Çanakkale Savaşı Hakkında detaylı Bilgi

'Genel Türk Tarihi' forumunda HazaN tarafından 10 Mart 2010 tarihinde açılan konu


  1. Çanakkale Savaşı nedenleri


    Tarihe yön veren bir savaş, fakirlik içinde, yoksulluk içinde, imkansızlık içinde dünyaya meydan okuyan Mehmetçiğin hikayesi biraz sonra okuyacaklarımız.

    [​IMG]
    20. yüzyılın başlarında (28 Haziran 1914’te) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesiyle olaylar patlak verdi.

    Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.

    Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

    Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

    Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

    Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

    Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

    GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.

    27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

    Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

    İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

    Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı.

    Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı.
     



  2. Cevap: Çanakkale Savaşı

    Çanakkale Deniz Harekatı

    17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu.

    [​IMG]
    Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

    Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı.


    Fransız Savaş Gemisi Bouvet
    Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.

    Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.


    18 Mart Deniz Hârekatında batırılan HMS Ocean
    Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı.

    [​IMG]
    İngiliz Queen Elizabet Zırhlısı.

    Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.

    18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.
     



  3. Cevap: Çanakkale Savaşı

    Çanakkale Kara Harekatı

    Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

    Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.

    Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.

    Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın tek başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

    Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.

    Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

    O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

    Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.

    Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.
     



  4. Cevap: Çanakkale Savaşı

    Çanakkale Savaşının Sonuçları

    1. Savaşın başından beri tarafsızlığını koruyan Bulgaristan, ittifak devletleri safına geçti. Böylece Osmanlı Devleti’ne karadan Alman yardımının gelmesi için gerekli yol açılmış oldu.

    2. Yunanistan henüz daha itilaf devletleri safında olmamakla beraber, yaklaşan Bulgar tehlikesi nedeniyle müttefik devletlerine Selanik’i üs olarak verdi. Bu iş birliği, Kurtuluş Savaşı’na kadar gidecek bir ortaklığı başlatıyordu.

    3. 9 Ekim’de Alman ve Avusturya ordularının kuzeyden, Bulgar ordularının da doğudan saldırısıyla, Belgrad düştü, Sırbistan zor durumda kaldı.

    4. Askeri malzeme yardımı alamayan, ekonomisinin dayandığı ürünlerinin çoğunu da boğazlar üzerinden satarken, boğazlardan geçişi imkânsızlaşan Rusya’daki, çarlık rejimi, Bolşevik Devrimi ile yıkıldı. Rusya batı Avrupa’dan uzaklaştı. Bolşevikler, savaş sırasında itilaf devletleri ile yapılan gizli anlaşmaları açıklayınca, Türkler toprakları ile ilgili planların farkına daha iyi vardı.

    5. 7–8 Kasım 1917’deki Bolşevik Devrimi ile Rusya savaştan çekilince, Osmanlı, Rus işgali altındaki topraklarını kurtardı.

    6. Emperyalist güçlere karşı mücadeleye başlayan Rusya ile 1919’dan sonra yine aynı güçlere karşı var olma savaşı verecek olan Türkiye arasında yakınlaşmalar oldu.

    7. Amerika, Rusya’nın savaştan çekilmesi ve yeni Rusya rejiminin tehlikesine karşı batı Avrupa ile ilgilenmek ve destek olmak zorunda kaldı.

    8. Hindistan’daki Müslüman halk, İngiltere ile Osmanlı arasındaki savaşa katılmak istemese de, ücretli olarak askerlik mesleğini yapmak fakir halkın bir kısmına cazip geldi. Savaş sonunda ise, o zamana kadar birbirlerini sevmeyen Müslüman ve Hindu toplulukları tek bir ağızdan, özgürlük isteklerini dile getirmeye başlamışlardı.

    9. İngiltere’nin kışkırtması ile Osmanlı’ya karşı ayaklanmanın arifesinde olan Arapların, savaşı Osmanlı’nın kazanması üzerine beklemeye devam etmeleri sonucu, ayaklanma 1 sene ertelendi.

    10. Sömürgelerden Avustralya ve Yeni Zellanda halkları, “biz ne için ve kimin için savaştık” sorularını kendilerine sorup cevapladıkça, ana kıtamız dedikleri İngiltere’nin amaçları ve centilmence savaşan Türkleri barbar tanıtmalarında olduğu gibi İngiliz oyunlarını anlamaya başlamışlardı.

    11. Rusya’ya yardım karşılığında insan gücünden yararlanmayı düşünen İngiltere hükümeti, bu gerçekleşmeyip Rusya çökünce, zorunlu askerlik yasası çıkarmaya çalıştı. İtirazları önlemek için sendikalar ve İrlandalılar gibi kesimlere ayrıcalıklar tanımak zorunda kaldı. Fransa da batı cephesinde etkisizleşince, cepheyi kendi göğüslemek zorunda kalmış ve 400.000 kayıpla geri çekilmişti. Savaştan önce 4 milyar İngiliz lirasını borç olarak dünya ülkelerine veren İngiltere, savaşta Amerikan’ın devreye girmesiyle çökmekten kurtulmuş, savaş sonunda 2 milyar İngiliz lirası borcu olan bir ülke konumuna gelmişti.

    12. Ekonomisini sanayi ürünü ve kömür ihracatı ile yürüten İngiltere, savaş uzayınca mal sattığı ülkelerin kendi üretim tesislerini kurmasına ve 3-4 sene önce kendine bağladığı ülkelerin, karşısına rakip olarak çıkmasına engel olamadı.

    13. Dünya deniz ticaretinin yarısını elinde bulunduran ve zenginliğini de bu üstünlüğü ile sağlayan İngiltere, denizlerdeki hâkimiyetini Amerikan ve Japon ticaret filolarına kaptırdı.

    14. Savaş sonunda tahrip edilmiş kenti olmadığından ve ürettiği malları alacak ülkeleri de azaldığından İngiltere’de, işsizlik büyük bir sorun haline geldi.

    15. Fransa’da da durum farklı değildi. Savaşın uzaması, Fransa’da asker ve işçi gruplarının ayaklanmalarına neden olmuş, Fransa, Almanlar karşısında İngiliz desteğine rağmen ayakta duramamıştı.

    16. İtalya’da ise en büyük sorun ekmek kıtlığıydı. Sokak kavgaları ve ekmek satan yerlerin yağmalanması, tabiî ki Rusya’dan gelmeyen buğdaylar yüzünden yaşanmıştı.

    17. Çanakkale muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da, bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımız 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekten Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmasında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

    18. Bizim açımızdan ise, Çanakkale Savaşları’nda kaybedilen gençlerin yanı sıra öğretmen ve doktor gibi okuyup yetişmiş nesillerin eksikliği de onarılamaz yaralar açmıştı. Ülkenin gelişmesi 20-30 yıl gibi seneler ile ifade edilemeyecek şekilde zarar görmüş, geriye gitmişti.

    19. Çanakkale Savaşları ve devamındaki cepheleri ile Türk milleti, din kardeşlerinin dahi kendilerine menfaatleri doğrultusunda silah doğrultabileceklerini görmüştü. Diğer cephelerden farklı olarak yok olmaktan kurtulmak için verdikleri bu savaş ile, milliyetçilik duyguları yoğunlaşmış, ülkeyi kurtuluş savaşı ile baştan yaratacak kadro bu savaş ile birbirini tanımak fırsatını bulmuştu. Elde kalan son topraklar olması sebebiyle, halkın Anadolu’ya bağlılığı artmıştı.

    20. Halk moral bulmuş da olsa, kaybolan askeri güç neticesinde İngiltere’ye karşı Irak ve Suriye cephelerinde yenilgiler oldu.

    21. Osmanlı’da yerli sanayi ve tarıma talep ve teşvik arttı, Ulusal Ekonomi Bakanlığı, adını Milli İktisat Vekâleti olarak değiştirdi. Şirket hesaplarının tutulması ve yazışmalarda Türkçe şartı getirmek gibi milliyetçi yasalar çıktı