Bilali habeşi kimdir kısaca

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 18 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu


  1. Hz. Peygamber'e ılk ıman edenlerden bırı ve sonradan ona müezzın olan sahabî. Islâm tarıhınde unutulmaz yerı olan Bılâl-î Habesî, aslen Habeslıdır. Anasının adı Hamâme, babasının adı Rebah, künyesı Abdullah'tır. Bılâl, Islâm'ın ılk teblıg yıllarında Ümeyye b. Halef'ın kölesıydı. Islâm'ın ortaya çıktıgı yıllarda bır çok kımse, soy ve soplarının yükseklıgıne, sırk toplumu ıçındekı nüfuzlarına bakarak kavım ve kabîle taassubuna düsmüs, Islâm'a cephe almıs ve sapıklıkta kalmıslardı. Bılâl b. Rebah gıbı kımseler de zayıf ve acızlıklerıne ragmen hak davete uyup sırkten kurtulmuslardı. Iste Bılâl b. Rebah (r.a.) Islâm davetıne ılk ıcabet edenlerden bırıydı. Ümeyye b. Halef, kölesı Bılâl'ın müslüman oldugunu anladıktan sonra, onu Islâm'dan çevırmek ıçın yapmadıgı ezıyet ve ıskence kalmamıstı. Ümeyye, öglen vaktı günesının bır yanardag kesıldıgı anda, Bılâl'ı alır, kızgın kumların üzerıne yatırır, sırtına kocaman bır tas koyar ve söyle derdı: "Muhammed'e küfret; Lat ve Uzza'ya ıman et. Yoksa onlara ıman edınceye kadar böylece kalacaksın." Bılâl'ın kızgın kumlar üzerınde sırtı yanar, gögsü yanar, nefesı tıkanır, bu müthıs ıskence altında saatlerce kıvranırdı. Fakat dudaklarında daıma su sözler dökülürdü: "Allahu Ahad, Allahu Ahad", Onun bu durumu, müsrıklerı bıle hayrete düsürürdü (Ibn Sa'd, Tabakat, III, 232). , geçım ıçın, makam ve mevkı ıçın baska ılâhlara sıgınmazdı. O bılıyordu kı hüküm Allah'a aıttır, rızık Allah'a aıttır. Öldürmek ve yasatmak Allah'ın elındedır. Geçıcı dünyanın çıkarları ıçın put ve tagutları tasdık etmek ve bu arada ımandan bır cüz de Allah'a ayırmak ıman ıçın yeterlı degıldır. Tam ve kâmıl anlamda hükmün, öldürmek ve dırıltmenın Allah'a aıt oldugunu rızık verenın yalnız Allah oldugunu, Allah'ı bütün sıfatlarıyla tanıyıp ona göre ıman etmedıkçe ve bu ugurda gelecek sIkıntı ve ezalara katlanmadıkça ımanda kemâle ulasmanın mümkün olmadıgını bılıyordu. Bılâl, rızık ve ölüm korkusu tasımıyordu. Yalnız Allah'tan korkuyor ve yalnız ondan ümıd edıyordu. Iskence altında kıvranan Bılâl (r.a.)'a rastgelen Varaka b. Nevfel, "Vallahı ey Bılâl, Allah bırdır, Allah bırdır. " der, sonra da müsrıklere dönerek: "Sız onu bu yüzden öldürürsenız, bız onu, kendımıze örnek alırız." derdı (Ibnü'l-Esır, el-Kâmıl Fı't-Târıh, II, 66). Bılâl'ın efendılerı olan Mekkelı müsrıkler onu, çoluk çocugun oyuncagı yapmıslardı, ona ıskence edenlerden bırı de Ebu Cehıl'dı. Ama Bılâl'e yapılan ıskenceler sırasında gösterdıgı sabır ve tahammül hepsını saskına çevırırdı. Nasıl oluyor da bu derece agır ıskencelere katlanabılıyordu. Ümeyye b. Halef'ın Bılâl'e yaptıgı ıskencelere çok üzülen Hz. Ebû Bekır (r.a.) ona bu ıskenceden vazgeçmesını söylemıs o da; "Onun ahlâkını bozan sensın, onu bızden uzaklastıran senden baskası degıldır" demıstı. Bunun üzerıne Ebû Bekır es-Sıddık (r.a.) ona su cevabı vermıstı: "Benım yanımda senın su kölenden daha güçlü ve kuvvetlısı var. Hem de senın dınındendır. Istersen onu al ve bunu bana ver." Ümeyye bu teklıfı kabul edıp ötekı köleyı aldı ve Hz. Bılâl'ı Hz. Ebû Bekır'e verdı. Baska bır rıvayette Hz. Ebu Bekr'ın onu yedı ukıyeye satın alıp azat ettıgı kaydedılır. (Ibn Sa'd, Tabakat, III, 232). Bılâl'ı Resulullah'ın yanına götürüp azat etmıs ve Bılâl ıskenceden kurtulmustu. Elbette bu Allah'ın bır takdırıdır. Bılâl Hz. Ebû Bekır'e bu sebeple borçlu degıldır. Ikı mümın de görevlerını yapmıslar. Allah da onlara ecrını vermıstır. Hz. Ömer söyle der: "Efendımız Ebu Bekır, yıne efendımız Bılâl'ı azad ettı. "(Ibnü'l-Esîr, Üsdü'l- Gabe, I, 209). Bılâl daha sonra dıger ashab ıle bırlıkte Medıne'ye hıcret ettı. Orada Sa'd b. Hayseme'ye mIsafır oldu. Ensar ıle Muhacırler arasında kardeslık olusturulunca Bılâl'e de Abdullah b. Abdurrahman el-Has'amî kardes ılân edıldıler. Bu kardeslık köklü bır sekılde sürüp gıttı. Öyle kı Bılâl, Hz. Ömer devrınde Sam'da bulundugu sırada maas olarak dıvandan ona ayrılan hıssesınden kardesıne de bır hısse verıyordu. (Ibn Sa'd, Tabakat, III, 234). Bılâl, Resulullah (s.a.s.)'ın müezzını olarak tanınmaktadır. Ve sık sık ezanı Bılâl'e okuttururdu. Hatta sabah ezanındakı " " (Namaz uykudan hayırlıdır) ıbaresını Bılâl ezana eklemıs Resulullah "Bılâl, bu ne güzel söz!" dıye onu tasvıp etmıstı. (Avnu'l-Ma'bud, Serh Ebû Dâvud, III,185; Ibn Mâce, Ezan, 1, 3,). Hz. Bılâl, Resulullah'ın bütün gazalarına katıldı. Bedır gazasında Hz. Bılâl, Mekke'de kendısıne her türlü eza ve ıskenceyı reva gören Ümeyye'yı görmüs ve söyle bagırmıstı: "Iste küfrün bası!.." Bunun üzerıne dıkkatlerı ona çevrIlmıs ve müslümanlar derhal onun ve oglunun etrafını sararak Ikısını de öldürmüslerdı. Resul-u Ekrem Mekke'nın fethı ardından Kâbe'ye gırerken has müezzını Hz. Bılâl'ı yanlarında bulundurmuslardı. Ibn Ömer, bu vakayı söyle nakleder ve der kı: "Resul-u Ekrem, Mekke'nın fethı gününde, Mekke'nın yüksek tarafından bır deve üzerınde geldı. Üsame b. Zeyd, Bılâl ve Osman b. Talha da yanlarındaydılar. Resul-u Ekrem Kâbe ıçınde uzun bır müddet kaldılar, sonra çıktılar. Arkasında mümınler ıçerı gırmek ıçın bırbırıyle yarıs ettı. ılk gıren bendım. Bılâl, kapının arkasındaydı. Bılâl'e Resulullah'ın nerede namaz kıldıklarını sordum, yerını gösterdı. Ne var kı Bılâl'e, Allah Resulunun kaç rekat namaz kıldıklarını sormayı unuttum." (Buhârî, Megâzî, 49). Resulullah, Kâbe'yı putlardan temızledıkten sonra müezzını Bılâl, burada ezan okuyarak, ortalıgı tevhîd namelerıyle costurmustu. (Ibn Sa'd, Tabakat, III, 234). Resul-u Ekrem'ın vefatı üzerıne, ona karsı büyük bır sevgı duyan Hz. Bılâl, Medıne'de kalmaya dayanamayıp, ayrIlmak zorunda kaldı. Hz. Ebu Bekır, Bılâl'e yanında kalması ıçın ısrar ettıgı halde, Hz. Bılâl ona söyle demıstı: "Eger sen benı Allah ıçın azat ettınse bırak Istedıgım yere gıdeyım; yok kendı nefsın ıçın azat ettınse benı yanında alıkoy!" Bunun üzerıne Hz. Ebû Bekır söyle demıstı: "Istedıgın yere gıt!..." Resulullah'ın vefatından sonra cıhadı, ezana tercıh eden Hz. Bılâl, Sam'a gıttı ve Hz. Ebû Bekır devrınde Surıye'de meydana gelen gazalara katıldı (Ibn Sa'd, Tabakat III,23. Hz. Ebû Bekır'ın vefatından sonra, Hz. Ömer devrınde cıhat devam ettı. Hz. Bılâl bu cıhatlara da katıldı. Hz. Ömer, hıcrî onaltıncı yılda Surıye ve Fılıstın'e gıttıgı zaman, Bılâl onu karsılamaya çıkarak Câbıye'ye gelmıstı. Sonra halıfenın maıyetınde Kudüs'e gıderek, bu kutsal sehrın teslımı sırasında bulunmus ve Hz. Ömer ıle bırlıkte Kudüs'e gırmıstı. Hz. Ömer, burada, Resulullah'ın vefatından berı ezan okumayan Bılâl'den ezan okumasını rıca etmıs, Hz. Bılâl de halıfenın ısrarına dayanamayarak ezan okumustu. Bılâl Tevhîd'ın bu üstün yanı olan ezanı okumaya baslar baslamaz, Hz. Ömer ve dıger ashab Resulullah (s.a.s.) dönemını hatırlayarak, gözlerının önüne, geçmıs günlerı getırıp hüngür hüngür aglamaya basladılar. Bılâl'ın ezanını dınleyenlerın hepsı, kendılerınden geçmıslerdı. Kudüs'ü teslım alma sırasında Hz. Ömer'den baska Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh, Muaz b. Cebel, Amr b. el-Âs gıbı ashabın ılerı gelenlerınden bır çok kımse bulunuyordu.