Borçlu olan bir kişi zekat kabul edebilir mi?

'Merak Ettiklerimiz' forumunda Misafir tarafından 9 Ağustos 2011 tarihinde açılan konu


  1. Borçlu olan bir kişi zekat alabilir mi?

    Konuyla ilgili şöyle bir hadis vardır

    Ebu Said el Hudrî (ra)’den rivayete göre, şöyle demiştir:
    Peygamber (asm) zamanında bir adam satın aldığı meyvelerden dolayı zarar etmiş borçları da çoğalmıştı. Resulullah (asm):
    “Ona tasaddukta bulunun.” dedi. İnsanlar ona yardım ettiler. Bu yaptıkları yardımlar borcunu ödeyecek miktara ulaşmadı. Bunun üzerine Resulullah (asm) o kimsenin alacaklarına:
    “Ne bulursanız alın bulunanlardan başka size verilebilecek bir şey yoktur.” buyurdular. (Ebu Davud, İbn-i Mace, Sünen-i Tirmizi)

    Zekatın Verileceği Yerler:

    Zekat verilecek kimseler, Müslüman fakirler, miskinler, borçlular, yolcular, mükâtebler (sözleşmeli köleler), mücahidler ve amiller (zekat toplayıcıları) olmak üzere yedi kısımdır. Şöyle ki:

    1) Fakir: İhtiyacından fazla olarak nisab mikdarı bir mala sahib olmayan kimsedir. Bu kimsenin temel ihtiyaçlardan olan evi, ev eşyası ve borcuna denk parası bulunsa da, yine fakir sayılır.

    2) Miskin: Hiç bir şeye sahib olmayıp yemesi ve giymesi için dilenmeye muhtaç olan yoksul kimsedir.

    3) Borçlu: Bundan maksad, borcundan fazla nisab mikdarı mala sahib olmayan veya kendisinin de başkasında malı varsa da, alması mümkün olmayan kimsedir. Böyle borçlu olan kimseye zekat vermek, borcu olmayan fakire vermekten daha faziletlidir.

    4) Yolcu: Bundan maksad, malı memleketinde kalıp elinde bir şey bulunmayan garib kimsedir. Böyle bir adam yalnız ihtiyacı kadar zekat alabilir, ihtiyaçtan fazla alması helal olmaz. Bununla beraber bu gibi kimselerin mümkün olunca borç almaları, zekat almalarından daha iyidir.

    Kendi memleketinde bulunduğu halde malını kaybeden ve böylece muhtaç durumda kalan kimse de yolcu hükmündedir. Bunlar, sonradan mallarını ele geçirmekle, almış oldukları zekat paralarından arta kalanı sadaka olarak fakirlere vermeleri gerekmez.

    5) Mükâteb: Bir bedel karşılığında azad edilmek üzere efendisi ile bir anlaşma yapmış olan köle veya cariye demektir. Böyle borç altına girmiş olan bir köleyi bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekat verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâtebine zekat veremez. Çünkü bunun yararı kendisine dönmüş olur.

    6) Mücahid: Bundan maksad, Allah yolunda gönüllü olarak savaşa katılmak istediği halde, yiyecekten, silahdan ve diğer şeylerden mahrum olan kimse demektir. Böyle bir kimseye, ihtiyaçlarını gidermesi için zekat verilebilir. Buna: "Fi sebilillah infak = Allah yolunda harcama" denir.

    7) Amil: Bundan maksad, idareci tarafından meydandaki zekat mallarının zekatlarını toplamakla görevlendirilen kimsedir. Buna "Saî, tahsildar" da denir. Böyle bir görevliye, bu çalışması süresince, fakir olmasa bile, ailesinin ve kendisinin ihtiyaçları için yeterince zekat verilebilir.

    Yukarıda gösterilen yedi kısımdan her biri, zekatın verileceği yerdir. Bir kimse zekatını bunlardan herhangi birine verebileceği gibi, bir kısmına veya tümüne de dağıtabilir. Bununla beraber nisab mikdarına ulaşmayan bir zekatın, bunlardan yalnız birine verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bu ihtiyacı karşılamış bulunur.

    Bir fakire bir elden nisab mikdarı zekat vermek caiz ise de, keraheti vardır. Ancak fakirin borcu varsa veya kalabalık nüfusu olur da bu zekatı onlarla bölüştüğü zaman nisab mikdarı kendilerine düşmezse, bunda kerahet yoktur.

    Bir fakir, bir zenginden malının zekatını isteyerek mahkemede dava edemez. Çünkü zekatın o davacı şahsa verilmesi bir borç değildir. Aynı zamanda bu bir ibadet olduğundan sahibinin din anlayışına bırakılmıştır.

    alıntı
     



  2. Cevap: Borçlu olan bir kişi zekat kabul edebilir mi?

    Hanefîlere göre zekât alabilecek borçlu, borcu olan ve buna tekabül eden miktar dışında nisaba ulaşan malı bulunmayan kimsedir. Mâlik, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre kendi ihtiyacı için borçlanan kimse ile başkaları veya toplum menfaatine borçlanan kimse arasında fark vardır:

    a) Kendi ihtiyacı için borçlananlar: Yiyecek, giyecek, evlenme, tedâvi, mesken, ev eşyası, çocuğunu evlendirmek, tazminat ödemek gibi ihtiyaçları sebebiyle borçlanan kimseler ile sel, yangın vb. felâketlere uğrayan ve borçlu düşen kimselere ihtiyaçlarını karşılayacak, bellerini doğrultacak ölçüde zekât verilir. Ancak bu kimselerin borçlarını ödeyecek başka para ve -aslî ihtiyaç maddeleri dışında- mallarının olmaması, borcun içki, kumar, zinâ vb. haram giderler için yapılmamış bulunması şart koşulmuştur. Bu yönüyle zekât, bütün İslâm ülkesi vatandaşlarına şâmil, önceden ödenmiş prime göre değil, ortaya çıkan ihtiyaca göre ödeme yapan bir sigorta müessesesi olmaktadır.

    b) Başkalarının menfaati veya amme menfâati, iyilik ve hayır için borçlananlar: Mal veya kan davası yüzünden aralarında anlaşmazlık çıkmış kişi veya toplulukların arasını bulmak, ihtilâfı sona erdirmek, barışmayı sağlamak için şahsen ödeme yapan, varsa zarar ve ziyanı yüklenen kimseler bu uğurda yaptıkları borca eşit miktarda zekât alabilirler; kendileri zengin de olsalar bu miktarı alabilirler. Kabîsa b. Muhârik böyle bir sebeple borçlanmış ve Rasûlullah'a (s.a.) gelmiş, zekât faslından talepte bulunmuştu; Hz. Peygamber (s.a.) şöyle dedi:

    İstemek ancak şu üç kimse için helâl olur: 1. Başkası nâmına angarya yüklenen kimseye, verdiğini alacak kadar istemek helâl olur, o miktarı alınca durur (kendisi zengin olduğu için başka alamaz); 2. Başına gelen felâketin malını mülkünü süpürüp götürdüğü kimse belini doğrultacak, maişetini temin edecek kadar isteyebilir; 3. Kendi kabîlesinden aklı başında üç kişinin "filan yoksul düştü" diyebileceği kimse ihtiyacını giderecek kadar isteyebilir. Ey Kabîsa! Bunlardan başkasının istemesi haramdır; alırsa haram yemiş olur. (Müslim , Zekât, 109; Ebû Dâvûd, Zekât, 26; Nesâî, Zekât, 80, 86).

    Yetimhane, fakirler için hastane, câmi, okul gibi iyilik, hayır ve hizmet müesseseleri yaptırma uğrunda borçlanan kimseler de bu son grup içinde mütâlaa olunmuşlardır. (Nevevî, Ravzu't-tâlibîn, el-Mektebu'l-İslâmî neşri, c. III, s. 319; er-Ramlî, Nihâyetü'l-muhtâc, el-Halebî neşri, c. VI, s. 185).

    Bazı muâsır İslâm âlimleri, fâizsiz tüketim kredisi (el-karzu'l-hasen) vermek üzere kurulacak bir sandık veya müessesenin de bu fasıl içinde yer alabileceğini ileri sürmüşlerdir (Kardâvî, age., s. 634.)

    Hayrettin KARAMAN