Bronşial Astım Nöbetleri

'Hastalıklar' forumunda ZeuS tarafından 3 Ekim 2009 tarihinde açılan konu


  1. Astım hakkında bilgiler
    Bronşial Astım Nöbetleri
    Bronşial Astım Tedavisi
    Bronşiyal astım nefes darlığı (soluma güçlüğü), öksürük ve bazen de koyu kıvamlı balgam çıkarmayla seyreden, akut ya da subakut dönemlerle belirlenen bir hastalıktır. Belirtileri, bronş duvarındaki kasların yaygın kasılmasına bağlıdır. Kasılmayla birlikte bronş kanalını daraltan mukoza şişmesi (ödemi) gözlenir. Aynca, hafif yapışkan özellikte, koyu kıvamlı bir salgı üreten solunum yollan bezlerinin işlevi de artar.

    HASTALIĞIN NEDENLERİ

    Astımın dış ve iç nedenlere bağlı iki türü bilinir. Organizmaya dışardan giren alerjik nitelikli etkenler dış nedenlere bağlı astıma; enfeksiyonlardaki gibi hastanın vücudunda bulunan etkenler ise iç nedenlere bağlı astıma yol açar.
    Bronşiyal astım daha çok alerjik bir hastalık olarak bilinir, ama hastalığın üçüncü bir türünden daha söz edilmelidir
    Astım olgularının üçüncü türü, solunum yolu enfeksiyonlarının kötü sonuçlanna bağlıdır, bu durum özellikle çok genç ya da çok yaşlı kişilerde görülür. Etkenleri genellikle bakteri ya da virüsler olan enfeksiyonlar sıradan bir soğuk algınlığındaki gibi görece hafif gidişli olabilir. Ama görünürde çok sıradan olan bu hastalık tabloları sessizce astıma doğru ilerler. Bronşiyal astımı olan hastaların üçte birinde, ruhsal ve duygusal gerginlikler de önemli bir neden oluşturur.
    Bronşiyal astımla ruhsal süreçler arasındaki karşılıklı etkileşim oldukça karmaşıktır. Duygusal değişimler astım nöbetlerini başlatmakla kalmaz, aynı zamanda alerjik ya da enfeksiyona bağlı astım biçimlerinin şiddetini artırarak ya da azaltarak nöbetlerin klinik tablosunu da değiştirebilirler. Bronşiyal astım yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir, ama olguların üçte biri ergenlik döneminden önce başlar ve ileri yaşlarda sıklığı azalır. Kentsel alanlarda yaşayanlara oranla, kırsal bölge nüfusunda daha az görülür; hava kirliliği oranı yüksek olan ortamlarda çalışan ya da yaşayanlarda daha yaygındır.

    HASTALIĞIN BELİRTİLERİ

    Hastalığın başlangıcı birden başlayan astım nöbeti biçiminde olabilir. Ama nöbet öncesinde, hafif bir soğuk algınlığına benzeyen bazı geçici belirtiler de görülebilir. Göğüs kemiği çevresinde ağrı nöbeti, bronşlarda balgam artışı, solunum güçlüğü, göğüste baskı duygusu gibi bulguların kaynağı bazı kokular, bazı maddeler ya da hayvanlar olabilir. Huzursuz, sıkıntılı, çöküntü içinde ve uykusuz olan hasta astım nöbetinin ilk belirtilerini genellikle iyi tanır. Astım nöbetinin en sık görülen ilk bulgularından biri koku duyusunun yitirilmesidir; nöbetin sonlarına doğru bu duyu genellikle geri gelir. Nöbetlerin tipik tablosu balgamsız hırıltılı bir solunum, göğüste sıkışma ve boğulma duygusu ile başlar; daha sonra boğulma duygusu, sıkıntılı bir hava açlığına dönüşür, hasta giderek artan bir korkuyla tüm çabalanna karşm, etkili solunum yapamaz, göğüs kafesinin genişlemesinin engellendiğini zanneder. Korkulu, gergin ve huzursuz olan hasta, solunumunu kolaylaştıracak bir konum arar. Yataktaysa, kollannı şilteye doğru uzatıp, omuzlannı yüksek tutmaya çalışarak oturur; ayaktaysa hava arayışı içinde sıkmtılı bir şekilde dönüp durur, pencereden dışan sarkar ya da bir sandalyeye ata biner konumda oturarak, yardımcı solunum kaslannın işini kolaylaştıracak biçimde sandalyenin sırt kısmını sıkıca sarar. Yüzü solgunlaşır ve morarır, gözleri dışarı fırlar, konuşma güçlüğü çeker. Boyun, göğüs ve kanndaki yardımcı solunum kaslan gergindir; genişleyen göğüs kafesi yalnız çok yüzeyel ve sınırlı solunum hareketleri yapar. Soluk alma kısa sürelidir, çok az hava alabilir ve aldığı havayı hemen dışan verir. Solunum yollan gerilmiş olduğu için, hava zorlukla dışan verilirken ıslık gibi bir ses çıkar.

    Bronşiyal astım nöbetlerinin süresi oldukça değişkendir: Birkaç dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir. Solunum yavaş yavaş normale döner, sıkıntı yerini bir rahatlama duygusuna bırakır. Ağır tehlike şimdilik aşılnuştır, yüz çizgileri yumuşar, öksuru kle birlikte son derece yapışkan, beyaz renldi bir balgam, çıkanlır; kas gerginliği kaybolur. Derin bir yorgunluk duygusuyla hasta uykuya dalar. Nöbetin sonunda genellikle fazla miktarda açık renldi bir idrar çıkanlir.
    Astım krizinin geçmesiyle hasta normale dönerek olağan etkinlilderini sürdürebilir. Ama şiddetli astım türlerinde, nöbetler sık olduğundan nöbet aralanında da en küçük bir güç harcamayla artan soluma güçlüğü ve hıriltılı solunum gibi bazı hafif temel belirtiler sürebilir. Uygun bir biçimde tedavi edilmezse bronşiyal astım, nöbetler halinde gelen bir hastalık olmaktan çıkıp, kalıcı bir hal alır ve gerçek bir "astnıatik hastalığa" dönüşür: Artık solunum güçlüğü süreklidir; hasta her zaman hırıltılı olan öksürtılde bronşlarda sürekli bulunan balgamı atmaya çalışır; en ufak bir yorgunluk, heyecan, ısı değişimi, hastalık belirtilerinin şiddetlenmesine yol açar.

    NÖBETLERİN NEDENLERİ

    Astım nöbetinin nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, bazı kişisel özelIikler dikkate alınmalıdır. Bazı insanlar belirli akrji uyancı maddelere (alerjen) karşı aşırı duyarlıdır. Bu durum organizmanın özgün antikorlar denen bazı maddeler oluşturmasına neden olur; bunlar daha sonra alerjenlerle karşılaşınca astım nöbetlerini başlatır.
    Olguların büyük bir bölümünde solunan hava aracılığıyla akciğerlere ulaşan alerjen madde, hücrelere yapışık olarak bulunan antikorlarla karşılaştığında, akciğer dokusunun tüm bileşenlerinin katıldığı, bir dizi ani gelişen süreç başlar. En ince bronş dallarının çevresindeki dairesel düz kas lifleri kasılarak büzülürler ve böylece hava ile kan arasında gaz alışverişinin (karbon dioksitin atılarak oksijenin alınması) gerçekleştiği hava keseciklerine (alveol) ulaşan havanın geçtiği alan daralır. Bronşların içini örten mukoza şişer (ödem) ve gergin bir görünüm alarak havanın geçişini daha da zorlaştırır; ayrıca, mukus salgılayan hücrelerin salgılan artar. Bronş mukozasında çok sayıda, mukus salgılayan hücre vardır; normal koşullarda çok yararlıdırlar, çünkü bunların salgıları solunum yollarını temizler. Astım nöbetİerinde ise yapışkan ve koyu kıvamlı aşırı mukus salgılayarak, zaten kasılmış durumdaki küçük bronşlann iyice tıkanmasına ve durumun daha da kötüleşmesine neden olurlar.
    Bir astım nöbetini başlatan en önemli süreçler, bronş kaslarının kasılması; mukoza şişmesi (ödem); aşırı ve koyu kıvamlı salgılanmasıdır.

    Bu durum, solunum güçlüğünü, morarmayı (siyanoz), hınltılı solunumu ve ıslıksı sesleri açıklar. Göğüs kafesi ve diyafram kaslannm gerilmesi göğüs kafesinin hareketlerini güçleştirir. Astım hastası nöbet sırasında, solunum kaslannın tüm güçlerini ortaya koymasını sağlayacak ve havalanma etkinliğini kolaylaştıracak en uygun durumu alır.
    Alerjik astım nöbetlerinden sorumlu uyaranlar, organizmaya değişik yollardan giren alerjenlerdir. En yaygınlarından en alışılmadık ve az olanlanna kadar çeşitli maddeler alerjen etki gösterebilir; bu maddeler ne kadar yaygın ise bunlarla karşılaşma ve nöbetin başlama olasılığı da o ölçüde fazla olacaktır.
    Astım olgulanmn yüzde 80-90'mda, sorumlu alerjenler havayla solunan maddelerdir (pnömoalerjenler); en yaygın olanları çiçek ve bitki tozları, hayvanların üst deri oluşumları, yani kedi, köpek, keçi, at, koyun kılları ya da kepekleri, atların yelekılları, yataklarda kullanılan yünler, kuşların tüyleri, tahıl unu, bitkisel lifler (keten, pamuk, kenevir), ev tozlarıdır.
    Besinlerdeki alerjen maddeler genellikle çocuklardaki astım nöbetlerinden sorumludur, erişkinlerde daha az etkilidirler. Yaygın olarak alerji yapan besinler yumurta, süt ve süt ürünleri, et, balık, kabuklu deniz hayvanları, bazı meyve (çilek, şeftali, elma) ya da sebzelerdir (örneğin ıspanak). Ama astımı ortaya çıkaran tek etkenin besin olması çok az görülen bir durumdur.
     



  2. Cevap: Bronşial Astım Nöbetleri

    HASTALIĞIN TANISI

    Tipik olgularda bronşiyal astım tanısı zor değildir. Yukarıda tanımlanan ve bu hastalığa özgü belirtilerle seyreden nöbetler, beyaz, incimsi balgam vb belirtiler hastalığın kolayca tanınmasını sağlar. Oysa atipik astım biçimlerinin tanısı daha güçtür; kalp astımı ve boğmaca gibi solunum güçlüğüne yol açan başka hastalıklarla ayıncı tanı yapılmalıdır.
    Alerjik astım tanısı açısından yararlı olan birçok yöntem vardır. Astımı başlatan alerjenlerin araştınlması, gerek deri gerekse solunum yoluyla yapılabilir.
    Deri testleri iki tanedir; biri iğne (prick test) ya da çizme (scratch test) ile yapılan deri tepkimesi, öteki ise deriiçi (intradermal) tepkimedir. İğne testi, alerjen olduğu düşünülen maddenin derinin çizildiği noktaya verilmesidir. ikinci test ise deri içine az miktarda alerjen şırınga edilerek yapılır. Kurdeşen döküntülerine benzeyen kızanklık (eritem) ve şişliğin görülmesi olumlu tepkime anlamına gelir; bu belirtiler 10-20 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşır ve 1-2 saat sonra kaybolur. Kuşkulu olgularda sonuçlan yorumlamaya yardım eden kaşıntı da ek bir belirtidir. Antihistaminikler, kortizon ve bazılarına göre tüm antiastmatikler bu tepkimelerin olumsuz sonuç vermesine neden olur. Bu açıdan alerjik incelemenin her tür tedavinin kesilmesinden 26-30 gün sonra, astım nöbeti ya da hastalık belirtisi görülmeyen bir zamanda yapılması önerilir. Uç yaşın altındaki çocuklarda alerji testleri, genellikle güvenilir sonuçlar vermez.
    Alerjenlerin solunum yoluyla araştırılmasında, astım nöbetlerinden sorumlu olduğu düşünülen maddeler hastaya solunum yoluyla verilir. Solumadan önce ve sonra yapılan işlevsel deney sonuçları karşılaştırılır. Olumlu sonuçlanan olgularda, göğüs kafesi ve akciğer esnekliğinde azalma, hava akımına dirençte anma olduğu anlaşılır. Solunum yoluyla yapılan testler çok karmaşıktır. Gene oldukça karmaşık olan başka testler de vardır. Hasta serumunun sağlıklı bir kişinin derisi içine şırınga edilmesi ve daha sonra da alerjen olduğu sanılan maddenin aynı kişiye verilmesiyle yapılan Prausnitz-Küstner testi; IgE denilen özgün immünglobülinlerin serum düzeylerinin saptanması; insan lökositi çözelti sinden hi stamin serbestleşmesi testi; bazofillerin degranülasyon testi bunlardan bazısıdır.
    Kanda eozinofillerin (bir akyuvar türü) sayımı tanı açısından yararlıdır. Hastalığın ara dönemlerinde bu hücrelerin sayısı genellikle yüksektir.


    HASTALIKTA GÖRÜLEBİLECEK RİSKLİ DURUMLAR

    En onemlı ve sık görülen komplikasyon, akciğerde amfizem gelişimidir. Bu durumda, akciğerin esnek yapısını yitirmesiyle birlikte küçük bronş ve hava keseciklerinde kalıcı bir genişleme görülür. Buna astım nöbetinde görülen zorlu soluk vermeyi ve küçük bronşlarda daralmayı izleyen hava keseciği du
    varlannın gerilmesiyle kesecik içi basınç yükselmesi neden olur. Uzun erimde, akciğer amfizemi kalp ya da kalp-akciğer yetmezliğine yol açar. Bronşiyal astımın çok sık görülmeyen bir başka komplikasyonu astım nöbetleri sırasında hava kesecikleri içinde oluşan basınç yükselmesi sonucunda amfızemli alanlardaki kabarcıkların yırtılmasıyla akciğer zan (plevra) boşluğuna hava girmesidir (pnömotoraks). Son olarak zatürree gelişebilir; amfizemle birlikte olduğunda oldukça ağır seyreder ve kronik astımlılarda sık görülen bir ölüm nedenini oluşturur.


    HASTALIĞIN TEDAVİSİ

    Astımda tedavinin iki amacı vardır: 1) Bronş kaslarının kasılmasmın giderilmesi, bronş mukozasında ödemin ve mukus salgısının azaltılmasıyla astım nöbetinin denetlenmesi (semptomatilc tedavi); 2) duyarlı olunan etkenlerden (çiçek tozla
    n, ev tozları vb) korunarak duyarsızlaştırma, ruhsal etkenlerin belirleyici olduğu olgularda ruhsal tedavi ile nedenlerin ortadan kaldırılması (özgül tedavi).

    Duyarsızlaştırma tedavisinde alerjik madde özütü giderek artan dozlarda hastaya şırınga edilir. Tedavi organizmamn söz konusu maddeye duyarlılığının ortadan kalkmasına değin sürer. Başanlı bir sonucun elde edilebilmesi için bu tedavinin en az 3-4 yıl sürduru lmesi gerekir. Bronş enfeksiyonlarıyla birlikte görülen, içsel etkenlere bağlı astım biçimlerinde en etkili koruyucu tedavi, antibiyotik tedavisidir. En uygun antibiyotikler geniş spektrumlu olanlar ve bronş kasılmalannı ağırlaştıracak yerel duyarlılık süreçlerine yol açmayanlardır.

    Ruhsal tedavi özellikle çocukların bronşiyal astımlannda yararlıdır, bu çocuklarda ruhsal etkenin hastalığın en önemli nedeni olduğu ortaya konmuştur. Bu gibi durumlarda ortam değişikliklerini öngören bir tedavi yaklaşımı çok iyi sonuçlar verır.
    Bazı olgularda anne babanın da ruh-bilim muayenesinden geçmesi ve gerekirse tedavi görmesi gerekebilir. Anne babanın duygusal sorunları varsa bunlar çözüme ulaştınlmalıdır. Aksi durumda çocuğun kişiliğinin gelişmesi olumsuz etkilenir, hastalık şiddetlenme eğilimi gösterir. Çocuğun astımında duygusal bileşenlerin bulunmadığı, alerjik ya da enfeksiyona bağlı olduğunda bile anne baba bir psikologla görüşmelidir; böylece reddetme ya da aşırı koruyucu tavırlar geliştirmeden çocuklarının hastalığını gerçekçi bir biçimde kabullenmeleri sağlayabilir.
    Alıntı