Bekri Kimdir

'Biyografi' forumunda Merve tarafından 1 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Bekri Kimdir
    Bekri Hakkında Bilgi


    Bekri Evliyânın büyüklerinden ve fıkıh âlimi Kendi ismi ve babasının ismi Muhammed'dir. Künyesi Ebü'l-Mekârim ve Ebî Bekr, lakabı Şemsüddîn'dir Bekrî ismiyle meşhûr oldu. 1523 (H930) senesinde Mısır'da doğdu. Soyu baba tarafından hazret-i Ebû Bekr'e, anne tarafından Peygamber efendimize dayanmaktadır.

    Ebû Bekr künyesini ona babası vermiştir. Ebü'l-Mekârim künyesinin verilmesi ise şöyle oldu:

    Ninesi Hadîce binti Hâfız, sâliha bir kadın idi Hicaz'a gidip, Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede otuz sene ikâmet etti. Mekke'de iken Mısır'da Bekrî'nin doğduğu gece, bir rüyâ gördü Rüyâsında Bekrî'yi kendisine getirdiklerinde onu kucağına alıp, Kâbe-i muazzamanın etrâfında tavâf etmiş, bu esnâda; "Yâ Rabbî! Senden bu torunumun âlim ve sâlih olmasını diliyorum" diye duâda bulunmuş, sonra Kâbe-i muazzama tarafından gelen, ve; "Ona Ebü'l-Mekârim künyesini verin" diyen bir ses işitmişti. Bunun üzerine Mısır'a döndüklerinde, Bekrî'ye, Ebü'l-Mekârim künyesini verdiler. Bekrî, 1585 (H994) senesinde Mısır'da vefât etti. Karâfe Kabristanlığına defnedildi.

    Büyük bir âlim ve velî olan babasının terbiyesinde yetişti. Yedi yaşının sonlarında Kur'ân-ı kerîmi, sekiz yaşında iken İbn-i Mâlik'in Elfiye adlı eserini ezberledi. Bunu, Mekke-i mükerremenin en büyük âlimlerinin huzûrunda okudu Huzûrlarında Elfiye'yi okuduğu âlimler arasında; Şâfiî mezhebi âlimi İsmâil Kayrevânî, Mâlikî mezhebi âlimi Muhammed Hattâb-ı Kebîr, Hanefî mezhebi âlimi İbn-i Bûlâd bulunuyordu. Bunlardan icâzet, diploma aldı. On yaşına girmeden, büyük âlim ve velî bir zât olan Ebû İshak Şîrâzî'nin Tenbîh isimli eserini ezberledi. İlim öğrenmesi, babasının derslerine devâm etmek sûretiyle onun vefâtına kadar devâm etti. Bu süre içerisinde muhtelif ilimleri okudu Meşhûr altı hadîs kitabından olan Sünenleri ve çeşitli fıkıh kitaplarını okudu. On yedi yaşlarında iken eser yazmaya başladı.

    1545 (H951) senesinde dedesinin ve babasının isimleri ile bilinen Câmi-i Ebyâd (Beyaz Câmi) diye meşhûr olan câmide; kırâat, hadîs ve fıkıh dersleri verdi. Aynı sene babası bir mecliste şöyle buyurdu: "Oğlum Muhammed'de bu sene öyle bilgi ve mârifetler hâsıl oldu ki, talebelerimin en gözde olanı bunları elde etmek için altmış sene uğraşmış olsaydı, bu mertebeye ulaşamazdı". Yine babası, son haccına gitmeden önce; "Bu sefer dönüşümde, şeyh ve mürebbî olursun" buyurdu. Nitekim hacdan dönüşünde, ona bu hususta izin verdi. Hattâ ona; "Senin durumunu Resûlullah efendimize arz ettim "Yâ Resûlallah! Oğlum Muhammed için ne vardır?" diye sordum Resûl-i ekrem; "Eğer Kureyş'e, onun gibiler için olan şeyi haber vermiş olsaydım, muhakkak ki, onlar hayret ederlerdi" buyurdu.

    Babası Şeyhülislâm Ebü'l-Hasan Bekrî, vefâtına yakın onunla yalnız bir odada kaldı. Muhammed Bekrî bu arada, Allahü teâlânın, babasına lütuf ve ihsânda bulunduğu feyz ve mârifetlerden çok istifâde etti. Ebü'l-Hasan Bekrî, sonra herbiri şeyhülislâm ve zamânının ileri gelen âlimlerinden olan ve ömürlerinin büyük bir kısmını kendisinden ilim öğrenmekle geçiren talebelerini yanına çağırarak, oğlu Muhammed Bekrî'den istifâde etmelerini, ondan ilim öğrenmelerini ve emri altına girmelerini vasiyet etti.

    Ebü'l-Hasan Bekrî vefât edince, talebelerinin büyüklerinden biri, onun yerine Câmi-ul-Ezher'de ders vermek istedi. O sırada Muhammed Bekrî'nin yaşı küçük olduğu için, daha babasının yerinde ders verebilecek durumda olmadığını sanıyordu. Daha önce ilim meclislerinde ders de vermemişti Bütün bunlara rağmen, ders vermesi için ona bir meclis kuruldu. Bu mecliste, Mısır'daki dört mezheb âlimlerinin ekserîsi hazır bulundu Muhammed Bekrî ders vermeye başladı. Önce sâdece tefsîr ilmine dâir ders vereceği zannedildi Fakat o, bütün ilimlerden, derin mârifetlerden ve hiç duymadıkları bilgilerden bahsedince, dinleyenler hayrete düştüler. Onun ilimdeki üstünlüğünü ve Mısır'da babasının yerine ders vermeye herkesten daha lâyık olduğunu kabûl ettiler. Sözlerinde ve hâllerinde babasına benziyordu. Câmi-ul-Ezher'de Besmele-i şerîfin "B" harfinin derin mânâlarını anlatmak için iki bin iki yüz ders yaptı.

    Büyük âlim olan Muhammed Bekrî'nin derslerinde ve sohbetlerinde bulunanlar, onun anlattığı şeylere hayran kalırlardı. Anlattıkları, beşer aklı ile bilinebilecek şeyler değildi ve bu bilgiler Allahü teâlânın bir ihsânı idi Muhammed Bekrî ilimde o kadar yükselmişti ki, ömrünü zâhirî ilimleri tahsîl ile geçirmiş ve ilâhî mârifetlerden de nasîbini almıştı. Âlimler onun hakkında; "Vallahi, ondan işittiğimiz bu sözleri nereden aldı, nereden öğrendi, bilmiyoruz. Eğer peygamberlik kapısı Resûlullah efendimiz ile kapanmamış olsa idi, sözlerini, onun peygamber olduğuna delîl getirirdik" derlerdi.

    Muhammed Bekrî, tefsîr ilminde de derin bir âlim idi Tefsîr dersleri verirken, derin ve ince mânâlardan bahsederdi Âlimlerin, tefsîrini yaptığı âyet-i kerîmelerle alâkalı olarak bildirdiklerini de naklederdi. Bunlar arasında evlâ olan en iyi mânâyı da söylerdi. Sonra tasavvuf büyüklerinin her âyet-i kerîmeye dâir bildirdiklerini naklederdi. Bütün bunları; fesâhat, belâgat ve yüksek bir ifâde üslûbu ile açıklardı Hadîs ve fıkıh derslerini de aynı şekilde anlatırdı. Hangi ilme dâir derse başlarsa, dinleyen onu, o ilmin bütün temel bilgilerine ve inceliklerine vâkıf görürdü Câmi-ul-Ezher'de ve başka yerlerde ders verdi. İnsanlar, onun elini öpmek ve duâsını almak için yanına gelirlerdi. Onun bulunduğu yer çok kalabalık olurdu.

    Bir defâsında Mekke-i mükerremede talebesi Abdurrahim Şa'râvî ile mücâvir, komşu idiler. Harem-i şerîfte, Bâb-ı İbrâhim denilen yerde oturdukları bir sırada, hizmetçisi gelip, bâzı ihtiyaçlarını almak için para istedi. O sırada parası olmadığı için hizmetçiye; "İnşâallah ben birazdan gönderirim" dedi Sonra hizmetçi gitti Fakat tekrar gelip, ısrarlı bir şekilde para istedi Muhammed Bekrî önceki gibi cevap verdi. Fakat hizmetçi ısrarla para istiyordu Hizmetçinin bu ısrârı karşısında Muhammed Bekrî, Kâbe-i muazzamayı tavâf etmek için kalktı. Talebesi de onunla birlikte gitti. Muhammed Bekrî tavâf ederken şu sözleri söylüyordu:

    "Yâ Rabbî! Bitkiler kurudu Onları lütfedeceğin yağmur ile sula. Bize yardım eyle. Çünkü biz, senin lütuf ve ihsânını umuyoruz" Bir müddet sonra Hindistanlı bir zât, Muhammed Bekrî'nin yanına gelerek, elini öptü. Cebinden, içerisinde bir mikdâr dinâr bulunan bir kese çıkarıp verdi ve; "Efendim! Bu kese size hediyedir Bunu, Hindistan Sultânı gönderdi" dedi Bunun üzerine Muhammed Bekrî bu ihsânından dolayı Allahü teâlâya şükür secdesi yaptı Sonra o keseyi hizmetçisine verdi Hizmetçi sevinçle ihtiyaçları karşılamak için çarşıya gitti

    Bir gün birisi Muhammed Bekrî'den bahsederek; "Bilmiyorum, Muhammed Bekrî, bu kadar bol yiyecek ve giyeceği nasıl buluyor?" dedi Bu sırada Muhammed Bekrî, oraya gelerek; "Oğlum! Dünyâ bizim kalbimizde değil elimizdedir" dedi

    Muhammed Bekrî, bir sene hacca gitti Bu sırada Resûl-i ekremin kabr-i şerîflerini de ziyâret etti Mescid-i Nebevî'ye gelip, Ravda-i mutahhera ile minber arasına oturdu O sırada Resûlullah efendimiz şifâhî olarak; "Allahü teâlâ seni ve soyunu mübârek kılsın" buyurdu.


    alıntı