Bilimin Felsefesi

'Kısa Bilgiler' forumunda Masal tarafından 4 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Bilim Felsefesi Nedir


    Bilim Felsefesi Hakkında Bilgi


    Bilim felsefesi, bilimin ne olduğunu, bilimsel kuramların özgül yapısını, bilimsel bilginin epistemolojik statüsünü, bilimsel yöntemin anlamını, bilim alanı ve bilimsel bilginin nesnesini, bilimin gelişiminin anlamını, özet olarak bir bütün bilimin konumu, gelişimi ve iç-yapısını değerlendiren, bunu kuramsal düzlemde ortaya koymaya çalışan felsefe bölümüdür. Bilim tarihinden farklı olarak bilim felsefesi bu sözkonusu tarihin kuramsal düzlemde açıklanmasını ve değerlendirilmesini üstlenir. Cemal Yıldırım, bilim felsefesinin amacını "bilimi anlamak" olarak belirtmektedir.

    Bilgi her devirde önemli olmuştur, ama özellikle çağımızda gerek fert insanın hayatında gerekse toplumsal sistemlerin temelinde bilgi önemli bir yer tutmaktadır. Bilgi kuvvettir; hem kafada kuvvettir hem de uygulamada kuvvettir. Özellikle doğal kuvvetleri ve teknolojinin desteğini aldıktan sonra, bilginin kuvveti kat kat artmaktadır. Bilgiyi sağlayan, bilimdir.

    Bilim, bir düşünme metodudur. Gerçeğe ve olgulara dayalı, önyargısız, tutarlı, rasyonel ölçülerde bir anlama, bulma, doğrulama metodudur. Bilim, bir taraftan düşünme ve ele aldığı konuları bilimsel metodlarla araştırma sürecidir; bir taraftan da bilimsel araştırma sonucunda ulaşılan bir üründür.

    Başlangıçta bütün bilimler felsefenin içinde yer alıyordu. Filozof, her bilim konusunda bilgi sahibi olan, bütün bilgileri sentez ederek bir hayat görüşüne ulaşmış olan kişi idi. Hemen her konuda kitap yazan ve bu kitapları o bilim alanlarında otorite kabul edilen Aristoteles, bu filozof tipine bir örnektir.
    Bilimsel bilgi geliştikçe, zamanla bilim dalları felsefeden “bağımsızlıklarını” ilan ettiler. Daha önce “doğa felsefesi” denen Fizik, arkasından Kimya, Biyoloji ve diğer fen bilimleri tek tek felsefeden ayrıldılar. Sosyal bilimler de, henüz tam kesin olmamakla beraber, felsefenin etkisinden çıkmaya başlamışlardır.
    Bu ayrılmalar, felsefenin konusunu hızla daralttı. Hatta ayrılmalar sırasında felsefeye karşı düşmanca bir tavır takınıldı. 19. yüzyılda bilim ile felsefe arasında âdeta bir uçurum meydana geldi. Felsefenin varlığı bile tehlikeye düştü.

    O zaman filozoflar bilimlerin sınıflandırılmalarıyla uğraştılar. Hem felsefeden kopan, hem de birbirlerinden olabildiğine uzaklaşan bilimler, bir bütün olan evreni parçaladıkları gibi, insan kafasında da bütün bir evren kavramı oluşturamıyorlardı. Bu parçalanmışlık sanayi dünyasına, toplum hayatına ve hatta insan şahsiyetine bile yansımıştı. Felsefe, bilimleri sınıflandırarak onlar arasındaki ortak noktaları ve bağları göstermek, bilimleri birbirlerine yaklaştırmak istiyordu. Bütün bilimler varlık alanının değişik varolanları ile ilgileniyorlardı.