Bir ülke niçin kendi imkanları ile ayakta durmalıdır?

'Merak Ettiklerimiz' forumunda Misafir tarafından 28 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Bir ülke niçin kendi imkanları ile ayakta durmalıdır?
     



  2. Cevap: Bir ülke niçin kendi imkanları ile ayakta durmalıdır?

    Kişinin kendi hayatını düzene sokmak ve başka insanlarla ilişkilerinin çerçevesini belirlemek üzere ihtiyaç duyduğu ahlaki ilkelere ulaşma çabası insanlık tarihiyle yaşıttır. Çünkü etik, neyin meşru ve doğru kabul edilebileceğine dair bir çalışma sahasıdır ve bu yönüyle hukuka şekil veren etiktir, hukuk her şeyin ötesinde siyasal olanın da yani iktidarın da belirleyicisidir. Ve bundan ötürü toplumda farklı insanların veya insan gruplarının yönetim üzerindeki iddialarının hepsi etik zemininde tartışılır, güç mücadelelerinin ve yönetimin adaletine ilişkin çekişmelerin hepsinin temeli etik üzerine yapılan akıl yürütmelerdir. İşte bu yüzden etik problemler hakkında ciddi ve tutarlı bir yaklaşım ortaya koymayı denememiş bir filozof yoktur. Elbette ahlakın ne olduğuna, doğru davranıştan ne anlamamız gerektiğine ilişkin yaklaşımlar filozoflar arasında çeşitlilik gösterir.

    Herhangi bir davranışa neden “adil” deriz? Adil olanın soyut ve evrensel bir tanımı var mıdır, yoksa her somut olayda içimizden gelen duygulara göre mi hareket etmeliyiz, veya o an toplumsal konjonktürde ortalama insanın yadırgamayacağı her davranış doğru ve adil midir? Bunlar ve benzeri sorular ilk devirlerden beri insanların kafasını meşgul etmekte, bazı tarih dönemlerinde bir uçtaki, bazense diğer uçtaki cevaplar ağır basmakta, buna dayanılarak binyıllardır yeni devletler kurulmakta, yıkılmakta, kanunlar yapılmakta, rejimler değişmektedir.

    Bir yandan kimi zaman tarihin sonu diye adlandırılan günümüz toplumlarında etik tartışmalar da nitelik değiştirmeye başlamıştır. Geçmişte erdem’in ne olduğu, hangi davranışların erdemli olduğu başlı başına birer soru iken 19. yüzyıldan itibaren insanlığın girdiği farklı dönemle bu soru da nitelik değiştirmiştir. Çünkü artık insanlar iletişim, ulaşım, eğitim ve araştırma imkanlarının gelişmesi sebebiyle hem geçmişi, hem de günümüz dünyasındaki farklı toplumları ve farklı etik yaklaşımları daha önceki yüzyıllarda olduğundan çok daha çeşitli ve karşılaştırmalı olarak öğrenebilmektedirler. Bunun bir sonucu kültürel zenginleşme ve örnek alma olabilmektedir, buna karşılık bir diğer sonuç da birbirinden farklı bu anlayışların her hangi birinin özel veya diğerlerinden daha doğru olabileceği düşüncesinin gitgide kayboluşudur. Herkesi kuşatan, herkesin kabullenebileceği kapsayıcı bir etik anlayışın olabileceğine inanç gitgide azalmakta, bu konudaki çalışmalar etik teoriler tarihi şeklinde bir genel kültür literatürü olmaya doğru ilerlemektedir. Etik problemlerle karşılaşıldığında da çözüm, bir doğrular bütününde değil anlık, konjonktürel karşılıklı talepler ve pazarlıklarda aranmaktadır. Bir çok zaman bu şekilde bir çözüm bulunabilse bile bu çözüm uzun vadede konjonktür değiştiğinde fonksiyonunu kaybedebilmekte ve tam ters sonuçlara yol açabilmektedir. İşte böyle bir anda gerekli olan bu konularda evrensel anlamda doğruluğa sahip bir ilkeler bütünü olup olmadığını araştırmaktır.Bir ülke yıkılmamak ve yerle bir olmamak için kendi imkanları dahilinde ayakta durmak zorundadır.