Cafer Efendi Kimdir

'Biyografi' forumunda Bella tarafından 10 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Cafer Efendi Kimdir? Hayatı,



    Cafer Efendi Hakkında Bilgi,





    Osmanlılar zamanında yetişen fıkıh ve tefsîr âlimlerinden. Yirmiüçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. İsmi, Sun’ullah’tır. Kanunî Sultan Süleymân Hân devri devlet adamlarından, Anadolu kadıaskeri İskilibli Ca’fer Efendi’nin oğludur. 960 (m. 1552) senesinde İstanbul’da doğdu. 1021 (m. 1612) senesinde İstanbul’da vefât etti. Edirnekapı’da Kırkçeşme civârında, Hüsam Bey Mescidi. bahçesinde defnedildi.


    Çocukluğundan i’tibâren ilim tahsiline yöneldi. İlk olarak Molla Cemâlî Efendi’den ilim öğrendi ve istifâde etti. Daha sonra Şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi’nin hizmetinde bulunup, aklî ve naklî ilimleri tahsil etti. Ebüssü’ûd Efendi’nin yanında mülâzim oldu. 978 (m. 1570) senesinde onsekiz yaşındayken, ilk olarak, Beşiktaş Hayreddîn Paşa Medresesi’ne müderris ta’yin olundu. 984 (m. 1576) senesinde Mahmûd Paşa Medresesi, 988 (m. 1580) senesinde Şah Sultan Medresesi müderrisliklerinde vazîfelendirildi. 990 (m. 1582) senesi Şa’bân ayı içerisinde Sahn-ı semân medreselerinden birine, 993 (m. 1585)’de Şehzâde Medresesi müderrisliğine yükseltildi. Birçok talebe yetiştirip, ilmî derecelere yükselince Üçüncü Sultan Murâd Hân’ın annesinin yaptırmış olduğu Vâlide Sultan Medresesi müderrisliğine terfi ettirildi. 998 (m. 1590) senesinde Bursa kadılığına ta’yin edildi. Bir sene sonra Edirne kadılığına terfi ettirildi. 1000 (m. 1592) senesinde İstanbul kadılığına getirildi. Aynı sene içinde Anadolu kadıaskerliğine yükseltildi. 1001 (m. 1592) senesinde Rumeli kadıaskerliğine nakledildi. Bu vazîfeyi doğruluk ve adâletle iki yıl müddetle yürüttükten sonra, 1003 (m. 1595) senesinde Sultan Üçüncü Mehmed Hân’ın tahta geçmesinden sonra, kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. 1008 (m. 1600) senesinde Şeyhülislâm Hoca Sa’deddîn Efendi’nin vefâtı üzerine, onun yerine şeyhülislâmlık makamına getirildi. Sadr-ı a’zam Yemişçi Hasen Paşa’nın teşvikiyle 1010 (m. 1602) senesinde vazîfeden alındı ise de 1011 (m. 1603) senesinde sipâhilerin ısrârı üzerine, ikinci defa şeyhülislâmlığa getirildi. Bir yıl dört gün şeyhülislâmlık yaptıktan sonra, 1012 (m. 1604) senesinde tekrar vazîfeden alınıp, Rodos’a gönderilmek üzere ferman çıktı. Fakat Sun’ullah Efendi Rodos’a gitmedi. Bu sırada Sultan Üçüncü Mehmed Hân vefât etti. Yerine Birinci Sultan Ahmed Hân pâdişâh olunca, Sun’ullah Efendi, 1013 (m. 1605) senesinde üçüncü defa şeyhülislâmlık makamına getirildi. 1015 (m. 1607) senesinde vazîfeden alındı. Yerine eski şeyhülislâm, Ebü’l-Meyâmin Mustafa Efendi getirildi. Bu şeyhülislâmın vefâtı üzerine, 1015 (m. 1607)’de dördüncü defa şeyhülislâm oldu. 1017 (m. 1609) senesinde vazîfeden alınıp emekliye ayrıldı.

    Şeyhülislâmlık müddeti, Üçüncü Mehmed Hân ve Birinci Ahmed Hân devirlerinde toplam altı sene on ay kadardır. Emekli olduktan sonra, evlerine yakın olan Hüsâm Bey Mescidi’ni câmi hâline getirdi. Devlet işlerinden el çekip, Allahü teâlâya ibâdet etmekle meşgûl oldu. 1020 (m. 1612) senesinde hac ibâdetini yerine getirip, sevgili Peygamberimizin mübârek kabrini ziyâret ettikten sonra İstanbul’a döndü. 1021 (m. 1613) senesi Safer ayının sekizinde Salı günü İstanbul’da Hakkın rahmetine kavuştu. Üsküdarî Hüdâyî Mahmûd Efendi, Fâtih Câmii’nde cenâze namazını kıldırdı. Kırkçeşme’de defn olundu. Nakledildiğine göre, cenâze namazına çok kalabalık bir cemâat iştirâk etmiş, “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür” buyurulduğu üzere, herkes üzülmüştü.


    Ca’fer Efendi-zâde Sun’ullah Efendi , zâhirî ve bâtınî ilimlerde derin âlim, ilmiyle âmil, ma’rifet ehli bir zât idi. Bütün güzel huylarla kendini süslemiş hoş sohbet ve hazır cevap idi. Onun ilim meclisinde birçok kimseler bulunur, suâller ve cevaplar şeklinde sohbeti devam ederdi. Allahü teâlânın dîninin emirlerine uymakda son derece dikkatli, hak ve bâtılı birbirinden ayırd etmede keskin kılıç gibi idi. Haksızın karşısında çok güçlü idi. Bir konuda fetvâ vereceği zaman, konuyla ilgili bütün kavilleri inceler ve bir yere yazar, sonunda fetvâsını verirdi. Fetvâları kesin ve açık ifadeli idi. Haram ve şüphelilerden sakınırdı. Yüzü nurlu ve çok kerâmet sahibi bir zât idi.


    Kayseri müftîsi olan İnâyet Efendi, Mekke-i mükerremede mücavir olan Mâverâünnehrli bir zâtdan rivâyet eder: “Sun’ullah Efendi hac ibâdetini yerine getirmek üzere Mekke-i mükerremeye geldi. Bâb-üsselâm’dan Mescid-i Harâm’a girmek üzere geldiğinde, onu karşılayanlar arasında bekliyordum, içeri girdiklerinde Harem-i şerîfe doğru baktım. Sun’ullah Efendi’nin girişi esnasında Bâb-üsselâm’ın üzerinde semâda altın yaldızlı olarak Zümer Sûresinin; “(Her türlü kederden) selâmet size, (Günah kirinden) tertemizsiniz. Artık ebedî olarak kalmak üzere oraya (Cennete) girin” meâlindeki yetmişüçüncü âyet-i kerîmesinin yazılı olduğunu gördüm. Bu durumu yanımda bulunan arkadaşlarıma da işâret edip gösterdim. Okuduktan sonra gayb oldu” dedi.
    İlim ve irfan sahibi olan Sun’ullah Efendi’nin daha birçok kerâmetleri vardır.