barbaros hayrettin paşanın kapta-ı deryalığa getirilmesi

'Okulistik' forumunda Misafir tarafından 20 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. barbaros hayrettin paşanın kapta-ı deryalığa getirilmesi
     



  2. Cevap: barbaros hayrettin paşanın kapta-ı deryalığa getirilmesi

    Kaptan-ı Derya, Osmanlı İmparatorluğu'nda donanma komutanlarına verilen addır.
    16. yüzyıl'ın ortalarına kadar beylerbeyi rütbesi, o tarihlerden sonra vezir kaptanıderyaların (kaptanpaşa da denir) önemi, Osmanlı İmparatorluğu'nun denizaşırı topraklarının genişlemesiyle ve Akdeniz kıyılarındaki fetihler çoğaldıkça arttı.
    Divan-ı Hümayun'a üye olarak katılır, Osmanlı İmparatorluğu'nun "deniz eyaletleri" diye adlandırılan eyaletlerini (Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Akdeniz adaları) doğrudan ya da denizci paşalar aracılığıyla denetimleri altında tutarlardı. Başlangıçta Gelibolu'da daha sonraları İstanbul'da Kasımpaşa'da oturan ve semt ile tersanenin güvenliğinden sorumlu olan kaptanıderyaların unvanı Tanzimat döneminde kaldırıldı.
    İlk Osmanlı deryabeyleri, sancak yöneticiliği de yapıyorlardı. Osmanlı deniz üssü İzmit'ten Gelibolu'ya taşındıktan sonra deryabeyine kaptan-ı derya da denmeye başladı. II. Mehmed döneminde donanma güçlü bir yapıya ve örgüte kavuşurken, kaptan-ı deryanın yetkileride artırıldı. 1533/34'te, Cezair-i Bahr-i Sefid ile Cezayir-i Garp bir yönetimde birleştirilerek Kaptanpaşa eyaleti oluşturulunca, kaptan-ı deryanın aynı zamanda bu eyaletin yöneticisi olması, eyalet işlerini de atayacağı bir vekille yürütmesi kabul edildi.Ama kaptan-ı deryalığın önem kazanması Barbaros Hayrettin Paşa'nın bu görevi yürütmesi sırasında oldu.16. yy'ın sonunda kaptan-ı deryalığa atananların vezirlik rütbesiyle Divan-ı Hümayun'a üye olarak katılmaları uygulaması başlatıldı.
    Kaptan-ı derya, Donanma-yı Hümayun'un ve Tersane-i Amire'nin en büyük amiriydi.Denizcilikle bütün atamaları yapma, hüküm yazma ve tuğra çekme yetkisi vardı.Derya Kalemi'ne bağlı zeamet ve tımarların dağıtımını da o yapardı.
    Kaptan-ı deryalığa atanan kişi önce sadrazamın katında kürk giyer, sonra törenle Tersane-i Amire'ye gidip göreve başlardı.Bazen denizcilerden de atamalar yapılmakla birlikte, bu göreve çoğunlukla sivil ve asker vezirler getirilirdi. Donanmaının manevrası, kıyı ve açık deniz karakol hizmetlerini, Tersane-i Amire çalışmalarını planlamak kaptan-ı deryanın asıl görevleriydi.Tersane-i Amire'deki makamında şikayetleri dinleyen kaptan-ı derya, Haliç ve çevresinin güvenliğinden de sorumluydu. Tersane-i Amire alanlarındaki davalara doğrudan bakar, idam cezası da verebilirdi. Bazı davaları da kadıya havale ederdi.
    Donanmayla denize açılacağı zaman, İstanbul'dan hareket etmeden önce Tersane-i Amire'de sadrazama teftiş verir, sonra onunla birlikte Topkapı Sarayı'na giderek padişahın katına çıkardı. Bu sırada donanma da saray açıklarında demirleyerek top atışıyla selamlama görevini yerine getirirdi. İstanbul'da olmadığı zamanlarda kaptan-ı deryaya tersane emini vekalet ederdi. En kıdemli yardımcısı tersane kethüdası, donanmadaki yardımcıları da kapudane, patrone, ve riyale idi.
    Kaptan-ı deryalık 1867'de kaldırılarak Bahriye Nezareti ve Kumanda Meclisi adında iki birim oluşturuldu. 1876'da ve 1878-80 arasında yeniden kurulduysa da, sonunda kaptan-ı deryanın asıl görevlerini bahriye nazırı üstlendi.
    Ünlü kaptan-ı deryalar


    Barbaros (Hızır) Hayrettin Paşa (1533-1546)
    Piyale Paşa
    Cezayirli Hasan Paşa
    Küçük Hüseyin Paşa
    Karamürsel Alp Paşa

    Barboros Hayreddin Paşa (Hızır Reis) ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir])


    [Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir]
    Barboros Hayreddin Paşa
    Barbaros Hayrettin Paşa (1467-1546), Osmanlı tarihinin en büyük denizcisidir. Hayrettin Paşa, Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini pekiştirmiş, ortak Avrupa donanmasını Preveze Deniz Savaşı’nda yenmiştir.
    Barbaros Hayrettin Paşa’nın asıl adı Hızır’dı (Hızır Reis). Ona Hayrettin adını, hizmetinde bulunduğu Kanuni Sultan Süleyman verdi. Avrupalılar ise onu, sakalının kızıla çalması nedeniyle Barbarossa ya da Barbaros (kızıl sakal) olarak adlandırdılar.
    [Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir]
    Hayreddin Paşanın Sancağı
    Hayrettin Paşa, Eceovalı (Gelibolu) bir sipahinin oğluydu. Genç yaşta kardeşleriyle birlikte deniz ticareti yaparken, Ege Denizi’nde Rodos Şövalyelerine tutsak düştü. Serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olaydan dolayı tüccar yerine korsan olmaya karar verdi. Akdeniz kıyılarına akınlar düzenledi ve ganimetlerle elde etti. Cebre Adası’nı üs olarak kullanan Hızır Reis ve ağabeyi Oruç Reis’in ünü bütün Akdeniz’e yayıldı. İki kardeş Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus’taki Halkü’l-Vadi (La Gaulette) limanını kullanmaya başladı. Hızır ve Oruç, ele geçirdiği ganimetin beşte birini Tunus sultanına veriyor, kalan malları Tunus pazarında satıyorlardı.
    Hızır ve Oruç 1512′de ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e gönderdiler. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara verdiği desteğin bir ifadesi olarak armağanlar yolladı. Oruç ve Hızır, ağabeyleri İshak’ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika’da toprak edinmeye başladılar. 1516-1517′de İspanyollara karşı savaştılar ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir’i denetimlerine aldılar. Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi. İspanyollar ertesi yıl Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçtiler. Bu savaşta İshak ve Oruç öldürüldü. Güç durumda kalan Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim’den yardım istedi. Yavuz Sultan Selim, Hızır Reis’i Cezayir beylerbeyliğine atayarak koruması altına aldı. Hızır Reis, ortak Avrupa kuvvetler karşısında kara savaşlarında yenilerek Cezayir’i kaybetti. Ama deniz gücünü koruyarak Şerşel Adaları’na çekildi.
    Barbaros 1520-25 arasında Avrupa’nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti. 1530’da Cezayir’i yeniden ele geçirdi. Ertesi yıl Şerşel’e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria’yı yenilgiye uğrattı. Kanuni Sultan Süleyman’ın Alman seferi sırasında Andrea Doria’nın Mora kıyılarına saldırması Osmanlıları güç duruma düşürdü. Bunun üzerine Kanuni, Barbaros’u İstanbul’a çağırdı ve 1533’te “Hayrettin” adını verdiği Hızır Reis’i Osmanlı donanmasının başına (kaptan-ı derya) getirdi.
    [Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir]
    Hayreddin Paşa’nın Heykeli
    Barbaros Hayrettin Paşa 1534′te Akdeniz’e açıldı ve İtalya kıyılarını yağmalayıp Tunus’u ele geçirdi. Ancak Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması karşısında Tunus’u bırakmak zorunda kaldı ve ertesi yıl İstanbul’a döndü. 1536′da daha güçlü bir donanmayla yeniden Akdeniz’e açılan Barbaros, İtalya kıyılarını vurdu ve Ege Denizi’ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı. Osmanlıların Akdeniz’deki denetiminin artması üzerine, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan bir Haçlı donanması kuruldu ve başına Andrea Doria getirildi. Osmanlı donanması ile Haçlı donanması 1538’de Preveze Körfezi önlerinde karşılaştı. Barbaros Hayrettin Paşa, tarihe Preveze Deniz Savaşı olarak geçen buradaki savaşta Haçlı donanmasını yenilgiye uğrattı. Bu zafer Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki egemenliğini pekiştirdi.
    Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken, Preveze’nin öcünü almak için 1541′de Cezayir’e saldırdıysa da başarılı olamadı. Bu arada Fransa Kralı I. François, Şarlken’e karşı Osmanlılardan yardım isteyince, Kanuni gücünü göstermek için Barbaros’u Fransa’nın Akdeniz kıyılarına gönderdi. Barbaros, Toulon’da Fransız donanmasıyla birleşerek 1543′te Nice’i aldı. Ertesi yıl İstanbul’a dönen Barbaros Hayrettin Paşa, 4 Temmuz 1546’da burada öldü. Barbaros Hayrettin Paşa’nın anısına 1941-43’te İstanbul’un Beşiktaş semtinde dikilen Barbaros Anıtı, ünlü heykelciler Ali Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır.
    Hızır Hayreddin Paşa'nın Sancağı Hakkında Yalanlar ve Gerçekler
    [Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir]
    Yanlış hatırlamıyorsam Ocak 2000 tarihinde, İstanbul'daki Deniz Müzesine yaptığım bir ziyaret sırasında duvarda asılı duran ve yukarıda gördüğünüz Barbaros Hayrettin Paşa'nın ünlü sancağı ile ilgili açıklamaları(!) okuduğumda gözlerime inanamadım. Bu yorumu yapan kişi hakkındaki görüşlerimi ise buraya yazmasam çok daha iyi olur. Ama adamın özetle resmin ortasındaki kılıcı (Zülfikâr) mason pergeli(!), üst bölümünü hıristiyan haçı olarak nitelendirdiğini ve Paşa ve etrafındakileri masonik bir hıristiyan ve yahudi karması (alttaki davut yıldızı sebebiyle) olduğunu iddia ettiğini belirtsem yeter. Merak eden (halâ duruyorsa) bu yorumu gidip görebilir.
    Gerçekler ise aşağıdaki gibidir

    Sancağın en üstünde Kuran- Kerim'in Fetih Suresi [1 ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir])] nden Ayetler yazılıdır.
    "...Düşman donanması, Osmanlı gemilerini görünce çaresiz kalarak bulunduğu limandan çıkıp,
    aksi istikamete doğru yol aldı. Rüzgar da iyi esiyor ve yelkenleri şişiriyordu. Bu rüzgarlarla giden
    düşmana ait ağır barçaların önünde Paşa'nın hafif kadırgalarının helak olması çok muhtemeldi.
    Levendelerin bu fikirden dolayı içleri sıkıntı ile doldu. İşte tam bu ümitsizlik anı içinde;
    Hayreddin Paşa iki parça kağıda kelam-ı kadimden ve furkan-ı azimden iki ayet yazdırıp kendi
    gemisinin iki tarafına bıraktı . Daha sonra rüzgar kesildi ve düşmanın ağır barçaları birer iskelet gibi
    oldukaları yerde kala kaldılar. Ve öyle limanlık oldular ki sanki sabah vaktinde hiç rüzgar esmemişti.
    Müslümanlar da Allah'ın lütuf ve keremini görüp çok sevinmişlerdi. Hayreddin Paşa da rüzgarın kesilmesini
    Allah'ın ihsanı olarak görüp şükretti ve tekrar düşman üzerine gitti."
    ["Gazavat-ı Hayreddin Paşa"dan]
    * Bu ayetler ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir]) Fetih Suresi'nden olup daha sonraki yıllarda Hayreddin Paşa'nın sancağında yer almıştır.
    Kaptan Paşa olmadan önce de Hızır Reis'in sancağında, Kuran-ı Kerim'den ayetler bulunduğu bilinmektedir.
    Sancağın ortasındaki alâmet, diğer Türk donanma sancaklarında da yaygın olarak çeşitli şekillerde kullanılan Hz.Ali'nin kılıcı Zülfikar'dır. Sancaklar sayfasındaki 1. 2. ve 15. sancaklar ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir]) hemen görebileceğiniz örneklerdir.
    Kılıcın dört köşesinde, 4 halifenin; Hz.Ebubekir, Hz.Osman, Hz.Ömer ve Hz.Ali'nin isimleri yazılıdır.
    Sayfanın alt ortasındaki iç içe iki üçgenden oluşan Hz.Süleyman'ın mührüne gelince. Bu sembol geçmişte müslümanlar tarafından yaygın olarak kullanılmıştır. Hz.Süleyman Kuran-ı Kerim'de adı geçen önemli bir peygamberdir. İstanbuldaki yüzlerlece yıllık tarihe sahip pek çok caminin tavan, duvar ve cam süslemelerinde bu desen mevcuttur. Merak eden gidip görebilir. Bu durumun camilerimizdeki imamların aslında haham oldukları anlamına gelmemesi gibi bu sancak üzerindeki yıldızın yahudilikle herhangi bir ilgisi yoktur.
    Hayreddin Paşa'nın sancağındaki beyaz el "pençe-i al-i aba"dir yani Hazreti Muhammed (S.A.V.), kızı Hz.Fatma, damadı Hazreti Ali ve torunları Hz.Hasan, Hz.Hüseyin dahil 5 kişiye pence-i al-i aba denir. Beyaz el bu beş kişiyi belirtir. Ayni mühür yeniçerilerin alay sancağında da mevcuttur.[2 ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir])]
    Ayrıca Hızır Hayreddin Paşa ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir])'nın son derece dinine bağlı bir Müslüman olduğu şüphesizdir.
    Dışarıdan Bir Yorum [3 ([Linkleri görebilmek için üye olmaniz gerekmektedir])]

    İstanbul'un işlek semtlerinden Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'ne gidenlerin karşısına aniden, ünlü Amiral Barbaros Hayredin Paşa'nın (1466-1546) yeşil savaş sancağı çıkar. Müzeden yirmi-otuz metre uzakta bir mezarda yatan, Hayredin Paşa'nın sancağı üzerinde, çok stilize edilmiş bir şekilde, ilk halifelerden Hazreti Ali'nin çift ağızlı kılıcı Zülfikâr görülür. Osmanlı ikonografisine özgü bir biçimde tasvir edilen kılıcın iki ağzı arasında geniş bir ayrık görülür (yukarıdaki resim) Zülfikâr Osmanlıların yüzyıllar boyunca yaygın olarak kullandıkları İslam ikonlarından biridir. Ancak müze bu gerçeğin farkında değil gibidir. Sancağın altında yer alan açıklamada Zülfikâr, 'Hıristiyan Üçlü Teslisi'nin bir sembolü olarak tanımlanmakta ve açıklama söyle devam etmektedir:
    Onaltıncı yüzyılda Osmanlı donanması, üç dinin de hüküm sürdüğü ticari coğrafyaya egemen omuştur. Bu nedenle, Hıristiyanlığın simgesi de sancağa işlenmiştir...
    Kılıcın ayrık ağızları arasında altı uçlu bir yıldız yer alır: Hazreti Süleyman'ın mühürü veya Hazreti Davud'un yıldızı, yine yaygın bir İslâmi simge. Yine de müze bu simgeyi "Teslis" gibi, güya Osmanlı hoşgörüsünü ve ekümenizmini temsil eden bir musevi sembolü gibi yeniden yorumlamıştır.
    Sergilenen eserin altındaki bu şaşırtıcı açıklama, Türkiye Cumhuriyeti'nin veya en azından Cumhuriyet müzelerinden birinin, vârisi olduğu imparatorluğun simgeler evrenine ne kadar yabancılaşmış olduğunun yansıması gibidir.
    (...)
    Zülfikâr Müslümanlığın kendisi kadar eski bir simgedir.
    (...)
    Ancak yirmi otuz yıl içinde, Deniz Müzesi'ni düzenleyenler için bu sembolik anlama ilişkin bütün bu yapı kaybolmuştur. Müze bu ikonografinin fizisel kanıtlarını tutmasına karşın, ikonun anlamını kaybetmiştir. Deniz Müzesinin düzenlenmesinden sorumlu olanlarının, ikongrafik Rorschach testini geçemediklerini söyleyebiliriz, en azından testin varsayımları bütünüyle değişmiştir. Gören kişinin geldiği kültürel bağlama uyum sağlayan Müslüman ikonu olarak kalmak yerine, kılıç imgesi, hegemonyacı bir Hıristiyan sembolü rolune bürünmüş ve Osmanlı tarihi bu sembole uyum sağlayacak şekilde yeniden biçimlendirilmiştir. Bu ilginç (ve açıkça postmodern) durumdan, tarihçiler, korumadan yana olanlar ve Osmanlı mirasının varisleri için ne tür dersler çıkarılabileceği konusunu ise okurlara bırakıyorum. [3]
    [1] Kuran-ı Kerim'in 48. Suresi olan ve 29 Ayetten oluşan Fetih Suresi'nin ilk 4 ayetinin Türkçe meali aşağıdaki gibidir (Elmalı'lı M.Hamdi YAZIR)
    1- Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik.
    2- Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.
    3- Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder.
    4- İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.