Bir Yanlış Görünce Ne yapılır ?

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 8 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Bir Yanlış Görünce Ne yapılır
    İyiliği emredip kötülüğü nehyetmenin şartı


    “Sizden biri bir kötülük gördüğünde gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin, yetmezse diliyle düzeltsin, onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.” (Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd)

    Yukarıdaki hadis-i şerif her müslümanın ‘münker’e yani ‘yanlış’a karşı tavrını net bir şekilde belirliyor. Buna göre müslüman kişi, her daim ‘münker’in karşısında olmalıdır. Bu tavrı başka pek çok hadis-i şerifte de görüyoruz.

    Peki, münker ya da yanlış nedir?

    Seyyid Şerif Cürcânî rh.a. Tarîfât adlı eserinde ‘münker’i “içinde Allah’ın rızasının olmadığı söz ve iş” olarak tarif ediyor. Münker kavramının zıddı “maruf”dur. Bu da Allah’ın rızasına uygun söz, iş ve durumdur. Maruf ve münker günlük hayatta her müslümanın muhatap olduğu iki temel unsurdur. Bu yüzden ‘emri bi’l-maruf ve nehyi ani’l-münker’ bütün İslâm alimlerince vacip bir görev olarak kabul edilmiştir.

    Bu hadis-i şerife göre, müslümanın münker karşısında alacağı tavır üç derecede sıralanmıştır. İlki “gücü yettiği takdirde eliyle düzeltmesi”dir. Yani bilfiil müdahale etmesidir. Sahih-i Müslim açıklayıcılarından olan Muhammed b. Halîfe el-Veştânî rh.a. bunu şöyle açıklamıştır:

    “İyiliği emretmek, kötülüğü engellemek İslâm’ın direkleridir, bu görev vaciptir ve icma ile sabittir. Buna Rafızîler haricinde muhalefet eden olmamıştır. Bu yolda çabalayan kişi sadece Allah rızasına itibar etmeli ve ne yöneticiden korkmalı ne de arkadaşından çekinmelidir. Gerçek dost, -dünyasını harap etse bile- arkadaşının ahiretini bayındır kılan kişidir. Düşman ise -dünyasını mamur kılsa da- arkadaşının ahiretini harap edendir.” Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, ‘münker’i engellemeden maksat, özelde müslüman kardeşini kurtarmak, genelde ise toplumun düzenini korumaktır. Çünkü kötülüğün yayılmasını engellemek İslâm’ın temel prensiplerindendir. İnsanlara yahut tabiata, maddi manevi zarar veren her türlü iş yasaklanmıştır.

    Bu yasak, dünya ve ahiret maslahatı içindir. Bu maslahatın sağlanması için de bütün müslümanlar bizzat görevli ve mükelleftir. Fakat bu mükelleflik herkesin istediği gibi, keyfince uygulayacağı bir şey değildir. Bunun bir sınırı, ölçüsü ve adabı vardır. Bunların en başında kişinin keyfî olarak her şeye müdahele etmemesi gelir.

    İmam Muhammed Veştânî rh.a. bu noktada ölçüyü şöyle belirlemiştir:

    “İyiliği emredip kötülüğü nehyetmenin şartı bilgi sahibi olmaktır. Sonra ise namaz ve zina gibi hükmü sabit konular gelir.” Yani müdahale edilecek işin doğruluğu yanlışlığı net ve kesin olmalıdır.

    İkinci tavır olan “gücü yetmediği takdirde diliyle düzeltmesi” ifadesini Veştânî rh.a. şöyle açıklamıştır:

    “Müdahalede bulunmak için kişinin işin doğru halini bilmesi gerekir. Eğer elle değiştirmekten, düzeltmekten korkuyorsa sözle uyarmalı, nasihat etmelidir. Cahil kimseye ve zulmünden korkulan zalime karşı mülayim bir şekilde uyarı yapılmalıdır. Çünkü bu daha etkili olur. Bu yüzden uyaran kişinin salah ehli, yani kendi halinin düzgün olması tavsiye olunmuştur. Çünkü böyle bir kişinin uyarısı daha faydalı olur.”

    Üçüncü tavır olan “en azından kalpte buğzun var olması” mümini teyakkuz halinde tutmak içindir. Böylece mümin Allah’ın rızasının olmadığı şeylerden kendisini uzak tutmuş olur. Nitekim bir başka hadis-i şerif “Allah için sevmeyi ve Allah için buğzetmeyi” emreder. Nitecide müminin her halükârda iyinin, doğrunun yanında olması, bu haldeki kişi ve işleri desteklemesi, daima doğruyu söylemesi lazımdır. Aynı şekilde, Allah’ın yasak kıldığı şeyleri elinden geldiğince engellemesi bu noktada insanları uyarması, -hiçbirini yapamıyorsa- en azından kendi nefsini uzak tutması imanı için gereklidir.


    --------------------------------------------------------------------------------
    semerkand dergisi