Bekr Sıdkı Visali Kimdir

'Biyografi' forumunda Aysell tarafından 1 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Bekr Sıdkı Visali hayatı

    Bekr Sıdkı Visali hakkında bilgi

    Bekr Sıdkı Visali 1880 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde doğdu. Babası Mollazâde Hacı Mehmed Efendidir. Bekr Sıdkı Visali Anadolu’da yetişen velîlerdendir. İlk tahsiline Kula’da başladı. İlim öğrenmek için babasının rızâsı ile İstanbul’a gitti. Fâtih Câmii Medresesinde uzun yıllar ilim öğrendikten sonra icâzet, diploma aldı. Bu arada tasavvuf yolunu, Sâmi Niyâzî Uşşâkî Efendiden öğrendi. Onun sohbetlerinde kemâle geldi.

    Hocası Sâmi Niyâzî Uşşâkî Efendi, talebelerine sık sık; “Akşam ne rüyâ gördün?” diye sorardı. Bir gün Bekr Sıdkı Efendiye sorunca; “Efendim rüyâmda bir meydanlıkta at koşusu vardı. Her at üzerinde bir kişi vardı. Ben ise birbiri üzerine binmiş dört atın en üstündekine binmiştim. Atlar koşuya başladıktan sonra, benim bindiğim atlar en öne geçti ve hedefe en önce vardım. Orada bizlere bakan kalabalık, Bekr Efendi kazandı, diye bana iltifât ettiler.” diye anlattı. Sâmi Niyâzî Uşşâkî de; “Oğlum Bekr! Sen dört ilme kavuşacaksın. Birinci at şerîat, ikinci at tarîkat, üçüncü at hakîkat, dördüncü at ise mârifet ilmine işârettir.” buyurdu.

    Bekr Sıdkı Visâli, ilim tahsîlini tamamladıktan sonra Kula’ya döndü. Bir müddet halı ticâretiyle meşgul oldu. Fahrî olarak, câmilerde insanlara doğru yolu anlattı. Bir süre sonra İzmir’e yerleşerek tâliplerine ilim öğretti.

    Bir gün talebeleri ile sohbet ederken bir talebenin kalbine kötü bir vesvese geldi. Bekr Sıdkı Efendi talebelerine tebessüm ile bakıp sohbet ederken, kalbine kötü bir vesvese gelen talebeye bakmaz oldu. Talebe o anda hatâsını anlayıp, Allahü teâlâya yalvardı ve sessizce gözyaşı döktü. Bir süre sonra Bekr Visâli Efendi tekrar o talebeye tebessüm ile muâmele ederek; “Hocanın yanında, kalbinizi kötü şeylerden koruyun.” buyurdu.

    İnsanlara doğru yolu anlatmakla ömrünü geçiren Bekr Visâli Efendi, 1962 senesinde İzmir’de vefât etti. Bekr Sıdkı Efendinin şiirlerinin toplandığı Hakîkat ve Mârifet Sırları isimli bir dîvânı vardır. Dîvânından bâzı bölümler:

    KASÎDE-İ VUSLAT

    Allah Allah ilâhî

    Gösteresin cemâli

    Düştüm fenâ mülkine

    Çıkarırsın bekâyı

    Tevekkül dağı üçüncü

    Çıkarır kalpten sivâyı

    Sabır suyu dördüncü

    Tasfiye eder kalbini

    Rızâ bahçesi beşinci

    Râzıdır kahrî lütfu

    Teslim yuları altıncısı

    Görür onu Rabbihâsı

    Gülistan mârifet yedinci

    İlm-i ledündür dersi

    Muhabbet bostan sekizinci

    Girer meclisi nebî’yi

    Merâtib-i aşktır dokuzuncu

    İçer şarâb-ı aşkı

    Vuslatı Cemâl onuncu

    Tamam olur mîrâcı

    Visâli kemter kulunu

    Tevfik eyle menzili

    Güçtür sülûkun yolu

    Bekliyorum lütfunu

    Allah Allah ilâhî

    Gösteresin Cemâli

    Düştüm fenâ mülküne

    Çıkarırsın bekâyı

    DÜNYÂNIN PARASINA VE MALINA ALDANMAYIN

    Ey gaflet uykusuna dalmışlar! Artık uykudan uyanınız. Şimdi uyuyacak zaman değildir. Ey kerîm olan Allahü teâlâdan yüz çevirenler! Siz O’ndan yüz çevirip haddi aşıyorsunuz. Allahü teâlânın sayısız nîmetleri içindesiniz. Dünyânın parasına, malına, mülküne kalbinizi bağlamayın. Bir gün gelip, her şey yok olup, elinizden çıkacak. Ancak Allahü teâlâ ve O’nun sevdiği, beğendiği ameller kalacaktır. Ovalara ve çöllere sığmayan orduları olan nerede o azgın, taşkın Fir’avnlar? Nerede o gelmiş geçmiş krallar, hükümdarlar? Nerede onların medhedicileri? Nerede onların siyah bayrakları ve sancakları? Nerede o dünyânın doğusuna ve batısına sâhib olan İskender? Nerede ilim irfân sâhipleri? Nerede vefâlı dostlar, kardeşler, yakınlar? Onların yaşadıkları yerleri gez gör ve onlardan haber sor. Netîcede hepsinin öldükleri haberini alırsın. Ümmetlerden nicesi toprak altında olup, kalbleri de hasret ile doludur. Onlar himâye, koruma altında idi. Onlar ve yaşadıkları vakitler de ölüp gitti. Zaman, esef ederek onlar için ağlamakta ve yaşlar dökmektedir. Dün onların hepsi evlerinde yaşamakta idi. Bu gün ise, toprak altında kemik ve toz yığını hâlindedirler. Dünyâ durdukça salât ve selâm, Muhammed aleyhisselâmın ve âlinin üzerine olsun.

    1) En Yakın Yol (Sıddık Nâci Eren); s.157