beş duyu organımızla ilgili deyimler

'Etüt Merkezi' forumunda Misafir tarafından 4 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. beş duyu organımız ile ilgili deyimler

    AĞIZ

    Ağız ağza vermek: İki kişinin başkaları işitmeyecek şekilde konuşması.

    Ağız yaymak: Dürüst davranmaktan kaçınmak.

    Ağız dalaşı: Bağrışma derecesini geçmeyen kavga.

    Ağız değişikliği: Yemeğin çeşidinde değişiklik.

    Ağız kahyası: Birinin söyleyeceği veya söylemeyeceği sözlere karışan kimse.

    Ağız kalabalığı: Çabuk söylenen ve birbirini tutmayan sözler.

    Ağız kavafı: Satıcılar gibi, insanı kandırmak için çok lakırdı söyleyen.

    Ağız satmak: Yüksekten atarak kendini övmek.

    Ağzı gevşek: Sır tutmayan.

    Ağız tamburası çalmak: Sözle avutmaya çalışmak.

    Ağza alınmaz: Söylenmesi ayıp, çirkin söz.

    Ağzının mührü ile: Oruçlu olarak.

    Ağza tat,boğaza feryat: Miktarı pek az olan yiyecek şey.

    Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan kimse.

    Ağzı çiriş çanağına dönmek: Ağzı kuruyup acılaşmak.

    Ağzı kara: Kötü haber vermekten hoşlanan, şom ağızlı.

    Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek.

    Ağzı pis: Sövmeyi huy edinmiş olan.

    Ağzı teneke kaplı: Çok sıcak veya çok soğuk şeyleri kolayca içebilen kimse.

    Ağzı var,dili yok: Pek sessiz bir kimseyi övmek için söylenir.

    Ağzına baktırmak: Kendini beğeni ile baktırmak.

    Ağzına bir kemik atmak: Susturmak için az bir şey vermek.

    Ağzına bir zeytin ver, altına tulum tutar: Küçük iyiliğe, büyük çıkar beklemek.

    Ağzına burnuna bulaştırmak: Bir işi beceremeyip batırmak.

    Ağzına taş almış: Lakırdıya karışmayıp susanlar için kullanılan söyleyiş.

    Ağzına vur, lokmasını al: Uysal ve sessiz kimseler için söylenir.

    Ağzında bakla ıslanmamak: Hiç sır saklamamak.

    Ağzından baklayı çıkarmak: Sabrı tükenip sakladığı şeyleri söylemek.

    Ağzından bal akmak: Çok tatlı konuşmak.

    Ağzından çıkanı kulağı duymamak: Sözleri tartmadan ağır söylemek.

    Ağzından dirhemle çıkmak: Sözünü sanki kıskanırcasına söylemek.

    Ağzından girip burnundan çıkmak: Diller dökerek birini kandırmak.

    Ağzından kaçırmak: İstemediği halde boş bulunup söyleyivermek.

    Ağzını açıp gözünü yummak: Öfkelenip ağır sözler söylemek.

    Ağzını bıçak açmamak: Üzüntüsünden söz söyleyecek halde olmamak.

    Ağzının payını vermek: Haddini bildirmek, paylayıp susturmak.

    Ağzını kiraya vermek: Kendini de ilgilendiren bir durumda düşüncesini söylemek.

    Ağzını poyraza açmak: Umduğunu elde edememek.

    Ağzını toplamak: Söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek.

    AYAK

    Ayak atmamak: Bir yere hiç uğramamak.

    Ayak basmak: Bir yere varmak.

    Ayak bağı: Bir yere veya işe gidilmesini engel olan kimse.

    Ayak sürümek: Üstüne aldığı bir işten kaçınma çareleri aramak.

    Ayağı dolaşmak: Şaşırıp, yanlış bir davranışta bulunmak.

    Ayağı düze basmak: Güçlükleri savarak ilerisinden korkmayacak duruma gelmek.

    Ayağı suya ermek: Bir gerçeğin önemini sonra anlayıp, aklı başına gelmek.

    Ayağına bağ vurmak:Bir engele çarptırmak.

    Ayağına kadar gelmek: Alçak gönüllük gösterip birinin yanına gelmek.

    Ayağına kara su inmek:Uzun süre ayakta kalarak yorulmak.

    Ayağına pabuç olamamak:Değerce ondan çok aşağıda olmak.

    Ağına sıcak su mu dökelim soğuk su mu?: Uzun bir zamandan beri gelmediği bir yere günün birinde çıkagelen kimseye yarı sitem yarı sevinçle söylenen söz.

    Ayağında donu yok,fesleğen ister başına: Yoksulluğuna bakmayarak süs ve

    gösteriş yapmak isteyenler için söylenir.

    Ayağını denk almak: Uyanık ve sakıngan davranmak.

    Ayağını kesmek: Bir yere gitmez olmak.

    Ayağını yorganına göre uzatmak: Giderini,gelirine uydurmak.

    Ayağını bastığı yerde ot bitmez: Uğradığı yeri yakar yıkar.

    Ayağının altına karpuz kabuğu koymak: Bir kimseyi düzenle yerinden etmek.

    Ayağının tozu ile: Gelir gelmez,henüz dinlenmeden.

    Ağanın türabı olmak: Biri ötekine kul gibi bağlanıp onun her türlü kahrını çekmek

    Ayaklar baş, başlar ayak oldu: Değersizler başa geçti, değerliler ise geride kaldı.

    Ayakları geri geri gitmek: Bir yere giderken istemeye istemeye gitmek.

    Ayakları yere değmemek: Çok sevinmek.


    BURUN

    Burun kıvırmak: Önem vermeyip alay etmek.

    Burun bükmek: Aşağısamak.

    Burun şişirmek: Kibirlenmek.

    Burun yapmak: Üstünlük taslamak.

    Burnu havada: Kendini pek beğenmiş.

    Burnunda tütmek: Çok özlemek.

    Burnu sürtülmek: Büyüklenme huyundan vazgeçip uysal bir hale geçmek.

    Burnundan kıl aldırmaz: Kendisine söz söyletmez, huysuz ve gururlu kimse.

    Burnundan yakalamak: Hiçbir bahane ile kaçınamayacağı bahane ile yakalamak.

    Burnunu kırmak: Büyüklenmesini önlemek.

    Burnunu sokmak: Gerekmediği halde bir işe karışmak.

    Burnunun dikine gitmek: Öğüt dinlemeyerek kendi bildiği gibi davranmak.

    Burnunun direği kırılmak: Pis bir koku duyarak tedirgin olmak.

    Burnunun direği sızlamak: Çok acı sızlamak.

    Burnunun ucunu görmüyor: Çok sarhoş.

    Burnunun yeli harman savuruyor:Çok büyüklenenler hakkında söylenir.
     



  2. Cevap: beş duyu organımızla ilgili deyimler


    EL


    El altından: Gizlice.

    El atmak: Karışmak.

    El çekmek: Vazgeçmek.

    El ayak çekilmek: Herkes uykuya dalıp ortalık sessiz kalmak.

    El bebek gül bebek: Nazlı, şımarık.

    El kadar: Küçücük.

    Eli açık: Cömert.

    El elden üstün: Herkesin kedinden üstün biri bulunacağını anlatan deyim.

    El ermez, güç yetmez: Bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılır.

    El etek öpmek: Bir işi yaptırmak için yalvarmak.

    El koymak: Yetkili olanlar, bir sorun veya olayı ele almak.

    El pençe divan kurmak: Saygı için ellerini birleştirip ayakta beklemek.

    El üstünde tutmak: Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

    Elde, avuçta bir şey kalmamak: Hiç malı, parası kalmamak.

    Elden ağza yaşamak: Günlüğü ancak günlük kazancını karşılayacak kadar olmak.

    Ele avuca sığmamak: Söz dinlememek, baskı altına alınmamak.

    Ele bakmak: Avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak.

    Ele vermek: Suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak.

    Eli ağır: Yavaş iş gören.

    Eli ayağı bağlı: İstediğini yapamayacak durumda olan.

    Eli boş: O sırada işi olmayan.

    Eli sıkı: Çok tutumlu.

    Eli uz: Usta,becerikli.

    Eli böğründe kalmak: Bir işi yapmaya meydan bulamamak.

    Eli darda: Geçimini sağlayacak parası olmayan.

    Eli hafif: Acıtmadan iş gören.

    Eli dursa ayağı durmaz: Kıpırdak, hareketli.

    Eli ekmek tutmak: Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak hale gelmek.

    Eli genişlemek: Bolca paraya kavuşmak.

    Eli kalem tutar: Düşündüğünü yazabilir.

    Eli kolu bağlı kalmak: Bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz hale gelmek.

    Eli uzun: Fırsat buldukça öteberi aşıran.

    Eli maşalı: Şirret, edepsiz.

    Eli varmamak: Bir işi yapmaya gönlü razı olmak.

    Elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi: Bir işaretim üzerine dilediğim kadar

    ve dilediğim gibi istek çıkarabilir.

    Eline eteğine sarılmak: Çok yalvarmak.

    Elinden hiçbir şey kurtulmamak: Her şeyi becerebilmek.

    Eline eteğine doğru: Temiz, her türlü kötülükten uzak olan.

    Eline kalmak: Ondan başka yardımcısı olmamak.

    Elini ayağını kesmek: Uğramaz olmak.

    Elini çabuk tutmak: Çabuk davranmak.

    Elini eteğini çekmek: Uzun zaman yapageldiği bir işten çekilmek.

    Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Pek nazlı yetişmiş olmak.

    Elinin körü!: Ortaya sürülen saçma bir düşünceye karşı azar olarak söylenir.

    Elden vefa,zehirden şifa: Zehirden şifa beklenemeyeceği gibi, yabancılardan da vefa beklemek boştur.

    GÖZ

    Göz almak: Göz kamaştırmak.

    Göz aşinalığı: Birbirini ara sıra uzaktan görmekle doğan tanışıklık.

    Göz atmak: Kısaca bakıvermek.

    Göz boyamak: Gösterişle aldatmak.

    Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek arzusuna kapılmak.

    Göze gelmek: Bakışları karşılaşmak.

    Göz önüne getirmek: Tasarımlamak.

    Göz hakkı: Görülüp de imrenilebilecek ufak şeylerden görenlere çıkarılan pay.

    Göz hapsine almak: Bakışlarını üzerinden ayırmamak.

    Göz kamaştırmak: Hayran etmek.

    Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak.

    Göz koymak: Bir şeyi ele geçirme isteğini gütmek.

    Göz önünde tutmak: Hesaba katmak,dikkate almak.

    Göz yummak: Kusurları görmezlikten gelmek. Gözden düşmek: Sevgi ve ilgiyi kaybetmek.

    Gözü açık: Uyanık ve becerikli.

    Gözden sürmeyi çekmek: Çalamayacağı hiçbir şey bulunmayacak derecede becerikli hırsız olmak.

    Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp başka yere gitmek.

    Göze almak: Gelebilecek her türlü zararı önceden kabul etmek.

    Göze batmak: Bakanları tedirgin edebilecek gibi aykırı, uygunsuz görünmek.

    Göze çarpmak: Üzerine dikkati çekmek.

    Gözü keskin: Çok iyi gören.

    Gözleri bayılmak: Uyku, arzu gibi herhangi bir hal gözlerine vurmak.

    Gözleri çakmak: Ateşli hastalıkta gözleri kızarmış ve parlak.

    Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayretten gözleri fırlamak.

    Gözleri kan çanağına dönmek: Gözleri çok kızarmak.

    Gözleri velfecri okuyor: Gözlerinden kurnaz bir zeka belli oluyor.

    Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiği yüzünden,gözlerinden belli olmak.

    Gözlerinin içine kadar kızarmak: Utancından yüzü çok kızarmak.

    Gözü aç: Kanmak bilmez, açgözlü.

    Gözüne kestirmek: Başarabileceğini ummak.

    Gözü açılmak: İyiyi kötüyü veya kendine yarayanı ayırt eder hale gelmek.

    Gözü arkada kalmak: Arkada bırakılan bir şeye merak ve ilgi ile bağlanmak.

    Gözü doymak: Çok istenen bir şeyin yeter miktarını elde ettikten sonra artık çoğunu istememek.

    Gözü gönlü açılmak: Ferahlamak.

    Gözü ısırmak: Bir kimseyi tanır gibi olmak.

    Gözü kaymak: İstemeyerek bakıvermek.

    Gözü sönmek: Kör olmak.

    Gözü toprağa bakmak: Ölmek üzere olmak.

    Gözünü korkutmak: Yıldırmak.

    Gözü yüksekte: Yüksek emel peşinde olan.

    Gözünde büyümek: Bir şey birine olduğundan büyük veya önemli görünmek.

    Gözünde tütmek: Çok özlemek.

    Gözünü doyurmak: Bol bol vermek.

    Gözünü dört açmak: Çok dikkatli ve uyanık olmak.

    Gözünü kan bürümek: Adam öldürecek derecede öfkelenmek.

    Gözünün kuyruğu ile bakmak: Belli etmemeye çalışarak yandan bakmak.


    KULAK

    Kulak asmamak: Önem vermemek.

    Kulak kabartmak: Belli etmemeye çalışarak dinlemek.

    Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

    Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

    Kulak misafiri olmak: Yanında konuşulan bir şeyi dinlemek.

    Kulak vermek: Merak edip dinlemek,işitmeye çalışmak.

    Kulağı delik: Olup bitenleri çabuk haber alan.

    Kulağı kirişte: Ne söyleneceğini işitmek için çok dikkatli.

    Kulağına kar suyu kaçmak: Sıkışık bir duruma düşmek.

    Kulağına koymak: Bir hale veya söze hazırlamak üzere önceden anlatmak.

    Kulağına küpe olmak: Başa gelen bir halden alınan dersi hiç unutmamak.

    Kulağını bükmek: Bir sorun karşısında dikkatli davranmasını söylemek.

    Kulakları dolmak: Aynı şeyleri dinlemekten usanç gelmek.

    Kulakları paslanmak: Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

    Kulaktan dolma: Şurada burada işitilerek edinilen bilgi.
     



  3. Cevap: beş duyu organımızla ilgili deyimler

    wısh çok sağol tam da ödevim olan bilgi allah razı olsun
     



  4. Cevap: beş duyu organımızla ilgili deyimler

    süper istediğim bilgi