Birbirimize ne yapıyoruz?

'Masallar ve Hikayeler' forumunda dila_ tarafından 1 Haziran 2010 tarihinde açılan konu

  1. dila_

    dila_ Yasaklı


    Zamanın en keskin virajında karşılaşıyoruz. Sevgi sözcükleri uçuşuyor havada. Dizi dizi vaatler. “ Seni seviyorum “ diyor, birimiz. “ Ben de “ diyor, ötekimiz. Ve yolculuk başlıyor. Bir de bütçemize göre, kurduğumuz şenlikle şahitler huzurunda, tekrarlıyoruz vaatlerimizi. Sanki başka kulaklar duyarsa, sözlerimiz, dönülmez olurmuş gibi.
    Evleniyoruz.
    Yıllar yılları kovalıyor. Çocuklarımız oluyor, Allah “ Olsun “ demişse. Bir / iki / üç. Gücümüz kaç taneye yetecekse. Ve herkes dağılıyor bir yana, çil yavrusu gibi. Adam işinde, kadın evinde. Herkes kendi hayatının mücadelesinde.
    Ben, feminist bir kadın olmadım hiçbir zaman. Erkeğin hakkı, erkeğe. Kadının hakkı, kadına dedim. İnsanlık adına adil değilse bir davranış, bir tavır karşısında durdum. Durduğum yan bazen kadından taraf oldu, bazen erkekten. Bu yüzdendir ki kadınlar, benimle sohbetten pek hoşlanmadılar. Aslında ben de kadınsı sohbetleri sevemedim, bir türlü. Hayatım hep erkek ağırlıklı oldu. Gençliğimde, arkadaşlarımın çoğu, erkekti. Belki bu yüzden. Belki ailemin düzeninde erkeklerin egemen oluşundan? Bilemiyorum. Ama ben hiç pişirdiğim bakla yemeğinin beyazlığı ile uğraşmadım. Baklaya karşı bütün vazifelerimi yerine getirdim. Gerisini ona bıraktım. Aynen perdelerimde olduğu gibi. Gerekli tüm malzemelerini koydum, döndüm arkamı gittim.

    Bunu niye anlattım? İki tür ev kadını vardır:

    1- Gerçek anlamda ev kadını. Temizliği, ütüsü, kolası, baklası, perdesi, vs.
    2- Ev kadını. Ama öldürmeyecek kadar. Etrafı koklar. Ev halkı neye önem veriyorsa onu yapar. Yemekse; yemeğini dört dörtlük yapar, gerisini sallar. Temizlik, düzense; onları halleder, gerisini boş verir.


    Bizim evimiz, yemek ve düzen ağırlıklı idi. Eşyalar konusunda nokta atışı yapmak zorundaydım. Şöyle ki; bana bir şeyin yeri sorulduğunda yanıtım aynen şöyle olurdu: “ Odana gir. Sağ üst çekmeceyi çek. Soldaki mavi kazağını kaldır. Onun altında. “ Gözlerim sürekli teleskop gibi çalışırdı. Anahtar, cep telefonu, vb gibi çabuk kaybolan eşyalarını nereye koyduklarını anında tespit ederdim. Çünkü, mutlaka sorulurdu. Sabah işe ve okula yolcu ederken, kapıyı kapatır ama elimi kapı kolundan çekmezdim. İlla ki bir şeylerini unutmuş olurlardı.
    Benden beklenen işleri hallettikten sonra gün bana aitti. Kitap okurdum, haber dinlerdim, gezmeye giderdim. Oğlumla maç izlerdim. Kızımla paylaşmam gerekenleri paylaşırdım. Eşimle gittiğim toplantılarda siyaset tartışırdım, fıkra anlatırdım. İçkimi içerdim. Erkeğe, erkek olarak, bakmazdım. Sohbetinden hoşlandığım sıradan bir kız arkadaşım olarak görürdüm. Her koşulda, her ortamda ve her şartta eşit olarak eşimin yanında dururdum. Asla geri adım atmazdım.
    Ben bunları yaparken, bir numaralı kadın-lar, eve gelen yardımcıların temizliğinden konuşurlardı. Çocuklarının derslerinden. Özel öğretmenlerinden. Hangi kursa yazıldıklarından. Hangi çamaşırda, hangi temizleyiciyi kullandıklarından. Alem dergisinde çıkan son haberlerden. Arada eşlerine göz atarlardı; Gömleğinin ütüsü nasıl olmuş? Pantolonunda kaç çizgi var? Kravatı düzgün mü?
    Asla yergi amaçlı değil bu söylemlerim. Ya da kendimi övmek amaçlı değil. Sadece iki kadın tipini anlatmak amacım. Bildiğim en yakın örneklerle. Kendim ve görüp yaşadıklarımla.
    Peki, sonuç? Diyeceksiniz. Sonuç; her iki şekilde de mutsuz kadınlar ve erkekler topluluğu. Neden? Çünkü tüm bu telaş içinde unutulan bir şey var: Paylaşılan yaşam. Verilen sözler. Vaatler. Seni seviyorum lar.
    Heyecanı kaybediyoruz. Pırıltıları söndürüyoruz.
    Biz kadınlar sanıyoruz ki, parmağımıza taktığımız halka ve doğurduğumuz çocuklar ile büyük bir başarının altına imza atıyoruz. Sanıyoruz ki, bunu yaparsak “ kadın “ oluyoruz. Bizden başka hiçbir kadın da bunları veremez, eşimize. Sonrası? Saldım çayıra, mevlam kayıra.
    Erkekler zannediyorlar ki, eve para getirdikleri sürece, evin tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları sürece, koca olarak vazifelerini yaptıkları sürece sorun yok. Sanki bunu yeryüzünde tek beceren erkek onlarmış gibi. Sonrası? Bana dokunmayan, bin yıl yaşasın.
    Birbirinden kopuk hayatlar yaşadığımızı fark etmeden daha da uzaklaşıyoruz, birbirimizden.
    Varlıkta ve yoklukta sözü vererek başladığımız hayatları, derin yalanlara sürüklüyoruz.
    Ne yapıyorsak yapıyor, nasıl beceriyorsak beceriyoruz ve bu toplamdan birbirini mutlu edemeyen insanlar yaratıyoruz.
    Ne kadar mükemmel ve doğru olduğumuzu düşünürsek o kadar yetersiz kalıyor ve mutsuz oluyoruz. Mutsuz ediyoruz.
    Kimsenin kimseye yaranamadığı bir düzen içinde yaşayıp gidiyoruz.

    Sonuç? Ortada asılı kalan bir soru: Birbirimize ne yapıyoruz?


    Eser ASLANLI
     



  2. Cevap: Birbirimize ne yapıyoruz?

    Bu yazı size mi ait dila?
     


  3. dila_

    dila_ Yasaklı


    Cevap: Birbirimize ne yapıyoruz?

    hayır bana ait değil ablamın yazısı