Büyük Türk Devletleri - Anadolu Selçukluları

'Genel Türk Tarihi' forumunda Ezlem tarafından 24 Ekim 2008 tarihinde açılan konu


  1. Anadolu Selçuklu Devleti

    Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından 1075'te kuruldu. 1071'deki Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türkler'in yerleşmeye başladığı Anadolu toprakları, 1318'e kadar varlığını sürdüren Anadolu Selçuklu Devleti'nin egemenliğinde bir Türk yurdu haline geldi.

    Süleyman Şah, babası Kutalmış'ın Alp Arslan ile giriştiği taht mücadelesinde yenilerek öldürülmesi üzerine kardeşleriyle birlikte 1064'te Diyarbakır - Urfa yöresine sürülmüştü.

    Alp Arslan'ın ölümünden sonra çıkan karışıklıklardan yararlanarak Anadolu'nun içlerine girdi ve Konya'yı alarak batıya doğru ilerledi. 1075'te İznik'i ele geçirince Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurdu; İznik'i de başkent yaptı.

    Böylece Bizans'ın sınır komşusu olan Süleyman Şah bir süre sonra bu devletin taht kavgalarına karışmaya başladı. 1078'de Botaniates'in tahta çıkmasına yardımcı olduğu için karşılığında Batı Anadolu'yu aldı.

    Anadolu Selçukluları'nın güçlenmesi Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ı tedirgin ediyordu. 1078'de ordusunu Süleyman Şah'ın üzerine gönderdiyse de Anadolu Selçukluları'nı yenmeyi başaramadı.

    Anadolu'daki egemenliğini ve gücünü giderek artıran Süleyman Şah Bizans'taki taht kavgalarından yararlanarak devletinin sınırlarını genişletti. Bizans 1081'de yapılan bir antlaşmayla Maltepe'yi sınır olarak kabul etmiş, böylece Anadolu'yu Süleyman Şah'a bırakmıştı.

    Bunun üzerine Abbasi halifesi de aynı tarihte Süleyman Şah'ın hükümdarlığını tanıdı. Daha sonra Güney ve Güneydoğu Anadolu'ya yönelen I. Süleyman Şah 1082'de Adana ve Tarsus kentleriyle birlikte bütün Kilikya'yı ele geçirdi; 1084'te Antakya'yı aldı.

    Anadolu Selçukluları'nın yayılmasını önlemek isteyen Musul Emiri Müslim, Süleyman Şah'ın üzerine yürüdüğünde yalnızca savaşı değil yaşamını da yitirdi. Bu zaferden sonra Süleyman Şah, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın kardeşi ve Suriye meliki olan Tutuş'un topraklarındaki Halep'e yöneldi.

    Ama 1086'da Tutuş'un ordusuna yenilerek yaşamını yitirdi. Oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan da tutsak düştüler.

    Süleyman Şah doğu seferine çıkarken yerine Ebu'l-Kasım'ı bırakmıştı. Melikşah, Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Anadolu Selçukluları'nı denetim altına alabilmek umuduyla Porsuk Bey komutasındaki bir orduyu İznik üzerine gönderdi. Ama Bizans ile anlaşan Ebu'l-Kasım'ın direnmesi karşısında Porsuk Bey'in kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı.

    Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonraki karışıklıklardan yararlanarak tutsaklıktan kurtulan Kılıç Arslan 1092'de Anadolu Selçuklu tahtına oturdu. I. Kılıç Arslan'ın ilk işi Bizanslılar'ı Marmara kıyılarından uzaklaştırmak oldu. Ardından Bizans ile anlaşarak, İzmir yöresinde giderek güçlenen Çaka Bey'i ortadan kaldırdı.

    Batı sınırlarını böylece güven altına aldıktan sonra doğuya yöneldi. 1096'da Malatya'yı kuşattı, ama Haçlı ordularının İznik kapılarına dayandığını haber alınca geri döndü. Haçlılar karşısında yenilgiye uğrayan Kılıç Arslan İç Anadolu'ya çekilmek zorunda kaldı ve Konya'yı başkent yaptı.

    Bu durumdan yararlanan Bizans İznik'i alınca, iki devlet arasındaki sınır Antalya-Eskişehir çizgisine doğru geriledi.

    Kılıç Arslan Haçlılar karşısındaki yenilginin sarsıntılarından kurtulmaya çalışırken, Danişmend Gazi 1100'de Haçlılar'ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine ertesi yıl Anadolu'ya ikinci bir Haçlı ordusu gönderildi.

    Anadolu beyleriyle birleşen I. Kılıç Arslan bu kez Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Ama zaferden hemen sonra Türk devletleri arasındaki birlik bozuldu. Danişmendliler'in Malatya'yı, I. Kılıç Arslan'ın da Elbistan'ı alması üzerine iki devlet arasında savaş başladı.

    I. Kılıç Arslan'ın Danişmendliler'i yenmesiyle Anadolu'da egemenlik kesin olarak Anadolu Selçuklularının eline geçti.
    Doğu illerini ele geçirerek Büyük Selçuklu Devleti ile komşu olan I. Kılıç Arslan, bu devletin iç karışıklıklarından yararlanarak Büyük Selçuklu tahtına göz dikti. Bu amaçla 1107'de Musul'a girdi ve üzerine gönderilen Büyük Selçuklu ordusuyla Habur Suyu kıyısında karşılaştı.

    Ama beklediği destek güçlerin gelmemesi ve bazı komutanlarının kendisine ihanet etmesi üzerine yenildi. Atıyla Habur Suyu'nu geçmeye çalışırken boğulan I. Kılıç Arslan'ın genç yaşta ölümüyle Anadolu'da yeni bir bunalım dönemi başladı. Sonunda üstünlük Danişmendiler'in eline geçti.

    Bir süre boş kalan Anadolu Selçuklu tahtına 1110'da I. Kılıç Arslan'ın oğlu Şahin Şah oturdu. Kardeşi Mesud ile iktidar kavgasıyla geçen altı yıldan sonra tahtı Danişmendliler'in desteklediği I. Mesud'a bıraktı.

    I. Mesud yitirilen toprakları geri almak için Antalya, Batı Anadolu ve Marmara çevresine sürekli akınlar düzenledi. Bir süre Danişmendliler'in gölgesinde kalan bu sultan, Fikret Adanır 1142'de Danişmendli Mehmed Bey'in ölümü üzerine çıkan taht kavgalarından yararlanarak Anadolu'da yeniden üstünlük sağladı.

    1146'da Konya önlerinde Bizans ordusunu yendi ve Anadolu'ya düzenlenen II. Haçlı Seferi'nin kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bu zaferler Anadolu Selçuklu Devleti'nin gücünü artırdı.

    Mesud ölmeden önce ülkesini üç oğlu arasında paylaştırmış ve tahtını II. Kılıç Arslan'a bırakmıştı. Ama onun ölümünden hemen sonra oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bundan yararlanmak isteyen Danişmendliler, Bizanslılar, Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ve Ermeni Derebeyi Toros birleşerek Anadolu Selçuklu Devleti'ni dört yandan kuşattılar.

    Güç durumda kalan II. Kılıç Arslan bütün düşmanlarıyla aynı anda baş edemeyeceğinin farkındaydı. Danişmendliler'e yenilmiş, doğuda ve batıda toprak yitirmişti. Bunun için önce Bizans ile barışı sağlamanın yollarını aradı ve İstanbul'da üç ay kalarak bir antlaşma imzaladı. Daha sonra kardeşi Şahin Şah ile Danişmendliler'in birleşik ordularını yenilgiye uğratarak 1175'te Danişmendliler'in varlığına son verdi.
    Anadolu Selçuklularının Anadolu'da birliği sağlayarak güçlenmesi Bizans'ı tedirgin etmeye başlamıştı. Öte yandan Bizans sınırlarına yığılmış olan Türkmenler bu devletin topraklarına sürekli akınlar düzenliyorlardı.

    Bu akınları ve Danişmendliler'den alınan bazı kalelerin kendilerine verilmemesini bahane eden Bizans büyük bir orduyla Anadolu'ya yürüdü. II. Kılıç Arslan 1176'da Sandıklı ile Dinar'ın doğusunda Miryokefalon denen bir vadide Bizans ordusunu pusuya düşürerek bozguna uğrattı.

    Barış isteyen Bizans imparatoru Eskişehir'deki askeri üslerini kaldırmayı ve yüklü bir tazminat ödemeyi kabul etti.

    Malazgirt'ten sonra Miryokefalon'da ikinci kez büyük bir yenilgiye uğrayan Bizans artık Türkler'i Anadolu'dan çıkartabileceği umudunu tümüyle yitirdi. O tarihten sonra sürekli savunmaya geçerek elinde kalan son toprakları korumaya çalıştı.

    Kılıç Arslan Miryokefalon Savaşı'ndan sonra doğuya yönelerek Malatya'yı aldı, ardından batıya doğru ilerledi. Ege ve Marmara kıyılarına kadar uzanarak birçok kaleyi ele geçirdi. Ama artık iyice yaşlanmıştı.
     



  2. Bu yüzden 1186'da ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırarak bu bölgelerin yönetimini oğullarına bıraktı. Kendisi sultan olarak Konya'da oturuyordu. Ne var ki, çok geçmeden oğulları arasında veliahtlık kavgaları başladı. Bu sırada Anadolu'ya giren III. Haçlı Seferi orduları da Konya'yı kısa bir süre işgal ederek Filistin'e geçti.

    1192'de II. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra oğullarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktıysa da, 1196'da yerini ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakmak zorunda kaldı. Ülke içinde birliği sağlayan II. Süleyman Şah Menderes havzasını ele geçirdi ve Erzurum'u alarak Saltuklular'ın varlığına son verdi. 12()4'te hastalanarak öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti yeniden eski gücüne ulaşmıştı.

    111. Kılıç Arslan'ın çok kısa süren hükümdarlığı sırasında Anadolu topraklarına IV. Haçlı Seferi düzenlendi. Bu orduların işgal edip yağmaladıkları İstanbul'dan kaçan Bizanslı bir ailenin Karadeniz kıyısında kurduğu Trabzon Rum İmparatorluğu Karadeniz'deki ticaret yollarını kesmişti. Boşalan tahta ikinci kez çıkan I. Gıyaseddin Keyhüsrev Trabzon'a bir sefer düzenleyerek bu yolu yeniden Anadolu Selçukluları'na açtı.

    Daha sonra Avrupa ve Mısır'a yönelik ticaretin önemli liman kentlerinden biri olan Antalya'yı aldı. Rusya ile Mısır arasındaki ticaretin Anadolu üzerinden yapılması devlete ve tüccarlara büyük bir gelir sağlıyordu.

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki girişimleriyle Anadolu birliğini güçlendiren I. Gıyaseddin Keyhüsrev, siyasal örgütlenmede büyük bir yenilik yaparak Anadolu Selçuklularında merkezi devlet yönetimini başlattı. O tarihten sonra şehzadeler merkezi yönetime bağlı birer vali durumuna getirilerek devletin bölünmüşlüğüne son verildi.

    Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümü üzerine Selçuklu devlet adamlarının kararıyla 1211'de tahta I. İzzeddin Keykavus geçti. Yeni sultanın ilk işi Anadolu'da ticareti canlandırmak için birtakım önlemler almak oldu. Bu amaçla önce Kıbrıs kralı ile bir anlaşma yaptı ve her iki ülkenin tüccarlarının birbirlerinin topraklarına serbestçe girip çıkmalarını sağladı. Ardından Sinop'u alarak Anadolu Selçukluları' na Karadeniz kıyılarında da önemli bir dış ticaret limanı kazandırdı. Daha sonra, güney ticaret yolunu engelleyen Ermeni derebeyinin üzerine yürüdü ve Ermeniler'i yenerek Suriye ticaret yolunu açtı.

    Böylece Anadolu, doğu Anadolu Yayıncılık Arşivi batı ve kuzey-güney yönündeki bütün ticaret kervanlarının geçtiği canlı bir ticaret yolu oldu.

    Bu ticaretin önemini çok iyi bilen Keykavus bütün savaşlarını buna göre düzenliyor, Anadolu'nun kervanlar için güvenli bir yer olmasına özen gösteriyordu.

    1220'de Keykavus'un ölümü üzerine tahta çıkan I. Alaeddin Keykubad hükümdarlığının ilk yıllarında doğuda beliren Moğol tehlikesine karşı önlemler aldı. Anadolu kentlerinin kale ve surlarını onarttı; yaklaşan bu tehlikeye karşı Eyyubiler ile anlaştı.

    Daha sonra ticari ve askeri önemi büyük olan Kalonoros'u (bugünkü Alanya'yı) Rumlar'ın elinden alarak buraya bir kale yaptırdı. Kendi adından ötürü Alaiye olarak anılan ve önemli bir liman olan bu kentte bir tersane kurdurdu.

    Böylece Anadolu Selçuklu Devleti Karadeniz' den sonra Akdeniz'de de gemilerin yapıldığı bir üsse kavuşmuştu. Karada Ermeniler'in, denizde Avrupalı korsanların tüccarlara saldırarak soyması üzerine güneye yönelen Alaeddin Keykubad İçel'den Antalya'ya kadar bütün kaleleri aldı ve buralara Türkmenler'i yerleştirdi.

    Doğuda ise yaklaşan Moğol tehlikesine karşı 1226'da Eyyubiler ile barış yaptı; aynı amaçla Mengücükler'in topraklarını sınırlarına kattı.

    Moğollar'ın Karadeniz'in kuzey kıyılarına yaptığı akınlar Karadeniz ticaret yolunun güvenliğini sarsmıştı. Ticarete çok önem veren Anadolu Selçuklu Devleti Kırım'a bir donanma göndererek Sudak'ı aldı ve bölgede yeniden güvenliği sağladı.

    Alaeddin Keykubad Moğol istilasını önlemek için Eyyubiler ve Harezmşahlar ile birleşmeyi tasarlıyordu. Ama Harezmşahlar Ahlat'ı kuşatınca 1230'da bu devlete savaş açarak ordularını bozguna uğrattı.

    Moğollar'ı Anadolu'ya girmeden önce durdurabilmek için Abbasiler ve Eyyubiler ile anlaşma yapmak üzereyken öldürüldü.

    Alaeddin Keykubad'ın yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev geçtiyse de, devletin yönetimi vezir Sadeddin Köpek'in elindeydi. Kötü yönetimden dolayı ülke karışıklıklar içinde çalkalanmaya başlamıştı. Horasan'dan gelerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yığılan Türkmenler Baba İshak'ın önderliğinde ayaklandılar.

    Bu sırada sınıra dayanan Moğollar, Selçukluların gücünden çekindikleri için saldıramıyorlardı. Bu ayaklanmanın güçlükle bastırılması Moğollar'ı yüreklendirdi ve 1243'te Kösedağ'a kadar ilerleyen Moğol ordusu II. Keyhüsrev'in komutasındaki Selçuklu ordusuyla karşılaştı. Kötü yönetilen Selçuklu ordusunun Kösedağ'da yenilmesi Anadolu Selçukluları' nın sonunu hazırladı.

    Bu yenilgiden sonra Anadolu beylikleri ve Trabzon Rum İmparatorluğu Selçuklular ile bağlarını kopardılar. Devlet üzerinde Moğol baskısının yoğunlaştığı bu dönemde başa kukla sultanların geçmesi ve taht kavgaları ülkenin içinde bulunduğu karışıklığı artırdı. 1262-77 yılları arasında vezirlik yapan Süleyman Pervane, usta bir siyaset uygulayarak Moğollar'ın Anadolu'yu yağmalamasını engelledi.

    Moğol baskısına son vermek isteyen bazı Anadolu beyleri Memlûk Sultanı Baybars'ı Anadolu'ya çağırdılar. Baybars 1277'de Moğollar'ı yendi, ama Süleyman

    Van Gölü kıyısındaki Ahlat, mezar anıtları açısından Anadolu'nun en zengin yörelerinden biridir. Fotoğrafta 13. yüzyıl sonlarından kalma Çifte Kümbetler'den biri görülüyor.

    Pervane'nin desteğini kazanamadığı için Anadolu'dan ayrılmak zorunda kaldı. Moğollar Selçuklu sultanlarını tümüyle etkileri altına almışlar ve gönderdikleri valilerle Anadoluyu yönetmeye başlamışlardı.

    Bu arada Anadolu'da yığılan Türkmenler her yanda beylikler kuruyorlardı. Anadolu'ya gönderilen Moğol Valisi Timurtaş'ın 1318'de V. Kılıç Arslan'ı tahttan indirmesiyle Anadolu Selçuklu Devleti tarihten silindi.

    Devlet Yapısı ve Ordu

    Anadolu Selçukluları Türk devlet geleneğini sürdürmekle birlikte Anadolu'nun toplumsal, ekonomik ve doğal yapısına uygun yenilikler getirdiler. Anadolu'ya iki yüzyıl egemen olan bu devlet, daha sonra kurulacak olan Osmanlı uygarlığının da temellerini atmıştır.

    Osmanlılar devlet yönetiminde, askeri örgütlenmede, toprak düzeninde ve sanatta Anadolu Selçuklulan'nı örnek aldılar.

    Öbür Türk devletlerinde olduğu gibi Anadolu Selçuklularında da devlet hanedanın ortak malıydı.

    Bu anlayış taht kavgalarına ve şehzadelerin ayaklanmalarına yol açıyordu. Sultan olarak anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları devletin ve ordunun başıydı. Devlet işleri Divan-ı Âli (Büyük Divan) adı verilen ve vezirin başkanlığında toplanan bir kurulda görüşülürdü.

    Vezirden sonraki en yüksek devlet görevlisi, yokluğunda sultanın yerine bakan Niyabet-i saltanat makamıydı.

    Ayrıca maliye işlerinden sorumlu olan bir müstevfi, divanın yaptığı atamalara ve dirliklerin (iktalann) dağıtım işlerine bakan bir pervane, yazışmaları yürüten bir tuğracı, hukuk işlerine bakan bir emir-i dâd ve askerlik işleriyle ilgili bir beylerbeyi bulunurdu.

    Ülkenin yönetimini başkentteki büyük divan yürütür, eyaletlerde ise subaşı denen valiler kentin düzenini sağlar ve bölgedeki askerlere komutanlık ederlerdi. Subaşılarca yönetilen eyaletlerden başka meliklerim yönettiği eyaletler de vardı.

    Selçuklu ailesinden olan melikler doğrudan sultana bağlıydılar ve başkenttekine benzer bir divan kurarlardı. Anadolu Selçukluları Bizans sınırlarına Türkmen boylarını yerleştirerek yarı bağımsız uçbeylikleri oluşturmuşlardı.
    Anadolu Selçuklulan'nda tümüyle devletin malı olan topraklar dirlik, vakıf ve mülk olarak üçe ayrılırdı.
     



  3. ANADOLU SELÇUKLU HÜKÜMDARLARI


    Süleyman Şah: 1075-
    Kıhç Arslan: 1092-
    Şahin Şah: 1110-
    Mesud: 1116-
    Kılıç Arslan: 1155-
    Gıyaseddin Keyhüsrev: 1192-
    Süleyman Şah (Rükneddin): 1196-
    Kılıç Arslan: 1204-
    Gıyaseddin Keyhüsrev; ikinci kez: 1205-
    İzzeddin Keykavus: 1211-
    Alaeddin Keykubad: 1220-
    Gıyaseddin Keyhüsrev: 1237-
    İzzeddin Keykavus (1249-54 arası

    II.Alaeddin Keykubad ile birlikte): 1246-
    Kılıç Arslan: 1262-
    Gıyaseddin Keyhüsrev: 1266-
    Mesud (Gıyaseddin): 1284-
    1296-1298 Anadolu Selçuklu tahtı boş kaldı.
    V. Alaeddin Keykubad: 1298-
    Mesud (Gıyaseddin); ikinci kez: 1302-
    Kılıç Arslan: 1310-

    Selçuklular'da devlet düzeni hiçbir zaman din temeline dayandırılmamıştır. Yargılama, merkezdeki Emir-i dâd'a bağlı olan kadılarca yürütülürdü. Askerler arasındaki davalara ise Kadı-i leşker bakardı.

    Toplumsal ve Ekonomik Yaşam

    Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu'da Müslüman Türkler, Hıristiyan Rum ve Ermeniler ile Süryaniler yaşıyordu. Özellikle Malazgirt Savaşı'ndan sonra dalgalar halinde gelen Türkler çoğunluktaydı.

    Bunlar yeni alınan bölgelere ve kentlere yerleştiriliyordu. Selçuklular döneminde toplumsal yardımlaşmayı sağlayan birçok kurum oluşturuldu. Ülkenin hemen her yerinde yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek veren imarethaneler bulunurdu.

    Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Divriği, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Konya ve Kastamonu'da darüşşifa denen hastaneler vardı.

    Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve kervansaray gibi konaklama yerlerinin kurulması ulaşım ve ticaretin gelişmesinde önemli bir etkendi. Bu toplumsal kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı.

    Vakıf o kadar yaygın bir kurumdu ki kış günlerinde aç kalan kuşlar için bile bir vakıf kurulmuştu.
    Selçuklular'ın Anadolu'da birlik ve güvenliği sağlamalarından sonra uluslararası ticaret yolları bu topraklardan geçmeye başladı. Ticaretin önemini bilen sultanlar siyasetlerini bile buna göre biçimlendiriyorlardı.

    Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar önemli birer dış ticaret merkezi durumuna gelmişti. Karada haydutların, denizde korsanların saldırısına uğrayarak malları yağmalanan tüccarların zararlarını karşılamak için devlet bir tür sigorta oluşturmuştu. Kervanların yanına koruma kuvvetleri verilirdi.

    Ticaret ve kervan yollarının konaklama yerlerindeki kervansaraylar da tüccar ve yolcuların bütün gereksinimlerini ve güvenliklerini sağlayacak biçimde yapılmıştı. Burada konaklayanlar üç gün para ödemeden geceleyebiliyor, yedirilip içiriliyordu.

    Anadolu Selçuklularında özellikle dokumacılık çok gelişmişti. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki demir, bakır, gümüş gibi madenler işletiliyordu.

    Selçuklu Sanatı

    Anadolu Selçukluları döneminde tasavvufta büyük gelişmeler oldu (bak. TASAVVUF). Büyük bilgin Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, özellikle de Mevlana Celaleddin Rumi ve Yunus Emre tasavvufun temellerini attılar.

    Anadolu'da büyük bir bayındırlık hareketine girişen Anadolu Selçuklu Devleti ülkenin her köşesini cami, han, kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreselerle donattı. Bu dönemde 1.000'den fazla cami ve medrese yapıldı. Bayındırlık ve yapı işleri Emir-i mimar başkanlığında yürütülürdü.

    Anadolu Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan Beyşehir'deki Eşrefoğlu Camisi (1296) ahşap camilerin en güzel örneklerindendir. Ağaç direkler üzerine kurulan bu tip camilerin içi çini mozaik ve ağaç oyma işleriyle süslüdür.

    Selçuklu döneminin dini mimarisinde cami ve medreselerin yanı sıra türbelerin de önemli bir yeri vardır. Bu yapıların dört duvarlı ve üzeri kubbeyle örtülü olanlarına "türbe", silindir ya da çokgen gövdesi koni biçiminde bir çatıyla örtülü olanlarına "kümbet" denir.

    "Sultan Han" ya da yalnızca "Han" adıyla anılan kervansaraylar ise bu anıtı yaptıran sultanın gücünün ve büyüklüğünün göstergesi gibidir. Dinsel yapıların genellikle küçük boyutlarda, ama göz kamaştıracak kadar zengin bezemelerle süslenmiş olmasına karşılık kervansaraylar çok büyük boyutlu, gösterişli yapılardı.
     



  4. Anadolu ve Rumeli Hisarları

    Anadolu Selçuklularından günümüze kalan en güzel yapılar arasında Ankara'daki Aslanhane Camisi, Afyonkarahisar'daki Ulucami, Konya ve Niğde'deki Alaeddin camileri, Kayseri'deki Huand Hatun Camisi ve külliyesi, Erzurum'daki Çifte Minareli Medrese, Sivas'taki Gök Medrese, Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir'deki Melik Gazi Kümbeti, Tercan'daki Mama Hatun Türbesi, Ahlat'taki Ulu Kümbet ile Çifte Kümbetler, Aksaray-Konya ve Kayseri-Sivas yollan üzerindeki Sultan Han'lar, Nevşehir yakınlarındaki Ağzı Kara Han ve Avanos yakınlarındaki Sarıhan sayılabilir.
    Anadolu Rumeli Hisarları İstanbul Boğazı'nın iki yakasında, iki aynı padişahın aynı amaçla, Bizans'ın deniz ulaşımını denetlemek için yaptırdığı kalelerdir. Anadolu Hisarı bir zamanlar Güzelce Hisar ve Yenice Hisar, Rumeli Hisarı ise Akça Hisar, Boğazkesen ve Yenice Kale adlarıyla da anılmıştır.

    Anadolu Hisarı

    İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında, Göksu Deresi'nin denize döküldüğü yerde yükselen Anadolu Hisarı'nı 1395'te Yıldırım Bayezid yaptırdı. Ankara Savaşı'ndan sonra Yıldırım Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi burada saklanmış, 1444'te Varna Savaşı için sefere çıkan ordu buradan karşıya geçmişti.

    İstanbul'un fethinden önce bir süre askeri üs olarak kullanılan hisar o tarihe kadar eski biçimini korudu. Yalnız Fatih Sultan Mehmed Rumeli Hisarı'nı yaptırırken bu kaleye de dış surlar ekletip toplar yerleştirerek hisarı güçlendirdi.

    Böylece İstanbul kuşatmasında her iki hisar Boğaz'ın denetim altında tutulmasında önemli rol oynadı. İstanbul'un alınmasından ve Karadeniz kıyılarının Türkler'in eline geçmesinden sonra eski askeri önemini yitiren bu hisarın çevresi Fatih Sultan Mehmed döneminde bir yerleşim bölgesi oldu.

    Kalesi ve surları kayalık bir tepe üzerine kurulmuş olan Anadolu Hisarı iç kale, iç ve dış kale surları ile üç kuleden oluşur. İç kale dikdörtgen biçiminde ve dört katlı bir kuledir. İlk yapıldığında birinci katta kapı yoktu.

    Kuleye iç kale surlarına uzanan bir asma köprüden giriliyor, üst katlara ahşap merdivenlerle çıkılıyordu. İç kale surları asıl kalenin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerini birleştirir. Üç metre kalınlığındaki bu surların üzerinde korkuluklarla korunan bir yol vardır.

    İç surlarla birleşen dış kale surlarının üzerinde birçok kemer ve surları korumak için yapılmış üç kule bulunur. Doğu-batı yönünde 65 metre, kuzey-güney yönünde 80 metre boyunca uzanan bu surlar 2,5 metre kahnlığındadır ve topların yerleştirildiği deliklerle donatılmıştır.
    Küçük ama sağlam bir kale olan Anadolu Hisarı'nın asıl kalesinde ve iç surlarında araları harçla doldurulmuş blok taşlar kullanılmıştır.

    Yer yer tuğla örmelere rastlanır. Dış surlar ise büyük taş dizileri arasına küçük taşlar koyarak örülmüştür. Tuğla örmelere yalnızca top deliklerinin üstünü örten kemerlerde rastlanır.

    Temel Britannica