Cahit Sıtkı Tarancı Hayatı

'Biyografi' forumunda ZeuS tarafından 19 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. CAHİT SITKI TARANCI

    4 Ekim 1910’da Diyarbakır’ın Camiikebir Mahallesi’nde doğdu. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Mülkiye Mektebi'ne (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) devam etti, bir süre de Ankara Yüksek Ticaret Okulu'nda öğrenim gördü. Sümerbank'ta emur olarak çalıştı. 1939'da Paris'e gitti. Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 2. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda döndü. Askerliğini yaptı, bir süre İstanbul'da babasına ait işyerinde çalıştı. Ankara'da Anadolu Ajansı'nda çevirmenlik yaptı. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı'nda da bir süre görev yaptı. Geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana'da 12 Ekim 1956’da 46 yaşındayken yaşamını yitirdi. İlk şiirleri Muhit, Servet-i Fünun ve Uyanış dergilerinde yayınlandı. İlk şiirlerinde hece ölçüsünün alışılmış kalıplarının dışına çıkan biçemiyle dikkat çekti. 1946'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin şiir yarışmasında "35 Yaş" şiiriyle birincilik kazanınca birden ünlendi. İlk şiir kitabı "Ömrümde Sükût" 1933'te yayınlandı. Döneminin en çok okunan şairlerinden. Bir yandan Garip akımından etkilenerek serbest şiiri denedi, diğer yandan Baudelaire, Verlaine gibi Fransız şairlerinin etkisinde kaldı. Ama hiçbir akıma bağlanamayan, uyum ve biçimi gözeten, duygulu, içten, kendine özgü bir şiir geliştirdi. Hem yaşam sevincini hem karamsarlığı yansıttığı şiirlerinde "yalnızlık" ve "ölüm" temaları ağır basar. Ziya Osman Saba ile çocukluk arkadaşıdır. İki şair arasında edebiyatımızı etkileyen yazışmalar Tarancı'nın ölümüne dek sürdü.

    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Ömrümde Sükût (1933, 1968)
    Otuz Beş Yaş (1946, 1982)
    Düşten Güzel (1952, 1969)
    Sonrası (Ölümünden sonra 1957, 1962)

    MEKTUP:
    Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba'ya mektupları)

    ÖYKÜ:
    Cahit Sıtkı'nın Hikayeciliği ve Hikayeleri (Ölümünden sonra Selahattin Ömerli derledi, 1976)
    Bütün Şiirleri (Asım Bezirci derledi, 1983)
    Tarancı, 1946 CHP Şiir Yarışması'nda birincilik kazanmıştı.
    'Otuzbeş Yaş' şiirinin yazarı Cahit Sıtkı Tarancı, 1956'da tedavi gördüğü Viyana'da 46 yaşında öldü.
    Türk şiirinin en büyük ustalarından Cahit Sıtkı Tarancı, 1 ocak 1910'da Diyarbakır'da doğdu.

    Mülkiye Mektebi'nde başladığı yüksek öğrenimini, Paris'te Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde tamamlamak istediyse de, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine, yurda dönmek zorunda kaldı.

    Çevirmen olarak çalıştı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Tedavisi için gönderildiği Viyana'da 12 ekim 1956'da öldü. Ankara'da toprağa verildi.

    Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Tarancı, 'Otuz Beş Yaş Şiiri'nin 1946 CHP Şiir Yarışması'nda birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi. Şiirlerinde yaşamın ve aşkın güzelliğini öven, ölümün üstünlüğünü vurgulayan şair, anlatım gücüyle dikkat çekti.

    'Ömrümde Sükut', 'Otuz Beş Yaş', 'Düşten Güzel', 'Sonrası' adlı şiir kitapları ile arkadaşı Ziya Osman Saba'ya gönderdiği mektupların toplandığı 'Ziya'ya Mektuplar' adlı kitapları yayımlandı.

    Ölümünden sonra yayımlanan 'Yazılar' isimli kitabı, gazetelerde kalmış 22 öyküsünü, hikayeciliği ve hikayeleri ile makalelerini ve konuşmalarını içerir.

    Otuz Beş Yaş Şiiri

    Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünürsünüz,
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

    Zamanla nasıl değişiyor insan!
    Hangi resmime baksam ben değilim.
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim;
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.

    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız,
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar, ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

    Neylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak.
    Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak,
    Taht misali o musalla taşında.

    Memleket İsterim
    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
    Olursa bir şikayet ölümden olsun.









    Desem Ki
    Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
    Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
    Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
    Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
    Senden kopardım çiçeklerin en solmazını
    Toprakların en bereketlisini sende sürdüm
    Sende tattım yemişlerin cümlesini
    Desem ki sen benim için,
    Hava kadar lazım,
    Ekmek kadar mübarek,
    Su gibi aziz bir şeysin;
    Nimettensin, nimettensin.
    Desem ki...
    İnan bana sevgilim inan
    Evimde şenliksin bahçemde bahar
    Ve soframda en eski şarap
    Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.
    Günlerden sonra bir gün,
    Şayet sesimi farkedemezsen
    Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
    Bil ki ölmüşüm.
    Fakat yine üzülme müsterih ol
    Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini
    Ve neden sonra
    Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
    Hatırla ki mahşer günüdür
    Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum

    Yalnızlığa Dair
    Can yoldaşın olmazsa olmasın
    Yalnızım diye hayıflanmayasın,
    Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
    Bir anne şefkatine müsavi.
    Üç adım ötede deniz
    Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
    Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
    Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara
    Ve kış yaz,
    Dalda kuş eksik olmaz
    Dağ başında duman
    Yalnızlık nedir göreceksin
    öldüğün zaman.


    Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar
    Öyle dalmışım ki bu akşamüstü,
    Komşu arsadır gözümde gökyüzü.

    Ben dünyadan bihaber bir çocuğum,
    Kayıp zıpzıplarımı arıyorum.

    Koşun çocuklar, koşun komşu kızlar,
    Avuçlarıma sığmıyor yıldızlar.