Birazda Hüzün ...

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Belinay tarafından 21 Ocak 2009 tarihinde açılan konu



  1. Hüznün Kemiği Yok ki!


    Sanki o eski Türk filmlerinden fırlamış gibi salaş ve zavallı haliyle gelir hüzün çok zaman ve daha ne olduğu anlaşılmadan ortalık yerde beliriveren bir fırtına gibi, ansızın harlanıvermiş ateş misali kavuruverir girebildiği her odamızı. İçimizdeki odalara bu denli umarsızca girebiliyor olması onun hoyratlığından mı yoksa bizim ona karşı gizli meylimizden mi acaba?

    Her odada ustalarla oynanan bir satranç oyunu düşünürüm ben hep ve her odada aklın ve sezginin kendi kendisiyle yüzleşmesi... Arenalar, karanlık dehlizler, gizli geçitler, kısa yollar; yani tek başımıza asla yaşayamayacağımız ve yolun devamı için şart olan bilgilerin tümü içerdedir... İşte bir yüzleşmenin getirecekleri... Belki de hüzne meyili bundandır insanın, bilinçaltı bir çabadır belki de yolun devamı için şart olan bilgileri almaya... Ya da belki de sadece basit bir şarj çabasıdır bir sonraki seviyeye geçmek için...

    Hüzün?
    Önce kısa ve gizli bir hazırlık süreci ve bu inkar edilerek hiç hazırlanmamışcasına kabullenilen bir eski tarz hesaplaşma. Zaten sonrası malum,hüznün kemiği yok ki! Yani neremizi, ne zaman, nasıl ısıracağını bilmediğimiz bir yılanı gömleğimizden içeriye sarkıtmaktan farkı yok aslında, belki de yılanın ısırdığı yerde kalacak bir parça zehirden bir sonraki oda için panzehir yapabilme telaşıdır bunca riski göze aldıran...

    Hüznün kemiği yok ki!

    Ve o salaş ve zavallı hali değil mi zaten her yüreğe girmesi için gereken vizeyi kolayca almasını sağlayan?
    Ve onun o dokunaklı haline duyduğumuz merhamet değil mi kendi kalemimizi kendimize kırdıran?
    Danışıklı bir dövüş değil mi hüznün içeriye girmesine göz yummalarımız? Yani yavaş yavaş bir eriyişe açılan kapı değil mi eşiğinde dikelinen?
    Bir hiledir hüzne duyulan ilgi, hayatla oynayabilmenin gizli hilesi....

    Hangisi yalan , ya da hangisi inkar?
    Hangi aldanışa suskunluktur bunca yüzün her gün birbirine cadde cadde değmesi ve onca temasın içerisinde birbirine yabancı kalması?

    Hangi şaşkınlıktır, bir yılanın ısırdığı yaradan emilen zehiri yanlışlıkla yutturan?
    Hangi duadır, gerisin geriye tepen ve beddua olup taş taş kafamıza yağan?
    Hangi değişim, hangi uzaklık, hangi emek, hangi resimdir bunca hayatı bir bedende yaşamaya bizi iten?
    Hangi yeniden doğuş, hangi ölüp te yeni bir bedende diriliş inancıdır bizi hüznün ısırmalarına doğru iten?
    Hangi başkalaşım, hangi kaçış, hangi kayboluş gizleyebilir dalga seslerinden her gece yankılanacak o küçük çocuk çığlıklarını?
    Hangi "imdat"lara tanıklık etmektir, o an hiçbirşey yapamamanın vereceği sarhoşlukla ertesi gün denizi yudum yudum içip bitirmeye inandıran?

    Hüznün kemiği yok ki!

    Şimdi hangi cümlenin bilmem neresinden bir salkım üzüm gibi sarkan ve kopardıkça okuyanların elinde tane tane dağılacak bir resim değil mi benim kemiksiz hüznüm?

    Zamana yenilenler listesinde adı geçen herkes gibi içindeki o en büyük ve tek korkuyu, bir çırpıda bir yudum rakının yanında yutuveren azman bir akşamcının telaşsız sesi değil mi, her "şerefe"de kadehlerin birbirine değdiğinde çıkardığı o sesi bastıran?

    "aslına uygundur" onaylı bir kopya değil mi her geceye eşit bölüştürülmüş bu noter tasdikli akşam alacası?

    Hüznün kemiği yok ki!

    Hüzne davetiye gönderenlerin beklediği sıranın en başındaydım geldiğimde, ve ben saatlerdir buz gibi beklerken , her gelenin umarsızca önüme geçerek öncelikli olduklarını anlatarak sıramı almalarını seyrettim. Hala en baştayım ve herkesin hüznüne verdim önceliğimi, sıra bir türlü gelmedi...

    Akşamın vedası gibi oldu bu yazı ama değil, bir çiçeğin solması gibi de değil, bahar veya yazın gelmesi değil, kayıp bir adam ilanı değil, ince tasarlanmış bir cinayet değil, okunası bir öykü değil, bu;

    topu topu, annesini parkın orta yerinde ansızın kaybetmiş bir çocuğun öksüzlük denemesi...
    ya da hepsi hepsi bir provası, pusuda bekleyen yüzleşmenin...

    Hüznün kemiği yok ki!

    Ali BULUT
     



  2. Cevap: Birazda Hüzün ...

    Hayatımızdan eksik olmayan hüznü anlatan hüzünlü bir paylaşımdı. Teşekkürler bitanem. Önemli olna hüzünlü anlarımızda hayata pozitif bakabilmek ve bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilmek. :f40:
     



  3. Cevap: Birazda Hüzün ...

    ilginç ama ben bu hüzün denen şeyi zaman zaman seviyorum :oops:
     



  4. Cevap: Birazda Hüzün ...

    Hüznün kemiği yok ki!

    Hüzne davetiye gönderenlerin beklediği sıranın en başındaydım geldiğimde, ve ben saatlerdir buz gibi beklerken , her gelenin umarsızca önüme geçerek öncelikli olduklarını anlatarak sıramı almalarını seyrettim. Hala en baştayım ve herkesin hüznüne verdim önceliğimi, sıra bir türlü gelmedi...