Çanakkale Savaşında Silahını Bırakmayan Asker Hakkında Bilgi

'Genel Türk Tarihi' forumunda Yasemin tarafından 18 Mart 2013 tarihinde açılan konu


  1. Çanakkale Savaşında Silahını Bırakmayan Asker


    Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.

    Çanakkale Savaşında Silahını Bırakmayan Asker


    Çanakkale savaşı, yarım milyon insanımızın şehadetiyle zafere ulaştı. Bu, dünyaca bilinen bir gerçek. Orada Anadolu’daki her evden mutlaka bir şehit yatıyor. Her birinin de bir destanı, bir hikayesi var.
    Ali Hoca’da Çanakkale şehpitlerinden. Onun da hikayesi var. Hemde destansı bir hikaye.
    Hatışoğlu Konağı adlı kitabımızın bir yerinde Reşit Hoca dedemden bahsediyordum.
    "Reşit Hoca aslında dört kardeşmiş. Büyük kardeşi Ahmet Hoca, Osmancık vaizi olarak emekli olmuş. Diğer kardeşi Osman Hoca da Hamit Cami müezziniymiş. Bir diğer kardeşinin adı da Ali’ymiş. Annem, Ali amcasının atıyla birlikte seferberlikte askere gettiğini söylerdi. Birinci Dünya Savaşı’nda onu Çanakkale cephesine göndermişler. Kendisinden üç dört yıl habır alınamamış. Sadece Çanakkale cephesinde olduğu biliniyormuş, o kadar.

    Bir gün Ali amcasının atı, Karaören’e (Başpınar’a) gelmiş. Komşular, Bekir Hoca’ya gelip haber vermişler:
    Ali’nin atı geldi.
    Ali yok mu?
    At yalnız geldi. Ali’yi görmedik.
    Atın gözüne bakın, gözünde yaş var mı?
    Bana haber verin.

    Bunun üzerine evden çıkıp ata baktıklarında mahzun bir insan gibi gözyaşı döktüğünü görüyorlar. Gelip durumu Bekir Hoca’ya haber veriyorlar. O da abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra ellerini semaya kaldırarak şöyle diyor:


    Rabbim, sana şükürler olsun. Ne mutlu bana, şehit babası oldum. Allah’ım, şehit oğlumun şefaatinden mahrum etme.

    Namaz ve duayı bitirdikten sonra

    Atı ahıra çekin, terini kurulayın, yem saman verin. O, Ali’min emaneti, deyip tesbihine devam ediyor
    Ben, annemden dinlediğim bu tarihi olayı okuyucularıma böyle aktarmıştım.

    Şehit Ali’yle ilgili internette Allah’ın Bahşettiği En Büyük Rütbebaşlıklı şu bilgiye ulaşınca hem hayret icre kaldım, hem e sevindim:

    Çorum-Osmancık-Başpınar Kasabası (Karaviran) kütüğüne kayıtlı Bekir Hoca’nın medrese talebesi dört oğlundan Çanakkale’ye katılan Ali Hoca’nın şehadetiyle ilgili bir tablo düşmanın top ve güllelerinin sağanak halinde yağdığı bir ikindi vakti namazını eda etmektedir Ali Hoca.
    O menfur sağanaktan bir şarapnel parçası isabet eder bu iman eri Anadolu yiğidine. Silahı hemencecik önünde durmaktadır. Darbeyla beraber silahına sarılır. Silahına sahiptir lakin can kuşunu kaçırmıştır elinden. Can kuşu cennete uçmuştur. Ali Hoca’nın silahını elinden kimse alamaz. Arkadaşları komutanının yanına gelmişlerdir. Üzerindeki emanetler tespit ve teslim alınacaktır.
    Lakin garip bir devir teslimdir bu .Ali Hoca, silahını kimseye vermez. Sımsıkı kavradğı silahı elinden koparamazlar. Arkadaşlarından biri, bileğinin kesilmesini teklif eder silahı alabilmek için. Lakin komutan manidar bir bakış fırlatır askere ki bu bakış eritir teklifin sahibini. Ve döner Ali Hoca’ya komutan

    Oğlum Ali, Allah’ın sana bahşettiği en büyük rütbeyi aldın. Bu saatten sonra sana bu silah lazım olmayacak. O bize gerekli. Onun için silahını bize teslim eder misin evladım, der.

    Bu hitaba Ali Hoca, ellerini açarak ve silahı bırakarak cevap verir.