Bir Şarkının Hikâyesi

'Masallar ve Hikayeler' forumunda ORHAN tarafından 12 Kasım 2008 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]

    Uykunun en tatlı yerinde radyonun sesiyle uyandı. Bir şarkı çalıyordu “... değişen hiçbir şey yok sevdiceğim / on yedi yaşım gibi delikanlıyım.” Ayarlandığı vakitte radyo çalarak uyandıran alarmlı saatini aldığı için bi kez daha sevindi, doyulmamış uykunun mahmurluğuyla beraber belli belirsiz bir tebessüm yayıldı yüzüne...Aynada bu halini görünce tebessüm sırıtışa döndü, halini komik bulmuştu ama kendinden bile saklamak ister gibi bi hali vardı. Tek Kaşını kaldırarak hafiften, güzel şarkıymış diye düşündü “On yedi yaşım gibi delikanlıyım.”

    Her sabah traş olmanın verdiği huzursuzlukla lavabonun karşısına geçti. Az evvel tatlı uykusundan uyandırdığı halde kendini bağışlatacak kadar neşeli şarkıyı mırıldanarak traşını oldu. İki yıllık evliydi ama sanki otuz yıllık bir alışkanlık rahatlığıyla, otuz yıldır aynı şeyleri aynı sırayla yapıyormuş gibi havlusunu çıkardı, yüzünü sildi, losyonunu kremini aynı yüz ve el hareketleriyle sürdü. Yatak odasına geçti yeniden, dolabın başında dikildi. Elbise seçerken kilosunu da hesaba katmak ne kötü şeydi. Hafiften çıkmaya başlayan göbeğini sıvazladı şöyle bir... Aslında iki-üç yıl evvel böyle bir sorunu yoktu ama evlilik demek biraz da (ne birazı tastamam) düzen demek disiplin demekti. Askerlere mahsus bir vakit sadakatiyle yemeklerini aksatmama prensibi başka neyle izah olunabilirdi. Ah o yemekler, o şımarık sofralar... Bilhassa akşam yemekleri saadetin ilan merasimi gibi bir eda ile hazırlanır, aynı tatlı ritüller ile ağır ağır, sakince ve bol bol yenir. Yeni evlenenlere dikkat edin. Evliliğin ilk alameti yanağa düşen pembelik, mahcub tebessümler ise devamı semirmiş kurbanlık gibi yüze, göbeğe vuran fazlalıklar, bir daha verilmemek üzere alınan kilolardır. Ayıplamayınız.

    Tabi yıllar sonra kanıksanacak bu tecrübe, mütevekkil kabul olunan bu fazlalıklar ilk yıllarda can sıkar ya biraz... O da sıkıldı bu hale... İnanmak istemedi. Aynanın karşısında garip haraketler yaparak “O kadar da değil” duruşu yakalamak istedi bir süre... Kâh göbeğini içeri çekti, kâh lüzumdan fazla dik durarak olduğundan uzun gözükmeye çalıştı, ikna olmadı. Destek aradı. Eskilerin beyne'n-nevm ve'l-yakaz a dedikleri halde sabit, uyku ile uyanıklık arasında eşine arkası dönük sordu:

    - Kilo verdim galiba bu ara, değil mi?

    - Hı hı diye bi ses geldi. Bu hı hı ile idare etmekten başka çare gözükmüyordu, öyle yaptı. “Evet evet kilo vermişim.” Mırıldanmaya devam etti. “on yedi yaşım gibi delikanlıyım.”

    Şarkının verdiği neşe ile giyinmeye başladı. Giyilmediği için dolabın arka taraflarına düşen eski elbiselerini aradı, buldu. “biraz” dar gelen eski kot pantolonunu, rengârenk kazağını giydi. Saçlarını da eskisi gibi yapmak istedi ama bir “miktar” problemi vardı. Alnı ne kadar açılmıştı öyle? Ne kâkül, ne perçem… Kaşın üstünde futbol sahası büyüklüğünde bir alan parlıyordu. Bu da bozmadı neşesini ki yine mırıldanarak elleriyle kalan bölgeyi bir hale yola koydu, hiç azalmamış gibi, saçları savrulacakmış gibi zıplayarak indi merdivenlerden. “Değişen hiçbir şey yok sevdiceğim.”

    Hava sıcaklığı aynı olsa da ilkbaharı son bahardan daha güzel kılan şey açılan çiçeklerdir. Sonbahar ölümü hatırlatır yerlerdeki yaprak cenazelerine basarak yürüyen insana... Ama ilkbahar öyle mi ya? Ucu patlamış çiçek tomurcukları, “Görülecek güzel günler” demektir, umut demektir. Pırıl pırıl bir bahar sabahı güne güzel başlamak için kâfi olmalı... O da bütün bu düşüncelerle, bunların farkında olmanın sevinciyle, elleri ceplerinde şen şakrak yola koyuldu. Her günkü yolu daha bir güzeldi bu gün... Etrafa baka baka yürüdü. “On yedi yaşım gibi delikanlıyım.”

    Az ilerde yol kenarında çimenlikte top oynayan çocuklar gördü. En büyüğü 17 yaşlarında çocukların sabahın bu saatinde ne işi var diye düşünmedi. Yıllarca O' da oynamıştı. Bazen böyle sokakta manasızca, bazen haddinden fazla ciddi halı saha derbilerinde... Epeydir oynamadığını hatırladı. Eski arkadaşları toplayıp bir maç tertib etmeli diye düşündü. Hoşuna gitti bu fikir, uzatıp “Her hafta toplanmalı, düzenli oynamalı” dedi kendi kendine... Eski formuna kavuşabilirdi böylece... Ya da biraz erken kalkıp koşmalı mı? Yok yok en iyisi hafta bir maç... Hem eğlence hem spor işte… Bunları düşünürken top oynama iştahının kabardığını hisseti. Gidip çocukların arasına karşıp oynamak bile geldi içinden. “ah!” dedi. O topa bi kere vurabilsem ne iyi olurdu. Bir sektirme, bir vuruş ne iyi gelir, ne güzel olurdu. Bu iştah tutku gibi tırmandı birden... Bir kere vurabilse topa sanki gençleşecek, göbeği incelecek, saçları çoğalacaktı. Bir şut, bir vuruş ah!..

    O an bir mucize oldu. Çocukların biri topu ayağından kaçırdı, çimenlikten yola doğru düştü top... Önüne doğru yuvarlandı. İşte beklediği fırsat önüne gelmişti. İki adım sonra topla buluşacak eski günlerdeki gibi fiyakalı bir vuruş yapacak, topun peşinden bakakalan çocuklara, “Ben de sizdenim.” diyecekti. İşte bir adım kaldı topa, işte o an geldi.

    Tam bu anda çocuklardan biri seslendi:

    - Amca topu atsana!

    Yıkıldı birden, çözüldü. Göbeğini saldı, başını eğdi. Yürüyüşü yavaşladı. Topa dokunmadan geçti. Topu kaçıran çocuk önünden hızla koşarak yetişti, topu aldı. Kederli yürüyen adamın arkasından baktı. Adam bir şarkı mırıldanıyordu;

    - … dönülmez akşamın ufkundayııız, vakiit çook geeç…
     



  2. çok güzeldi orhan hocam emeğine sağlık
     



  3. :( :( Bazı gerçeklerle yaşamaya alışmalı insan mesela zamanın hızla akıp geçtiği, hayat ağacımızdan bir yaprak daha düştüğü ve on yıl önce yaptıklarımızı artık yapamayacağımız gibi :( Gerçekle yüzleştiren bir yazıydı hocam teşekkürler
     



  4. teşekkürler Hocam
     



  5. dönülmez akşamın ufkundayııız, vakiit çook geeç…

    Çok teşekkürler :f118:
     



  6. teşekkürler güzel bir hikaye güzel bir şarkı
     



  7. çok güzel düşündürücü bir yazı idi ORHAN:f40: hayatın gerçekleri bunlar, geriye dönüşümüz yok, emeğine yüreğine sağlık çok keyifle okudum:f118:
     



  8. Çok güzel bir paylaşımdı.

    Teşekkürler.
     



  9. Teşekkürler Orhan hocam çok güzeldi:f40: