Boraltan Köprüsü Hikayesi

'Masallar ve Hikayeler' forumunda EyLüL tarafından 5 Eylül 2012 tarihinde açılan konu


  1. Boraltan Köprüsünün Hikayesi




    Boraltan Köprüsü Katliam Hikayesi

    Türk tarihinde Türk’ün Türk’e yaptığı büyük ihanetlerden biri, Azerbaycanlı soydaşlarımızın Boraltan Köprüsü’nü geçerek Türkiye’ye sığınma isteklerini, Türk hükümetinin geri çevirip Ruslara teslim edilmesi olayıdır.

    Boraltan Köprüsü Hikayesi


    Bizi siz öldürün, vermeyin Rus’a

    Yakışmaz Türklüğe, sığmaz namusa.

    Vahşete göz yumup silkmeyin omuz

    Bizi siz öldürün, varsa suçumuz.

    Men ne diyem o vefasız dağlara

    Öz gardaşı dönek olan ağlara.

    Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırım, bir zamanlar Boraltan Köprüsü’nde yaşanan dramı, “Dönek Kardaş” isimli şiirinde işte böyle resmediyordu.

    Peki, bugün bırakın sokaktaki vatandaşı, Türk milliyetçisi ülkücü diye geçinenlere, Boraltan Köprüsü’nde ne oldu, bu köprünün yeri nerededir? diye sorsanız, doğru cevap verebilecek kaç kişi bulabilirsiniz acaba?

    Oysa, Boraltan Köprüsü’nde yaşanan trajedi, 1978 yılında ülkücüler tarafından filme çekildi.

    Başrolünü Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın oynadığı Güneş ne zaman doğacak isimli filmin gösterime girdiği bütün sinema salonları, Türk düşmanları tarafından bombalandı.

    Esat Kabaklı’nın bir bestesine de konu olan Boraltan Köprüsü’nün utanç dolu hikayesi şöyle:

    İkinci Dünya Savaşı esnasında Sovyet esaretine dayanamayan bir grup Türk, hürriyete kanat çırparak, sınırdaki bir Türk karakoluna sığınır. Sovyetler Birliği, sığınmacıların ‘kendi vatandaşı’ olduğunu ileri sürerek, iade edilmelerini ister.

    Karakolda gergin bir bekleyiş başlar.

    Misafirler, ya ‘öz yurtlarına’ kabul edilecekler, yada Boraltan Köprüsü’nün öbür ucunda bekleyen ‘Rus müfrezesine’ teslim edileceklerdir.

    Ancak, Türk toprağını öpmeyip adeta yalayan, Türk bayrağını göz yaşları ile sulayan sığınmacılar, öz vatanlarının kendilerine sahip çıkacağından oldukça emindir.

    Ne yazık ki Ankara’dan gelen emir korkunçtur:

    Şahısları derhal ülkelerine iade edin.

    Köprünün diğer tarafında kanlı dişlerini sırıtıp göstererek bekleyen Rusları iyi tanıyan sığınmacılar, Türk askerlerine yalvarıp yakarırlar:

    Ne olur bizleri siz öldürün onlara teslim etmeyin. Hiç değilse kendi toprağımızda, kendi bayrağımızın altında ölelim.

    Fakat askerler emri uygulamak zorundadırlar.

    Boraltan Köprüsü’ne getirilen sığınmacılar, Türk askerleri tarafından beşerli, onarlı gruplar halinde karşı tarafa geçmeye zorlanır.

    Karşıda bekleyen Rus müfrezesi, köprüyü ilk geçen grubu, hemen oracıkta, Türk askerlerinin gözleri önünde kurşun yağmuruna tutarlar.

    Olup bitenler karşısında şaşkına dönen karakol komutanı, teslimat işini derhal durdurarak, olup bitenleri Ankara’ya rapor eder:

    Karşıya geçenleri kurşuna diziyorlar.

    Ankara’dan gelen cevap şöyledir:

    - “Kesin emir var. Görevinizi yapın, yoksa vatan hainliği ile yargılanacaksınız.”

    Çaresizlik içinde son bir kez daha askerlerin yüzüne bakan sığınmacılar, sonunda değerli eşyalarını ve giysilerini bırakarak, Boraltan Köprüsü’nden ölüme yürümeye başlarlar.

    Gözyaşlarına boğulan askerler, olanları görmemek için köprüye sırtlarını dönmüşlerdir.

    Sığınmacıların ölüme yürürken haykırdıkları o sözler, yürek parçalayacak niteliktedir:

    Varsın ölen biz olalım, yaşasın Türkiye.

    Boraltan Köprüsü dramı, bir döneme damga vuran ‘utanç zincirinin’ sadece bir halkasıdır. Sovyet zulmünden kaçıp, kurtarıcı olarak zannettikleri Almanlar’a sığınan Kırım, Kazak, Özbek, Kırgız, Azerbaycan ve Ahıska kökenli onbinlerce Türk, savaşın bitiminden sonra, aynı şekilde kaçak yollarla geldikleri Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne iade edildiler.

    Hepsinin akıbeti, ya ‘gulaglarda’ ölünceye kadar çalıştırılmak, yada bir ‘idam mangasının’ karşısında son nefesini vermek oldu.

    Aradan yıllar geçti.

    Artık ülkenin kaderi iki dudağı arasında olan ‘Milli Şef’ yok, işbaşında sözde ‘Türk milletinin’ oylarına seçilmiş olan bir iktidar var.

    Peki değişen nedir?

    Dün, kendilerine güvenen Türklerini gözlerinin yaşına bakmadan ölüme gönderenler, bugün buldukları ilk fırsatta kendilerine bel bağlayan Türkleri sırtlarından hançerliyorlar.

    Türkiye, Türkler tarafından idare edilinceye kadar, bu utanç aynen devam edecek.

    Söylemin’ bittiği noktada, artık eylem başlar.

    Hem ‘Türkiye’ye sokulmayan’ Azerbaycanlı kardeşlerimize destek vermek, hem de Ermenistan sınır kapısının açılışını protesto etmek için Yeniçağ ailesi olarak, dün Kars’ın Akyaka ilçesindeki Doğu Sınır Kapısı’ndaydık.

    Ne mutlu yürekleri Türklük için çarpanlara.