle el sıkıştı. Bizi o gece Pire Limanına sevkettiler. Yalnız o kaymakamı o gece bir kör kuyuya atmış Yunanlılar. Sabahleyin ölüsünü buldular.

    Vapura bindik. İzmir'e geldik. Ben hasta oldum. İzmir Hastanesinde 12 gün yattım. Hastaneden çıktıktan sonra Edremit üzerinden köyümüze geldim.

    Hafif bir misket yarası aldım Anafartalarda.

    Düğün yaptığımda gavurlar buralardaydı. Şimdi 5 çocuğum var. Çocuğum bakıyor. Hiçbir yerden maaş almıyorum. Nefes darlığı var. Gözümün biri görmüyor. Kulaklarım ağır duyuyor. Hali vakti yerinde olanlara bile verdiler maaş da bizim gibilere vermiyorlar. Bir maaş çıkarsalar ban da elim genişleyecek. Burada oğlumun yanında kalıyorum. O veriyor arada birkaç kuruş...Harcanıyorum...
     



  2. Çanakkale savaşının gazileri



    Aşağıdaki gazilerimiz Çanakkaleli olup hem de Çanakkale Cephesi'nde savaşmış gazilerimizdir.Sayfamızda Çanakkale gazilerinin anılarını bulabilirisniz. Aşağıda isimleir geöen ve hakklarında bilgiler bulunan gazilerimizin hiçbiri şuan yaşamıyor heps hakkın rahmetine kavuşmuştur.Allah rahmet eylesin mekanların cennet olsun..

    Çanakkaleli Çanakkale savaşı gazileri isimleri;

    Ahmet Başaran

    Ahmet Fethi Türkan

    Ali Arslan

    Ali Demirel

    Apti Topal

    Hakkı Tuna

    Halil Koç

    Mustafa Aksoy

    Mehmet

    Mehmet Öztürk

    Mehmet Yavaş

    Osman Kaçmaz
     



  3. AHMET BAŞARAN

    Yenice-Çınarcık Köyü'nden.Tahir Oğlu Ahmet benim adım. 1303 (1887) doğumluyum. 94 yaşındayım. 6 yıl askerlik yaptım. Çanakkale cephesinde ağır topçuydum.

    Çanakkale'ye ilk vardığımda Çimenlik Kalesi'nde 60-70 gün talim yaptırdılar. Sonra bizi bölüklere dağıttılar. Ben 6. Bölüğe düştüm... nara Kalesi'ne verdiler. Nara Kalesi'nde 6 ay filan durmuştuk ki seferberlik ilan edildi. Bizi dardanos Bataryalarına gönderdiler. Dardanos'ta 5. Bölüğe verdiler.

    Biz 150 kişi kadar vardık. Başımızda yüzbaşı Ahmet Bey vardı. 7.5'luktu toplarımız. Biz seri ateşli toplardaydık. 4 topumuz vardı. Mermileri aynı tüfek fişengine benzerdi...kucaklayıp kakardık topun içine. 18 Mart günü Kepez'in altında bulunuyorduk. Düşman gemileri hep zırhlı tabii. Selanik açıklarından ateş ede ede geliyorlar. Kumkapı ve Seddülbahir taraflarını ateşe tuttular. O taraflardaki tabyalar ateş içinde kaldılar. Toplarparalandı...cephanelikler tutuştular. Bir zaman sonra Kumkale ve Seddülbahir'deki bataryalar sustular. Düşman Zırhlıları ateş ederek boğaza yaklaştıkça bizim de mesafemize giriyorlardı. İntepe ve Çakaltepe Bataryaların ateşe başlamalarından sonra biz de bizim mesafemize girince başladık zırhlılara ateşe.

    Ben mermi sürüyordum. 2. erdim topta. Çanakkale Boğazı karabulut gibi gemi doluydu. Hangisine atarsan at.Akşamüzeri gün inmeye yakın düşman zırhlılarından birisi bizim önümüzde battı. Bize yakındı. Ya Kilitbahir'den ya Hamidiye Tabyası'ndan attılar. Kepez çayı'nın denize döküldüğü yeri bile geçmişti. Çanakkale'ye yakınlaşmıştı. Mermi geldi zırhlıya. Denizin dibine kaynadı gitti.

    O gün batanı battı batmayanı geri çekilip kaçtı...Gittiler...18 Mart'ın ilk günü bizim tabyada 11 kişi şehit vermiştik.Soğandere Kerevizdere taraflarında dağıldılar...Geriye gittiler düşman zırhlıları...Toplarımızın önlerine çam ağaçları dikerdik. Gavurlar görmesin diye.

    Çam ağaçlarını geceleri sökerdik. Geceleri projektörümüz vardı. Yakardık...Düşman zırhlılarına onunla ateş açardık. Projektörümüzü parçalamak için çok mermi attı kafir. Yapamadı bir şey...

    O gün gece yarısı da geldiler. Batan zırhlılarının yerini araştırdılar. Biz de verdik ateşi. Gerisin geriye gittiler...Sabaha karşı oldu bu...

    Ertesi gün düşman gemileri tekrar hücum ettiler...Gene olmadı. Sonra akşam sabah hücum
    ettiler gemileriyle boğaza...Gene olmadı...Vazgeçtiler...Hücumu kesti gemiler.

    Sonra geri çekilip verdi topu Seddülbahir'e...Verdi topu...Topuyla bizim askeri kırıp kendi askerini çıkardı...

    Denizden balon kaldırıyordu. Ben gördüm. Keleter gibi bir şey. Kalkıyor havaya. O zaman asker arasında "Balon Çıkarıyor" derlerdi. Balon çıkardığını görünce biz saklanırdık. Çünkü bizi görürmüş balondan...Toplar patlamaya başlardı ardından...

    Bizim koğuşun yanlarına da çok mermi düştü. Ancak kimseyi öldürmedi.

    Bir gün nöbete gidiyordum. Aceleyle potinlerin birinin iplerini bağlamamışım. Bir arap subay vardı. Görmüş beni çağırdı...İki tokat çekti.

    -Şimdi büyük bir amir gelse ben ne diyeceğim dedi.
    Bana öfkesinden gidip koğuşların arkasındaki iğde ağaçlarının dibine oturdu. O sırada bir bomba düştü...Toprağı altüst etti...Yakın düşmüş kafirin mermisi...Subaylar çavuşlar koşup gittik.

    Korkmayın...Korkmayın...bende yara yok dedi.

    Bizim bölüğün yanında başka bir bölük daha vardı. O bölüğün toplarından birine bir düşman mermisi düşmüştü. Subayları vardı Hasan Efendi diye...O şehit düşmüştü orada...kumandanlarıydı...Şimdi Hasan Mevsuf dedikleri yerde...18 kişi de yaralanmıştı...Ben görmüştüm onları orada...

    Bizim tabur kumandanımız Binbaşı Mustafa Bey bölük kumandanımız Yüzbaşı Ahmet Efendi'ydi. Birliğimi de şöyle söyleyeyim: 3. Ağır Topçu Alayı 1. Tabur 5. Topçu Bölüğü.

    Çanakkale'ye yakın Kepez yolunun altında bir gemimiz vardı bizim. Çanakkale'yi bekliyordu. Düşman gemileri deniz altından bomba yollayıp torpille batırdılardı. Hatta batmadı gemi de yan yattıydı da askerleri bir istimbot gelip almıştı Çanakkale'den...Bir gün de bizim dışarıya çıkıp gavur gemilerini bombalayan bir gemimiz yaralanmış geri dönüyordu. Adını bilemeyeceğim. Yavuz mu Turgut mu bilmem. Boğaz'dan içeri girip nara'ya gitmişti. Biz o zaman selama durmuştuk.

    Sonra harp bitti. Silahlar terk edildi. Sabaha kadar kimse kalmasın burada dediler. Ben de o zaman köye döndüm.

    Bir zaman sonra Anzavur çıktı orta yere. Kuvayi Milliye'ye karşı. Köyden de Anzavur'a asker topladılar. Sonra gidenler de kaçıp geri geldiler. Çetecilikti ortalık...Karma karışıktı...

    Milliler de vardı Yenice'de. Anzavur'un elinde bir de top varmış...Havaya uçuyor...Milliler bozuldular o zaman Yenice'de...Ben köydeydim. Bunları duydum...Anzavurcular sonra Ağunya taraflarına kadar gitmişler. Onlar da oralarda bozulup dağılmışlar.

    Yunanlılar köyümüze geldiler. Çok dövdüler milleti. 100 kişi kadar vardılar. Yunan askerleri. Silah çıkarın" diye çok dövdüler köylüleri.

    Harman vaktiydi...Korkudan kimse çıkamazdı orta yere...Öküzler insansız harman sürüp harman dönerlerdi...

    Askerden geldikten sonra evbark olduk. 18 seneyi geçti nine öleli...Hatice'ydi adı...Üç tane çocuk oldu. 2 oğlan bir kız. Oğlumun biri askerde öldü. Adana taraflarında.
    Dörtyol'da...Şimdi burada kalan oğlumun yanında
    yaşıyorum.
     



  4. AHMET FEHMİ TÜRKAN



    Çanakkale - Sarıcaeli Köyü'nden 1313 (1897) de doğdum. 84 yaşındayım. Beni şubeden Sarıcaeli Köyü'nün yanındaki tepenin üzerindeki Çanakkale Müstahkem Muharebe Okulu'na gönderdiler. Asker olarak. Okulda iki bölük kurdular. Ben 2. Bölükle Kilitbahir'e gittim. Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane'de 15-16 ay kadar bulundum. Seferberlik yeni açıldığında Mecidiye Kalesinde talim terbiye görmüştüm. Sabah kaleye giderdik akşama kadar talim yapar sonra köye dönerdik.

    AHMET FEHMİ TÜRKAN

    Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane limanda denizin kenarındaydı. Arıburnu'nda harp yeni bitmişti. Fakat denizde düşman gemileri vardı.

    Telgrafhanedeyken şöyle bir şey olmuştu. Aklımdayken anlatayım.

    Yavuz'la Midilli çıktı bir akşam boğazlardan o şifreyi ben aldım. O geçişle ilgili şifreyi Miralay Talat Beye götürdüğümde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Emir verdi:

    -Bu gece Lapseki'den Kumkale'ye Gelibolu'dan Seddülbahir'e kadar her taraf karanlık kalacak. Gemiler dış denize çıkacaklar. Hiçbir ışık yanmayacak dedi. Ekledi:
    -Bu emri iki tarafa da telgrafla yaz.

    Seddülbahir'de Yüzbaşı Kadir Bey vardı. İyi konuşurduk. Ona dedim ki: "Gemiler geçerken ben sana bildiririm. Sen de dönerlerken bildirirsin.

    O gece akşam karanlığından bir saat sonra gemiler boğazdan dışarıya çıktılar. Üzerlerinde hiçbir ışık yoktu. Öylece sessiz ve karanlıkta geçip gittiler.

    Kadir Beye bildirdim gemilerin çıktığını. O gece sabaha karşı iki gemimiz Yavuz ve Midilli İmroz Adası'ndaki İngiliz karargahını bombalamışlar. Midilli bir torpile çarpıp batıyor. Yavuz da geri dönerken bir serseri torpile çarpıp yaralanıyor.

    Seddülbahir'den Yavuz dönerken Kadir Bey telefonda hem ağlıyor hem konuşuyor:
     



  5. ALİ DEMİREL

    Biga-Gündoğdu Bucağı'ndan.

    1301 ( 1885 ) doğumluyum. 96 yaşındayım. Köyden bir çıktım 8 senede geldim. Arıburnu Cephesinde 27. Alaydaydım. Sonra Arabistan cephesine gittim. İngiliz' e 2 yıl da esir kaldım. Arıburnu Cephesinde 27. Alay'ın o meşhur aynalı tüfeklerini ben yapardım. Marangozdum.

    Makinalı tüfekçi yazmışlar beni. Benimle beraber 5 kişi var daha bizim köyden. Çanakkale'ye varınca piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alaya.. Mevzilerimiz Arıburnu'nun üzerlerindeydi.

    Ben 27. Alay 2 Tabur 1. Bölükte bulundum. Alay Kumandanımız Şefik Bey Tabur Kumandanımız Kör Hali Bölük Kumandanımız Hasan Efendi Takım Kumandanımız Kara Mahmut ( Mülazım'ı evvel)'di.Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay çakmak çaldım.

    Bizim bölük Karatepe'deydi. Düşmanın çıktığı sabah 1 ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)'taydılar. Biz yalnız ikinci tabur vardık Arıburnun'da. Arkadan 1. Ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün Alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında.... Başçavuş'tu..

    Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin üzerine teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

    Düşman kaçarken tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

    27. Alay'ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozum demiştim ya...Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

    Bir gün düşmandan düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklerede ayna takmıştım. Her mangaya bir tana aynalı tüfek dağıtılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki tane ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

    18 Mart'ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu'ndaydım. Boğazdan geçemeyince kafir Mortu Limanı'a Seddülbahir'e zorladı. Oralardan da söktüremeyince Arıburnu'na çıkardı. Daha sonra Tuzla'ya da çıkardı.

    Macaristan'dan getirdikleri kısa ağır otobüsler çok işe yaradı. Dik atıyor... Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar.. Biz istihkamlardan görüyorduk.. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı.

    Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kafir. Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana.

    Yaralanınca Demetoka Hastanesi'ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra çıkınca tekrar eski birliğime mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce ben hep aynalı tüfek işine baktım. Alay kumandanı beni mevziye sokmadı da aynalı tüfek işine ayırdı.

    Arıburnu'nda Atatürk'ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.

    Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

    Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale'ye gittim. Beni bu sefer 24. Fırkaya verdiler. İstanbul'a gittik. Giydirdiler kuşattılar Haydarpaşa'dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin...hadi bakalım Arabistan'a...Gavur dağlarından sonra tren yok.. 70 gün yol gittik...Yürüye yürüye...Tell el Şehir'e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale'de. 44. Seyyar Hastane'ye yatırdılar.

    Hastanede 1 ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda. Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu.

    Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına...Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid'in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam'a doğru geri geliyoruz. Şam'a kadar geldik. Şam'da 50 bin kişi esir düştük. İngiliz Şam'ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam'da bir açlık bir açlık... Ekmek yokaş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı...Birine konserve birine ekmek verdi.

    Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük vardık Mısır toprağına...Kanala İsmailiye'ye. 12 tel örgü vardı. Üçerbin kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. Tel örgüdeydim.İki sene esir kaldım İngiliz'in elinde.

    Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi...Bir İngiliz yüzbaşısı...Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor topallıyor. Yanında tercümanı var tecüman başladı bağırmaya:

    -27. Alay2dan kim var burada?

    Öldürecek değiller ya"dedim. Çıktım ileriye.

    -Ben varım dedim.

    Bastonlu gavur topal topal geldi yanıma. Ellerimden gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı heralde.

    Çok rahat ettim o gavurdan...Allah razı olsun.

    Bana ayrı bir çadır kuruverdi. "Yanına iki de arkadaş al" dediler. Bir rahat ettim ama.... Sorma....

    Arıburnu'nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu'ndan... "Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri" dedir... Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Filli cigaralarından verirdi. "Sat bunları da para yap" derdi.

    Kendi de benim çadırımdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

    Ben de o topal gavura Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp 2 çift yarım potin yaptım. Elle yaptım...Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de "Esirler yapmıştır" diye yazdırıp İngiltere'ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı.

    Tel örgülerde 1000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı.

    Sonra gemilerle İstanbul'a geldik. İstanbul'dan köye geldim.

    Çok beygir atı yedik. İngilizler bir kere bize koyun eti verdiler. Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel örgülerdeyken.

    Askere gitmeden evlenmiştim. Gelince baktım ben askerdeyken Nuriye ölmüş. Zatiye'yi aldım. Zatiye öleli 13 sene oluyor. 3 çocuğum oldu. Hepsi yaşıyorlar. Oğlum bakıyor bana burada. Madalyam da yok maaş da.

    Kırık çıkıkta üzerime yoktur. Hala yaparım. Gözlerimin ikisi de görmüyordu birini açtırdım. Şimdilerde açtırdığım da duman yapıyor. Bir torunum İzmir'de subay.
     



  6. APTİ TOPAL

    Çanakkale - Kayadere Köyü'nden

    1315 (1899) yılında doğdum. Askere aldıklarında İngiliz kaçmıştı Çanakkale'den. Galiçya Cephesine yolladılar bizi. 5 senede geldim askerden.

    Önce Eceabat'ın Yalova köyüne götürdüler bizi. Cephane vapuru gelmişti. Bir tayyare geldi iki bomba attı. Biri deniz kenarına kuma düştü öteki de denize. Bizi 200 kişi ayırdılar. O gece cephaneleri boşalttık gemiden sabaha kadar. Harp gemisiydi bizimdi. Yalova Köyü ağzında indirdik cephaneleri gemiden.

    APTİ TOPAL

    Ya Barbaros'tu ya Turgut'tu. Bilmiyorum. Çamların içinde askerler hasta yatıyorlardı. Biz 40 gün durduk orada. İstirahat ettik. Soğandere'ye götürdüler bizi sonra. Soğandere'de talim terbiye gördük. İngiliz kaçmıştı o zaman. Seddülbahir Soğanderesi'nde 3 ay kadar kaldık. Yürüyüşe çıkardıklarında hep cesetlerle doluydu ortalık. Bir gün Enver Paşa ile başka paşalar geldi. Bizi teftiş ettiler. 400 kişi kadar ayırdıla bizi. Siz Galiçya'ya gideceksiniz dediler.

    Yaya başladık yürümeye. Araplı Yeğen Köy Uzunköprü'ye geldik. Bindirdiler trene Uzunköprü'de. Bulgar içinden Sofya'dan geçtik Romanya'ya Galiçya'ya geldik.

    Aramızda bir dere var düşmanla. Yağmur da nasıl yağıyor karavana da gelmiyor. Tam 18 gün aç durduk. 18 gün yiyecek bir şey bulamadık. Zabitlerden emir geldi ki: "Taş sarın belinize" diye. Göbeğime taş koyup kayışla bağladım. Epey durduk öylecene iki tane çiğ patates bulup yedim.

    Almanlar bozulunca cephede bizi de geri çektirler. Çıplak dedikleri yere. Çıplak Tepe'de mevzilerde bir ay Ruslarla savaş yaptık. Avusturyalılar kaçtılar. Sonra orduların yerlerini değiştirdiler. Sağa bizi sola Almanı ortaya Avusturyalıları aldılar. Tekrar cephe tuttuk. Bir buçuk ay kaldım orda. Bir karavana yedik hücuma kalktık. İkinci hücumda ben yaralandım. Şarapnel tuttu beni. Bizim asker bozuldu. Çok şarapnel attılar. Ben yaralı kaldım yerde yatıyorum. Gavur askerleri geldiler. Tüfeğimi attılar. Çantamda cephane vardı. Onu da attılar uzakça bir yere. Ateş ederim diye mi korkuyorlar acaba. Gavur askerinin biri de bir dilim ekmek koydu göğsüme. "Su" dedim. "Yok" dedi omuzlarıyla. Geçtiler yukarı doğru gittiler. Çok kıştı. Bir gavur askeri geliyor elinde süngüsüyle koşarak. Beni süngüleyecek herhalde. Bir başkası koştu geldi. Çatra patra çatra patra konuştular. Götürdü onu uzaklaştırdı benim yanımdan. Ne merhametli gavurlar da var yarabbim.

    İki saat geçmedi arası bizim asker imdat gelmiş. Bir hücum etti bizimkiler. Gavurlar lap lap düşüyorlar. Bir de kaldırdım kafamı şöyle bir baktım. Arpa demeti gibi döşemişler gavurlar.

    Sabah oldu. Beni alıp sargı mahalline götürdüler. Bir subay var yazıyor. Dedim ki:

    -Müslümansan yanıma gel beyim. Geldi.
    -Bir kaput atın üstüme bir de su verin dedim.
    -Şimdi asker yolladım suya gelince çok vericem dedi.
    Sonra doktorlar geldiler.

    "Bunun yarası ağır burada sarılmaz. Büyük sargı mahalline götürün" dediler.

    Sabahleyin bir gavur arabası geldi. Atlı araba. Atıverdiler bizi içine. 4-5 kişi yaralı varız arabada.

    Arabacı gavur askeri bir kamçı vurdu atlara. Dört nala kalktı hayvanlar. Yaram çok acıdı sarsıntıdan. Kafama karanlık çöküverdi. Gavurun saçından tuttum. Bir darttım. Badırdandı gavur. "Arkandaki adam ölecek" dermiş. Bir daha vurdu kamçıyı atlara. Gavur haklı. Dolaşıverdik sargı mahalline vardık. Bir subay geldi başıma. Baktı bana:
    -Haaa dedi. Bir düdük çaldı. Sıhhiye askerleri koştular geldiler.

    Subay:
    -İndirin şunu yarasını temizleyin çabuk sargılayın atın trene dedi.

    4 gün 4 gecede Gedik Kasabasına geldim. Avusturya'da bir kasaba. Hastanede çok iyi baktılar bize. Francala verdiler. Kıtlıktı o seneler. Haftada iki gün ziyaret günüydü. Çokcası kadınlar gelirdi ziyaretçi olarak; sigara bisküvi bazan da para dağıtırlardı yaralılara.

    Pani doktor derdik erkek doktorlara. Hemşirelerde öyle derdi.

    Pavla diye bir hemşire vardı. 20-25 yaşlarında. Yaşıyorsa selam söylerim. Çok güzeldi. Bana çok baktı. Ah! O Pavla yok mu? Viyana'da: "Bir kadın vereceğiz bir de dükkan vereceğiz kalırsanız" diye ilan ettiler. Kalmadık. Cahillik ettik. Kalsana be adam kalsana. Banger olacaktık. Bak şimdi millet oralara gitmek için birbirini yiyor.

    Avusturya'da bir hastanede iki sene yattıktan sonra Edirne'ye geldim. Biraz Bakırköy Hastanesinde kaldım. Sonra Büyükdere'ye götürdüler. 2 sene de böyle geçti. Köye gelince 5 sene oldu.

    Edirne'ye geldiğimde bir heyet beni muayene etti. Avusturya hastanesinden bana verdikleri kağıtları hep yırttılar. Türkiye ödeyemez bu maaşı dediler. Avusturya hastanesinde "Sana tam maaş yazdık" demişlerdi. Edirne'de 75 kuruş maaş yazdılar.

    Madalyam yok. Üç ayda bir 30 bin lira falan maaş alıyorum. 60 senedir alıyorum bu maaşı.

    Sağ kalçamda kırık var. Sağ yanıma yatamıyorum.

    Bizim köyden Kuvayi Milliye'ye katılanlar oldu. Ben nasıl gideyim. Yaralıyı. Sakatım.

    Ninenin adı "Yete" di. 4 çocuğum oldu. Bir yaşıyor. Ben de onun yanında yaşıyorum.
     



  7. HAKKI TUNA

    Eceabat - Büyük Anafartalar Köyü'nden

    1312 (1896) doğumluyum. 85 yaşındayım.

    Ben küçük Zabit Mektebinde okuyordum. İki yıl olmuştu ki seferberlik patladı. Bizi de askeri birliklere dağıttılar. 9 ay 10 gün Çanakkale Savaşlarının içinde kaldım. Ankara'nın Boyabat ilçesinde doğdum. Buralara çok küçük yaşta geldim. Harpten sonra burada evlenip kaldım.

    İstanbul Haydarpaşa'da İttihad-ı Osmaniye Mektebi'nde 15 yıl Kadıköy Rüştiyesi'nde de 2 yıl okudum. Sonra Küçük Zabit Mektebi'ne gittim.

    Henüz ikinci yılın sonuna gelmiştik ki seferberlik ilan edildi. Beni Hadımköy Sancaktepe Topçu Alayına verdiler. 6 bölüklü bir alaydı.

    Bir gün Bahriye Nazırı Cemal Paşa bizi teftişe geldi. Bu teftişten sonra bizi İstanbul'da Sultan Ahmet Camiine kaldırdılar. Bir süre Sultan Ahmet Camii'nde yatıp kalktık. Daha sonra bir emir geldi. Bütün bölüklerimizi ayrı ayrı yerlere gönderdiler. Kimimiz Arabistan'a kimimiz İstanbul Boğazı'na bizim bölüğü de Çanakkale Cephesine ayırdılar. 10 gün kadar geçmedi.

    Galat rıhtımına yanaşan bir vapura topumuz tüfeğimiz cephanemizle yüklendik. Marmara Denizi'nde o zaman denizaltı olduğundan şüphe edilirdi. Onun için bindiğimiz vapura muhafız olarak bir de torpido verdiler. Galata'dan hareket ettik Çanakkale'ye. Akbaş İskelesi'ne vapur yanaştı. Vapur boşaldı. Toplarımızı koştuk. O sırada bir düşman mermisi yakınlarımıza düştü. Eceabat'ın içinden geçiyoruz. Eceabat harabeye dönmüş. Binalar yıkılmış. Orda burda evler yanıyor.

    Çamburnu yolundan Behramlı köyünden geçtik. Kirte'ye yakınlaştığımızda gece olmuştu. O gece orada 9. Fırka'da misafir kaldık. Ertesi sabah Kirte Köyü'nün üst taraflarında hazırlanmış mevzilerimizi bulduk. Toplarımızı mevziye yerleştirdik. Bir telaş bir telaş hepimizde. Hazırlık yapıyoruz. Telefon hattımızı düzenledik. Batarya dürbünümüz kurduk. Her şeyi yerine yerleştirip hazırlığımızı tamamladık. O sırada düşman da Kirte Köyü'nün altındaki Eski Bağlar'a kadar gelmişti. Biz düşmana başladık toplarımızla ateş etmeye. Bir hafta o mevzilerde kaldık. Sonra bir emir geldi. Toplarımızı Eceabat Top Zeytinlik'e götürdük. Geri çekildik. Çadırlarımızı filan kurduk. Ben o zaman kıdemli başçavuş muaviniydim. 17. Alay 2. Bölükteydim. Ağır Topçu Bölüğünde. 12'lik ağır obüs toplarımız vardı.

    Şimdi burada yaşayan Ömer Güner de benim yanımda aynı bölükte askerdi. Top Zeytinlik'te çadırları kurduktan sonra 2 top alıp Kara Yorgi'nin Dere'ye gittik. Kara Yorgi'nin Derede'de 2.5 ay kaldık. Savaş devam ediyor. Hücumlar oluyor. Derenin içinde toplarımızın askerlerinden iki şehit verdik. Tekrar Top Zeytinliğe geldik. Refik adında bir takım subayımız vardı. Onunla birlikte bu defa Domuz Dere'ye 2 top kurduk. 35 ay da Domuz Dere'den ateş ettik düşman üzerine. Batarya Kumandanımız nadir Efendiydi. Üsteğmendi.

    Bizim gözetleme yerimiz Alçı Tepe'deydi. Üst tarafımızda da Grup Kumandanı'nın gözetleme yeri vardı. Bir gün bana batarya Kumandanımız Nadir Efendi dedi ki:

    -Seni grup Kumandanı istiyor.
    Gittim. Kapısını vurdum. Girdim yanına. Selam verdim.

    Grup Kumandanı:
    -Sen avcı hattına gideceksin. Orada 16. Alay Kumandanını bulacaksın. Sana görev verecek.

    -Emredersiniz dedim çıktım odasından. Bataryaya gelip silahlı bir asker aldım. Beraberce başladık avcı hattına gitmek üzere gitmek üzere Kirte köyü yönünde yürümeye. Kirte köyüne geldiğimizde savaş bütün şiddetiyle sürüyordu. Kirte Köyü zaten harabe olmuş. Yıkıntıların arasında bizim yaralıları getirmişler gördüm. Kiminin kolu kiminin bacağı kopmuş. Yaralıları sargı yerine götürmeye çalışıyorlardı.

    Orada durmadık. Geriye bataryaya döndük. Sabahleyin tekrar yola koyuldum. Avcı hattı bizim topların ateş ettikleri yöndeymiş. Boğazdan Çan ovasına kadar düşmanla doluydu. Yalnız Palamut ve Kaba Tepe arasında düşman yoktu.
    Yanıma asker almamıştım. Yalnızdım. Doğru yönümde gidiyordum. Bir de baktım. Önümde bir asker yürüyordu. Seslendim askere asker durdu. Sordum:

    -Kaçıncı alaydansın ?

    Asker :

    - Biz 16. Alayın 3. Taburuyuz. Şurada istirahate çekildik. Ordayız diyerek eliyle gösterdi.
    - Düş önüme beraber gidelim dedim.

    O zaman asker toprak altında meydanda değil sığınaklarda. Gittik oraya.
    İndim aşağıya. Bir piyade subayı gördüm. Grup Kumandanının beni istediğini anlattım.
    Hemen çavuşa döndü :

    -Çavuş. Açıkgöz birisi silahlarını alsın gelsin. Bu arkadaşla gidecek.
    Bir de baktım cin gibi bir asker geldi. Silahlı göğsünde çapraz fişekler. Düştü önüme. Gidiyoruz. Bazı açıktan gidiyoruz. Düşman bizi görünce veriyor şarapneli bize. Bazı gizli yollardan gidiyoruz. Koşarak giderken avcı hattının arkasında karargah çıktı karşımıza.

    Karargaha vardım. 5-10 kişi getirmişler. İleri hattan getirmişler şehitleri. Gömememişler daha. Uzatmışlar öyle yatıyorlar.
    Alay Kumandanına bir selam verdim. Alay Kumandanı uzun boylu bir adam.

    Bana dedi ki:
    - Şurada telefon odasında biraz otur da bir erle gidersin ileri.
    - Ben er istemem dedim.

    Karargahtan ilerideki avcı hatlarına giden bir sıçan yolu var. Girdim sıçan yoluna vardım avcı hattına. Bir ateş cehennemi üzerindeyiz.

    Kum çuvallarını sıralamışlar. Asker de çuvalların gerisinde silahları ellerinde ateş ediyorlardı.
    Piyade bölük kumandanı anlatmaya başladı :

    " Bu hattı teslim aldığımızda burada bulunan alaydan 12 kişi kalmıştı."
    Bizim hattın 100 metre ilerisinde de Fransız hatları vardı. Düşman denizden zırhlılar dan da toplarıyla durmadan ateş ediyor. Bizim bulunduğumuz yerle Fransız hatları arasına bir mermi düştü. Kum çuvallarını yıktı. Çuvallardan biri belime çarptı. Ben de yerimi değiştirdim.

    Arkasından bir mermi daha...Avcı hatlarının tam orta yerine...Bir bağırtı koptu...Bir kaç şehit... dört beş yaralı...Hemen sıhhiyeler koşup geldiler...Götürdüler yaralı ve şehitleri.

    Şehitlerden bir tanesini gördüm...İnsan olduğu belli değil...Kıpkırmızı et. Dağılmış...Batarya Kumandanımız Sami Bey benim ölüp ölmediğimi öğrenmek için bir er göndermiş.benim avcı hatlarında olduğumu öğrenen er de geri dönüp gitmiş.
    Avcı hatlarını iyice görmüş düşmanın ateşini ve durumunu yakından incelemiştim. Akşam bataryama dönmek üzere yola çıktım.

    Gece çakır yıldızlıktı...Kurşunlar vızıl vızıl etrafımdan geçiyordu. Bataryama sağ salim dönebilmiştim.

    Arkadaşlar "Ölmeden gelmiş" diyorlardı.

    Bir gün gözetleme yerindeydim. Sami Bey var...Batarya kumandanımız...O gerideydi...Topları Refik Teğmen idare ederdi...Sonradan bir Üsteğmen daha gelmişti...O "More More" diye konuşurdu...Arnavut'tu. Gözetleme yerinden makaslı dürbünle bakıyordum. İlerilere avcı hatlarına...Dürbün yakın gösteriyor. Bir de baktım. Fransız hatlarında bir kıpırtı var. Teğmene seslendim.

    -Fransızlarda bir telaş var...Hücuma mı kalkacaklar ne?
    -İyi bak Hakkı dedi teğmen.

    Teğmen diyorum. Üsteğmen...Batarya Kumandanımıza söylüyorum bunları.
    Kafamı çevirdim baktım Fransızlar süngü takmışlar hücuma kalkıyorlar fırlamışlar siperlerden biraz ilerlediler bizimkiler de fırladı siperlerden başladı süngü harbi... Bizim toplar düşman topları hepimiz oraya ateş ediyoruz. Gökyüzüne dikildi asker. Epey devam etti süngü harbi. Fransızlar bizim askerleri önlerine katmışlar sürüyorlar geriye karagahın yakınlarına. Az geldi herhalde kuvvetimiz. O sırada bir şakırtı koptu Soğandere'den; kuvvet geliyor dedim kendi kendime.

    Asker koşa koşa gidip karşıladı gavuru. Hiç unutmam...Bizim askerlerden birisi bir Fransız askerini kat ön etmiş...Fransız kaçıyor bizimki arkada yetişemiyor Fransız'a. Yetişse süngüleyecek. Aştılar gittiler önlü arkalı düşman içlerine kadar...ne oldular bilmem... Gözden kayboldular. Bizim askerlerimiz Fransızların siperlerini ele geçirmişlerdi o günkü hücumda.

    Bizim alt tarafımızda çamlığın içinde 105'luk seri ateşli toplar vardı...Onlar da başldılar ateşe şimdi abide yapılan sırtlara ateş ediyorlardı.

    Orada Fransızlar'ın bir cephaneliği isabet almış yanıyor. Bilmiyorum artık cephanelik miydi...Erzak deposu muydu...Başlarında bir subay bir manga Fransız askeri söndürmek için koşuyorlardı. Bizim toplar şarapnele çevirdiler bu sefer atışı. Tutunamadı Fransızlar. Bıraktılar söndürme işini kaçıp gittiler.Bu olay Domuz Dere'de olmuştu.

    Aradan bir zaman geçti...Düşman birlikleri bütün cephe boyunca hücuma laktılar. Söktüremediler...Son hücumları idi bu onların...Bıraktılar hücumu...

    Biz toplarımızı Kaba Tepe'ye getirdik. Ben yine gözetleme yerindeydim. Dürbünle bakıyordum. Düşman sabah erkenden Anafarta Ovasına da asker çıkardı. Askerin çıkarılışını ben de dürbünümle izliyordum. Düşmanın karaya ayak basmasıyla Anafartalarda da savaş başladı. Cayırtı koptu...Devam etti. Fakat...söktüremedi. 3 ay daha kaldı kafir. Üç aydan sonra aldı başını gitti.

    Bir sabah Kaba Tape'de arkadaşlar Fransızlar Seddülbahir'den kaçmış dediler. Atladım beygire bastım gittim. Çift Ekin'den aşağı indim. Bizim asker ovaya yayılmış hep...Yiyecek giyecek herşeyleri bırakıp gitmişler. Bir tane de Kadana beygiri kaçırmışlar...Bizim askerler de tutup getirmişler.

    Bir İngiliz Gemisi İmroz taraflarından bıraktıkları şeylere veriyorlar mermiyi...Yakıyorlar...
    Düşman gittikten sonra bir süre daha o yakınlarda bir köyde durduk. Sonra bizim topları Enez'e götürdüler. Buralarda bir alay meydana getirdiler...Sahillere adi ateşli toplar koydular. Buralarda az bir asker kaldı. Beni de Küçük Anafartalar Köyündeki 24'lük toplara verdiler. Arabistan teslim olduktan sonra da zaten asker terhis olmuştu. Bizim batarya kumandanımız daha sonra tekrar tabur kumandan vekili olarak burada kurulan alaya gelmişti.

    Mütareke imzalandıktan sonra fransızlaringilizler buralardaki topları hep patlatıp parçaladılar.

    Anadolu'ya geçirmediler bizi buralardan. Köyümüzde Yunan jandarması da vardı. Ben bu köyde... Büyük Anafarta köyü'nde evlenip kaldım.
     



  8. HALİL KOÇ

    Çanakkale - Haliloğlu Köyü'nden

    1309 (1893)'da doğdum. 88 yaşındayım. Balkan'ı gördüm. Arıburnu'nu Muş cephesinde Rus'u Halep taraflarını da gördüm. Önce Eceabattaydık. Kabatepe'ye keşif koluna gittik. Kabatepe'de İngiliz gemileri geldiler. Şamadıra bıraktılar. Bizimkiler kayalıklarda şamandıraları topladılar.

    Bir hafta sonra İngilizler geldiler. Ben nöbet yerindeydim. Sabaha karşıydı. İmroz'un her yanı ateşler içinde kaldı. Haber verdim. Nöbet onbaşısına. Çavuşlar subaylar hepsi geldiler.

    İngilizler asker çıkarmaya başladılar. Şamandıraları bıraktıkları yerlere. Mavnalara dolduruyorlar askerleri. Karaya çıkarıyorlar. Harp gemileri de denizde. Arıburnu taraflarına çıkıyorlar. Bizim 4. Bölük Arıburnu'ndaydı. Çiğnemiş gavur onları. Biz Kabatepe'deyiz bakıyoruz. Bizim toplarımız vardı yanımızda 4 tane top. Toplar ateş ediyordu. Gavurun mavnalarını karaya çıkarken ortadan bölübölüverirken gördüm. Dik yarlar var. Böyle bir yarın kenarından görüyorum. 2-3 gün durduk orada. Aldılar bizi de. Saat dokuzda hücum yaptırdılar Kanlı Sırt'ta. Kanlı Sırt'a bir de varmıştık ki ortalık hazır gibi insan ölüsü. Onların aralarından sürünerek aştık öteki yüze. Gavurun süngüleri görünüyor istihkamlarında. Orada ateş ederken yanımdaki bütün arkadaşlarım şehit oldular. Bir ben kaldım. "Ben de vurulurum burada" diye düşündüm hep. Kafamı kaldırmışım biraz herhalde. Kafama "Küttek" bir taş vurdu. Yüzbaşım geldi.

    "Gidebileceksen git" dedi. Bıraktım tüfeğimi. Elden ele beni geçirdiler... Gittim. Benim başıma taş değil de şarapnel parçası gelmiş. Barmış kalmış. Biga'ya Demetoka Hastanesine gönderdiler. Orada çıkardılar şarapnel parçasını. 60 sene oluyor çıkarılalı. Demetoka'da bir ay kaldım.

    Tekrar geldik Arıburnu'na. Giriverdik cepheye... 8 ay kaldık. 8 ay istihkamlarda durduk. İngilizler tünel kazdılar. Lağım ateşlediler. Dünyanın toprağını üstümüze kaldırdılar. Hiçbir şey olmadı gene de.

    Çok hücum yaptık. İstihkamdan çıkarıyorlar dışarı. Hadi bakalım hücum... Hücum... Süngü hücumu. Süngüleri takıyorum. İstihkamdan çıkıyoruz. Gavurun istihkamı 20 adım. Onların istihkamlarına varmadan gavur öldürüyor seni. Nereye gideceksin? Enver Paşa hücum yaptırıyor zorla. Enver Paşa'yı gördüm oralara gelmişti. Harbiye Nazırı idi.

    Arıburnu'nda Şefik Bey Alay Kumandanımızdı bizim. Gavur asker çıkarırken 9. Fırka Kumandanı emir veremedi. Şefik Bey kendi emriyle koydu bizi muharebeye. Şefik Bey başımızda 9 ay durdu. Bir de mülazim Kemal Bey vardı şehit olmuştu. Ben piyade idim. 27. Alay 2. Tabur 2. Bölük 2. Takım'ın 9. Mangasındayım. Elimde Alaman mavzeri vardı.

    Gavur sonra Anafarta'ya asker çıkardı. Biz gitmedik Anafarta'ya. Düşman ordan da hücum etti... Geçemediler... 9 ay durduk... Geçirmedik kafiri Çanakkale'den.

    Bir gece keşif koluna gönderdiler bizi iki kişiyiz... Gebeçınar Köyü'nden Mehmet Dayı vardı yanımda. Zifir gibi karanlık bir gece. Vardık gavurun siperine... Dinledik. Gavurlar "mınır mınır" konuşuyorlar. Geri döndük. Geri dönerken bir gavur ölüsünün üzerine bastık. Matrası falan tangur tungur etti. Gürültü oldu... Gavurlar siperlerinden başladılar üzerimize ateş etmeye... kaçamadık. Birer top mermisi çukuru bulup sindik içlerine. Dört saat sonra ateş yatıştı da çıkabildik dışarıya. 27. Alayın mevziilerini bulamadık. 72. Alayın mevziilerine düşmüşüz. O gece 27. Alayda parola "Kasatura" idi. Gavur o gece sabaha karşı kaçmış gitmiş. Dört gün daha durduk orada biz. Aldılar bizi Kırklareli'ne getirdiler. Kırklareli'nde biz 2 günlük peksimetle 250'şer mermi verdiler. Arkamızda 30 okka yük. Çıktık hıdrellezde yola Mart'ın 1'inde Diyarbakır'a vardık. Hep yayan.

    Diyarbakır'da yeni birlikler teşkil ettiler. Ben 24. Alay'ın 3. Bölüğüne düştüm. Alay kumandanımız Süleyman Bey adında biriydi. Muş cephesine vardık. Mevziilere girdik. Karşımızda Ruslar var. Bize hücum ettiler bozdular. Sonra biz onlara hücum ettik. Rus'dan 2 tane top ele geçirdik. Onlar hayvanlarını süngüleye süngüleye Muş'a çekildiler.

    Ruslar geri çekilmeye devam ediyorlar. Fakat geriye bir takım asker bırakmışlar. Bu takım bize hücumlar yapıyor oyalıyor bizi... Biz de arkadan kovalıyoruz Rus kuvvetlerini... derken Ruslar bize asıl kuvvetleriyle tekrar hücuma geçtiler. Biz bozulduk üç gün geriye kaçtık. Batıya... Billuriye'ye geldik... 15 gün sonra biz hücum ettik Ruslara... Ruslar geriye çekildiler. O sırada Ruslar içlerinden bozulmuşlar. Muş'a kadar Rusların ardından gittik... Muş'ta durduk...

    Ben Muş'ta piyadeden gönüllü olarak makinalı tüfeğe geçtim. Orada bir kış geçirdik... Geçirdik ama nasıl?...

    Bir açlık... Bir açlık... O kadar işte... Ayaklarımızdaki çarıkların derilerini yiyoruz. At mat eti de çok yedik... Ölü mü canlı mı sorma gari... Ben makinalıya geçtim demiştim ya... Hayvanların yeminden alıp kavurup yiyoruz. Yok ki başka bir şey... Ne yiyeceksin?

    Bizim bir küçük Zabit vardı... Zeki Efendi. Aç kalmış. Herkes aç. Bana dedi ki: "Bana da kavuruver de ben de yiyeyim." Kavuruverdim... hayvanların yeminden... O da yedi... Sani Milazim'di.

    Benim makinalı tüfek kızaklı makinalıydı. Alaman malı... Makinalı da iken savaş olmadı. 17. Alaya teslim ettik Şam'a giderken makinalıyı.

    İngiliz hücum etmiş Şam taraflarında. Yüzbaşımız Cemil Bey telgraf çekti. "Gelliyoruz" diye Halep'e kadar yürüdük.

    Halep'te Yüzbaşımız Cemil Bey'in yanında 8 ay durdum. Biz bozulunca Arabistan'da İngilizler her yeri teslim aldılar. Terk-i Silah oldu. Biz de Adana'ya geldik. Sonra Konya'ya geldik. Ben Alaşehir'den teskeremi alıp köye geldim.

    Halep'te İaşe Zabiti Remzi Efendi'nin verdiği atlara baktım. Ötede beride otlatırdım atları. 3 ay da hastanede yattım. Sürgün olmuşum. Bir türlü sürgünüm kesilmedi.

    Yunan çıktığında İzmir'e biz köydeydik. Burada biz İngilizlerin elindeydik. Anadolu'ya Kuvayı Milliye'ye gidemedik. İngilizler köyümüze avlanmaya gelirlerdi. Çanakkale'deki İngilizler. Bazı da İngiliz Süvarileri köyden geçip giderlerdi. Çan'ın Bahadırlı Köyü'nde İngilizlerin bir zararını görmedik biz. Çanakkale'ye tel örgüden girip çıkardık.

    Atatürk'ü görmedim.
    Yalnız Şerbetli Köyünden Adem vardı. O Atatürk'ün yanında durmuş. Borazanmış... Anlatırdı. "Grup Kumandanımızdı" diye.

    Arıburnu'na babam da geldi benim yanıma. Beni dolaşmaya gelmişti. O da aynalı tüfekle ateş etmişti düşmana.

    Aynalı tüfek dediğim aynı elimizdeki tüfeklerden de önlü arkalı iki tane aynası var. Aynalarından bakıyoruz düşmana doğru.

    Babam helva yoğurt yumurta getirmişti. Daha başka arkadaşların da babaları gelirlerdi... tabii yakın yerlerdekiler... Buradakiler...

    Babam: "Bunlarda bu evlatlarda umut yok. Bunlar buralarda kalırlar..." derdi. Ateşin içinde nasıl umut olsun?

    8 ay boyunca 24 saat ateş hattında 24 saat geride istihkamda durdurduk. İstihkamın içine kaç defa bomba düşmüştü. Böyle çok arkadaşımız şehit oldu gitti.

    Sigara paketleri atarlardı gavurlar bizim istihkamlarımıza.

    Birinde İngilizler kavurma kutusuna barut ve fişek doldurup fitilini ateşleyip bizim istihkama attılar. Fısır fısır yanıyor kutu istihkamın içinde. Biz kaçayım derken dirsek siperini yıktık. 7 kişi bu yıkıntının altında kaldık. Kutunun lehimleri eriyince açılıverdi... Deste deste fişekler yayılakaldı orta yerde. Kimseye bir şey olmamıştı. Masal gibi hep bunlar...

    İstanbul'dan Muş'a Muş'tan Halep'e yayan gittik. Potinlerimizin altı tahta idi. Takunya gibi. Tahtalar dağılıverdi de potinlerle çıplak ayak yürüdük... Sonra sığır çarığı dağıttılar... Çarıklar da çıkıçıkıverirdi ayaklarımızdan... Çok çile çektik.

    Balkan Harbi'nde İstanbul'da Eski Saray'da talimhaneydi. İçinde yangın kulesi filan var. Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nazırıydı. Mahmut Şevket Paşa'yı bizim talimhaneye geldiğinde görmüştüm.

    Mahmut Şevket Paşa'yı Beyazıt önünde öldürdüler. Topal Tevfik diye biri öldürmüştü. Beyazıt Meydanı'na 24 tane darağacı dikildi bir gece sabaha karşı. Ben de darağaçları diken askerler arasındaydım. O ara marangozhanede çalışıyordum. Topal Tevfik dedikleri adamın asılışını Eski Sarayın bahçesindeki parmaklıkların arasından gördüm. Topal Tevfik 12. olarak asıldı. Darağacına çıkarılırken "Domuzun başını öldürdüm. Yaşasın millet bin sene" diye bağırdı. Birincide urgan koptuydu. İkincide astılardı. Ölüsü dört saat sallandı durdu meydanda.
    ...
    Sultan Reşat'ı da gördüm. Ak sakallı bir ihtiyardı.

    Edirne muhasaradaydı. Babam 100 Osmanlı lirası bedel verdi de ben köye döndüm. Babmın ödediği bedelle teskere alıp köye döndükten 7 ay sonra seferberlik açıldı. Bizi tekrar askere aldılar. Arıburnu'na gittim. İngiliz bir sene sonra yaza karşı asker çıkardı. 18 Mart'ta Arıburnu'ndaydım top seslerini oradan duydum.

    Askere gitmeden evlendim. Nine sağ. Esma adı. İki kızım bir oğlum olmuştu. Kızlardan bir öldü. Altı torunum var şimdi. Sağlığım iyi. Bir şikayetim yok.

    Maaş filan almıyorum. Madalyam yok.
     



  9. MUSTAFA AKSOY

    Çan - Halilağa Köyü'nden

    Ben Mustafa Aksoy. 309'luyum (1893). 88 yaşındayım. Seddülbahir'de bulundum. 9. Fırka 26. Alay 3. Tabur'daydım. Fırka kumandanımız Yüzbaşı Ali İhsan Bey'di. Takım zabitlerimizden de Yusuf Efendi Ayin Efendi vardı. Piyadeydim. Mevziilerdeydik Seddülbahir'de. Beşli mavzer tüfeğim vardı. Osmanlı mavzeri 4-5 ay durduk mevzilerde. Düşman asker çıkardı bize doğru geliyor. Düşmanın askeri talim terbiye görmemiş.

    Sıçrama filan bilmiyorlar. Öyle geliyorlar bize doğru. Bizde makinalı tüfek var. Basıyoruz kurşunu döşek gibi döşeniyorlar. Bizim arkadaşlar tutuveriyorlar makinalıyı arayıp duruyor makinalı. Düşen kalıyor dediler ki "Arap askeriymiş bunlar. İngiliz bilmeden getirmiş bunları" diye konuşuluyor mevziide. Bilmiyoruz ki onlarla muharebe yaptık çarpıştık adam gibi.

    Önce düşmanın zırhlıları denizden üzerimize ateş yağdırdılar. Attılar attılar. Baktılar bizim taraftan karşılık yok zırhlıları biraz daha solkuldular karaya. Tekrar ateş yağdırdılar. Bizden bir kıpırtı yok. Daha da yaklaştı tekrar ateşe başladı. Bu defa bizim topçular da ateşe başladılar. Zırhlıların ateşi bizim topları susturdu. Geldi doğru bizim önümüze Seddülbahir'e asker çıkardı. Zırhlısı vapuru geldi oraya oturdu. Ben "Bu gavur geçemez emme hadi hayırlısı" dedim kendi kendime. Mayınlar denizin altında gömülü. Dışarıdan görünmüyor ama dışarda deniz kıyısında adamları var ellerinde fitilleri. Gavurun zırhlıları geçerken fitili ateşleyecek. Kaç yerde var böyle adamlar. Bekleyip duruyorlar.
    ....
    Gavurun zırhlıları yürüdüler boğaza doğru. Biraz daha ilerleyince bizim topların mesafesine girdiler. Çimenliktekiler Kirtedeki toplar ateş etmeye başladılar gavura. Çanakkale'deki koca toplar filan. Gavurun zırhlısının üzerine yukarıdan indiriverdiler. Biri de yaralandı. Hoop devriliverdi gavurun zırhlısı. Biz de istihkamlardan görüyoruz bunları. Depinemedi gavurlar geçemediler boğazı geri döndüler çekildiler geriye.
    ....
    Orada yaralandım Seddülbahir'de. Hücuma kalkmıştık. Yüzbaşı Şerafettin Bey emir verdi. Bir konuşma yaptı önce mevziilerde. Besmele çekti baştan. Sonra "Ananız sizi bu günler için doğurdu. Hadi bakalım! Ben sizin önünüzden siz benim arkamdan. Sakın geriye çekileyim demeyin düşmandan korkup da. Öldüreceğiz düşmanı denize dökeceğiz." dedi.

    Yüzbaşımız İstanbullu idi. "Süngü tak. Muharebe fişengiyle doldur kapat" emrini söyledi. Birer de bomba var her birimizde. "Hadi bakalım oğlum ateş!" diye bağırdı.

    Gavur da askerlerini çıkarıyor deniz kıyısından. İki yere iskele etmiş. Boyuna askerini boşaltıyor... "Şiddetli ateş!" diye bağırdı yüzbaşımız. Mevziilerdeyiz. At bakalım at bakalım. Gavur bizi görmüyor. Biz gavuru görüyoruz mevziilerimizden. Biz hep ateş ediyoruz. Gavur zığındere tarafından çevirmiş. Yüzbaşı : "Düşman bize ateş yapacak geri çekilelim. Esir olacağız yoksa" dedi.

    Ben o sırada mevzide vuruldum bacaklarım tutmuyor. Kurşun delmiş iki ayağımı da dizlerimin bir karış altından. Sol kulağımın dibinden de bir kurşun geçti. Kafama bir de parça denk geldi. Şarapnel gibi bir şey. Ufak ama yardı attı. Bir çok arkadaşlar şehit oldular gözlerimin önünde. Yaralananlar oldular. İsimlerini pek hatırlayamıyorum. Aklımda kalmadı ki. Vurulanlardan Kayserili Ahmet Çavuş vardı. Bir de Balıkesirli Nebi Çavuş.

    Yaralandık geri çekiliyoruz. Anaca- babaca günü. Kanlı Dere'nin içine indik. Katırları atları da derenin içine indirmişler. Onlar da titreşip duruyorlar. Sıhhiye filan yok. Bacaklarım da soğudu kaldı. Yavaş yavaş hayvanların bacaklarının aralarından yukarı doğru Kirte'ye çıktık. Kirte'de kaldım gidemedim. Takviyeye gelen birliklerden birinin zabiti geldi yanıma eliyle işaret etti.

    - Otur otur dedi.

    Sıhhiye yok. Bir şey yok. Götürecek insan da yok beni bayırın başı.

    Baktı bana zabit.
    - Ne oldu? dedi

    - Yaralıyım efendim dedim.
    Atından indi yanıma geldi çöktü.

    Bana düşmanın nerelerde olduğunu sordu. Ben de gördüklerimi düşmanınnerlerde olduğunu olduğu gibi söyledim.

    O zabit geriden kendisine yetişen askerlerine silah çattırdı. İki askere emir verdi :

    - Bunu Maydos'a (Eceabat) götüreceksiniz. Hastaneye teslim edeceksiniz. Bir de teslim kağıdı alığ getireceksiniz bana dedi.

    " Oh... Hele Yarabbi şükür" dedim.

    Aldı o iki asker beni Maydos'ta hastaneye yatırdılar. Maydos'a hastanede de pek tutmadılar. Karabiga'ya gönderdiler. Karabiga'da da at arabasına bindirdiler. Biga'ya hastaneye yatırdılar. 29 gün Biga'da hastanede yattım. Hastaneden çıktım. Tekrar cepheye gönderdiler beni. Bizim tabur yerinden oynamış. Bulamadık taburu. Taburumuz Arıburnu civarında Semertepe'ye geçmiş. Oralardaymış. Maydos'ta bize silah cephane verdiler. Haydi bakalım tekrar cepheye birliğimize Semertepe'ye. 26. Alaya. Ben 26. Alayın 4. Bölüğündeyim. 3. Takım 3. Mangadayım.

    Beni ve benim gibi olan hastaneden gelen arkadaşları muayene ettiler. Askerlik yapamaz dediler. Karadeniz Boğazı'nda İstanbul'da 6 saat ileride Ağaçlı denen yerdeki maden ocaklarına gönderdiler. 3 ocak vardı. Orada asker olarak madende çalıştırdılar. Madende kömür çıkarıyorduk. İstanbul'a gidiyordu kömürler. 25 sene kaldım madende. 75 sene geldim köyüme.

    Madalyam yok 2 senedir maaş alıyorum. Askerden gelince evlendim. Bayramiç'in Dongurlu köyünden. Adı Tayyire idi. 6 sene önce öldü. 1 kız 2 erkek çocuğum var. Oğlumun yanında kalıyorum burada köyde.

    Gece talim yapardık. Gündüz düşmana ateş ederdik. Gündüz pek talim yapamazdık. Düşmanın tayyaresi tepemizde gezerdi. Gördüğü zaman Büyük kumandanlardan göremedik. Bizim gibiler nerde görecek onlar?