Baba Olmak

'Kadınca' forumunda DiScOvErEr tarafından 11 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]


    Baba Olmak:

    Hayatın evlilik cümlesinde özne olarak başlayıp, müstakbel baba olduğunda fiil, kimi zamanda yüklem olarak devam eden bir sorumluluk, güzellik, zenginlik ve bir eylem adamı olmakmış baba olmak.
    Meğer baba olmak, daha evlenir evlenmez, eşi ile birlikte birbirlerini daha iyi tanımaya çalışarak, saygıda kusur etmeyip sevgiyi büyüterek, kişisel farklılıkları bir zenginlik sayarak, Allah takdir edip olursa evlatları için sağlam bir zemin oluşturmaya çalışmakmış. Aile fertlerinin birbirlerine destek olarak korumaları, doğru bilgi ile bilgilenerek geliştirmeleri, evde adeta bir okul gibi okuma ve paylaşma zamanları oluşturmakmış. Hakikati görmeyi ve kendimizi değiştirme gücünü böyle bulacağımızı düşünerek, bilgiyle evin atmosferini aydınlık kılmakmış baba olmak. Doğru bilgiye teslim olmakmış, kendi menfaatine ters gelse de, eşinin doğruluğuna, olduğunda ise çocuklarının yararına olan hususlara muhalefet etmemekmiş baba olmak. Dosdoğru olmak ve bunun içinde doğru yaşama biçimine ve doğru dostlara ülfet etmekmiş baba olmak.


    Baba olacağını anladığında, bebeğin anne karnındaki kıpırtılarını yüreğinde duymak, onu doğduğunda, kollarında minicik kalan cüssesiyle sarıp sarmalamak, saçlarını koklamak, ellerinden öpmek, ‘çok şükür, çok şükür baba olma şerefine kavuştum’ diye şükredeceği zamanı iple çekmekmiş ve adam gibi bir baba olabilmek için kolları sıvamakmış, meğer baba olmak.

    Meğer baba olmak, ayakları yerden kesiveren öyle güçlü bir heyecanmış ki. ‘Babacığım’ diyerek kollarına atılan şirin bir yavrunun sevgisi ve heyecanı, o anda duyulan mutluluk ve huzurun ne kadarda olgunlaştırıcı ve eğitici olduğunu fark ederek tebessüm edebilmekmiş. Şimdinin ve ilerideki güzel günlerin çerçevedeki gülümseten hayalleri ve baba olabilmenin hem çok ağır, hem de doyulmaz bir mutluluk kaynağı olduğunu keşfedebilmekmiş baba olmak.


    Meğer sadece bu sıfatı taşımak, yine bekârlığındaki gibi tek kişilik yaşamak, ’sen annesin başka ne işin var, çocuğu sen terbiye edeceksin’ diyerek, kendini geliştirip sevap kazandıracak, yapmadığında da sorumlu olacağı görevlerinden kaçmak ve faturayı tek başına eşinin ödemesi için üstüne yıkmak değilmiş baba olmak.

    Bu durum; gerçek insan olmayı ve onun yanında da babalığı kendi babasından görmemiş olmak, iyi örneklerle karşılaşmamış olmak ve bunun yanında da, daha iyisini yapmak için, kılını bile kıpırdatmamakmış.

    Meğer baba olmak, eşiyle huzursuz olunca yüzü parçalı bulutlu olmak, gönlü hüzünle dolmakmış. Negatif elektrik yüklü bulutların gerginlik yağmuruyla ıslanmak ve enerji kaybederek verimsiz olmakmış. Eşi ne kadar huzurlu ve mutlu olursa, bu çocuklarına ve kendisine de yansıyan bir berekete dönüşürmüş. Meğer eşinin huzurunu önemsemekmiş baba olmak.

    İyi eş olmanın iyi baba olmaya, eşini hoş görüp desteklemenin mutlu olmaya ve hem kendisinin hem de eşinin bünye direncinin artmasına vesile olduğunu bilmekmiş baba olmak. Mutlu çocuklar, mutlu annelerin el emeği göz nuru imiş. Akıllı babalar, eşini mutlu etmenin bir çift tatlı söz, bir güler yüz ve dengeleri sağlayan değer vermeyle başarılabildiğini bilirmiş.

    Meğer baba olmak ‘bana göre’ diyerek, ‘git-gel’leri, ‘olur-olmaz’ları, ‘yap-yapma’ları belirlemek değilmiş. Bir durumun babaya göresi varsa, anneye göresi de vardır. Her şeyi ‘bana göre’ penceresinden bakarak belirleyen babalar, muhatabını yok sayıyor demekmiş. Gide gide bu yok saymalar, muhatabın da onu bir gün yok saymaya başlayabileceğinin sinyaliymiş. Yok sayılanların hayatla bağlantıları zayıflarmış. İşte baba olmak eşini yok saymakla onun yok olmayacağının bilincinde olup, bu tavrın ailedeki herkesi manevi gıdasız bırakacak bir mahrumiyet tutumu olduğunun farkında olup, bundan köşe bucak kaçmak ve daha iyi tutumlarla gıdalanmak demekmiş.

    Yok sayılanlar, hatta hiç sayılmayanlar, ihtiyaç ve taleplerini ifade ederken muhatapları, kimi zaman dinliyormuş gibi susup, zihninde kendi savunmasını hazırlamak, kimi zaman susturup hiç dinlememek, kimi zamanda dinleyip yine bildiğini okumakla, onların ihtiyaçlarını biriktirmelerine, hiç olmadık bir biçimde ve olmadık bir zamanda ya içte patlama yaşayıp depresyona, ya da dışta patlama yaşayıp agresifleşmeye (saldırganlaşma) yol açacağını bilmekmiş baba olmak. Allah’ın var ve şerefli saydığı bir kulunu, diğer bir kulun hiçbir sebeple adam yerine koymamaya hakkı olmadığını, bunun Yaradan’a bir başkaldırı olduğunu fark edip, bundan Allah’a sığınmak ve herkese şerefli bir insan muamelesi yapmakmış baba olmak.

    Babalık üniformasını giyip, rozetini taktıktan sonra, bu rolü hakkınca yerine getirebilmek için kendi içindeki potansiyel yetenek ve değerleri aktif kılmaya çalışmakmış baba olmak. Çevresindekilerin kendisine, zihinlerindeki babalığa uymuyor- yakışmıyor gerekçesiyle karşı çıkıp tenkit ettiği uygulamaları, ‘düşünceleriniz size göre olanı ifade ediyor, oysa bizim realitemiz bize göre’ diyerek doğru uygulamalarını aksatmadan sürdürebilmek ve eşinin, çocuklarının gönlünü ve dolayısıyla da kendi gönlünü sevgiyle mamur edebilmekmiş baba olmak.

    Babasından gördüğü babalık biçiminin, iyi taraflarını almak, ailedeki hemen herkesi yok sayan, hep kendi bildiğini ve istediğini dayatan, kimsenin duygularını ve ihtiyaçlarını kâ’le almayan, enerji üretmek yerine, habire enerji tüketen tavrının (varsa) farkında olmakmış baba olmak. Bu gidiş, değerleri ve güzellikleri üretmek yerine tüketen, ayakta tutup geliştirmesi gerekirken düşüren ve takat bırakmayan bir tarzmış. Bunun kendindeki etkisini hatırlayıp, gayret yolundan yürüyerek bilgi çağlayanında arınıp, yeniden daha iyi bir tarz ile donanabilme mücadelesi verebilmekmiş baba olmak.


    Çocukların, ‘benim babam senin babanı döver’ övünmesinin ardında, gözlerindeki baba imajının ne kadar güçlü olduğu, güvenilecek, sığınılacak bir kale gibi gördükleri gerçeğinden hareketle model alındığını kavrayıp, daha doğru bir model olabilmek için niyet, başarılı bir metod için dua ve kesintisiz gayretle, iyi bir baba olabilmenin mücadelesini verebilmekmiş meğer baba olmak.

    Çocuklarının ufkunu açmada, aklını aktif kılmada ve onları kendi zamanlarında yaşamaya hazırlamada; onları dinleyerek, yeri geldiğinde fikir sorarak, yaş ve olgunluklarına göre sorumluluk vererek, onların hayatta doğru bir gidişi tutturmalarını ve huzurlu bir yaşama biçiminin önemini damla damla ilişkilere yedirerek, çocuklarına aktarabilmek ve sevdirebilmekmiş meğerse baba olmak.

    Meğer, helal rızık kazanmanın, evi için harcamanın ve bir eşe ve çocuklara sahip olmanın onuru ve huzuru ile sağlam adımlarla ve onurla hayat yolunda yürüyebilmekmiş baba olmak.


    Akşam olup yorgun argın eve geldiğinde, evi ve işini birbirine karıştırmadan, gülümsemesini yüzüne yayarak, eşi ve çocuklarıyla hiç olmazsa 5-10 dakika nitelikli beraberlik geçirerek, hem onlara sevgi, güven ve enerji yüklemek, hem de kendisi yüklenerek, doğru bir ilgi ile hayata daha coşkuyla, daha sıkı tutunmanın aşısını yaptırabilmekmiş meğer baba olmak.

    Sevgisizliğin ve ilgisizliğin burukluğunu, eşinin ve çocuklarının gözlerinde okuma için elinden geleni yapıp, sürekli gayret halinde olmakmış baba olmak.

    Eşinin herhangi bir sebeple evi dağınık, sofrayı boş bıraktığı zamanlarda,’canın sağolsun, üzülme, insan her zaman aynı performansı gösteremeyebilir. Benimde sizlere karşı nice eksiklerim olabilir, birbirimizi hoş görmeliyiz. Ekmek, domates, zeytin var mı evde?’, ‘Var’ ‘O halde onları yiyelim ve şükredelim, bulamayanlar içinse dua edelim’ diyerek herkesi rahatlatıp olgunluk örneği ve güzel bir hayat dersi verebilmekmiş baba olmak…


    Saliha Erdim