B İle Başlayan Efsaneler

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Masal tarafından 12 Ağustos 2012 tarihinde açılan konu


  1. B Harfi İle Başlayan Efsaneler


    B İle Başlayan Şehir Efsaneleri


    Burhaneddin Köyü Efsanesi – Ordu

    93 Harbi adı da verilen Osmanlı-Rus Savaşından sonra, Ordu topraklarına Kafkas bölgesinden birçok göçmen ailesi gelmişti. Bunların bir kısmı Ordu’nun iç bölgelerine, birçoğu de kıyı toraklarına yerleştirilmişlerdi.

    Kafkas göçmenlerinden bir topluluk, bugünkü Öçelli köyü ile Nizamettin Mahallesi arasındaki sahada oturmakda idi. O yıllarda, bu bölgenin belirli bir adı yoktu. Göçmenlerin, henüz yeni ev-bark kurmaya başladıkları yıllardı. O sırada 2. Abdülhamid’in bir oğlu dünyaya gelmiş ve adı da burhaneddin konmuştu. Göçmenler, ana vatandan yer-yurt sahibi olmalarını sağlayan Sultan 2.Abdulhamid’e şükran borçlarını eda için, yerleştirdikleri yere, yeni doğan bu çocuğun adının verilmesini ilgili makamlardan istemeye karar verdiler. Bu isteklerini, Ordu Kaymakamlığı vasıtasıyla Trabzon Valiliği’ne duyurdular. Oradan da İstanbul’a ulaştırılan bu istek kısa bir süre sonra kabul edildi ve bu suretle Kafkaslı göçmenlerin oturdukları yer Burhanettin Kariyesi adıyla resmen ilan edilir. Yüzyılı aşkın bir zamandan beri bu topraklar Burhaneddin Köyü adıyla anılmaktadır.


    Bayraklı Sultan Efsanesi – Kastamonu

    Bayraklı Sultan ,Kastamonu Kalesi’nin batı burçlarında bir yatır türbesidir.Kastamonulular buraya mum yerine bayrak dikerler.Buna ilişkin anlatılanlar şöyledir:

    Kastamonu Kalesi Selçuklular’ca kuşatılmıştır.Kuşatma uzamış yiğitlerin sabrı tükenmiştir.Günün birinde toplanır karar alırlar:Ertesi gün güneş doğmadan kaleye saldırı düzenlenecek ,ne olursa olsun kale alınacak,bayrağı kaleye ilk diken yiğide armağan edilecektir.

    Ertesi sabah zorlu bir saldırıya girişilir.Öğleye doğru savaş iyice kızışmıştır.Bu sırada ünlü yiğit Yunus Mürebbi Haykırır:”Ardımdan gelin,Beni kollayın.bu kaleye sancağı ilk ben dikeceğim.” ok gibi fırlayıp elindeki ipi burcun sivri dişlerine takar,kaşla göz arasında burca tırmanır.Koynundan kılıcını çıkarıp yiğitçe dövüşür.Ardındakiler de burca çıkar.Vuruşmaya başlar.Yunus Mürebbi sancağı kaleye dikmiştir.savaş bitmiş sancak kalede dalgalanmaktadır.Ama Yunus Mürebbi görünmez.Adamları onu bulduklarında ,kanlar içinde yatmaktadır.Bedenine sakladığı sancağı hala sımsıkı tutmaktadır.Bu yüzden adı Bayraklı Sultan olur.Halk dileği gerçekleşsin diye ona bayrak adar.

    Barh (Balcılı) Köyündeki Deliklikaya Efsanesi – Artvin

    Eski Kral Yolu güzergâhının Parh (Balcılı) köyü içinden geçtiği söylenir. Bu güzergâhta “Deliklikaya” vardır. Efsaneye göre, Kral askerleriyle beraber bu yoldan geçerken, büyük bir kaya kütlesinin üzerlerine doğru düşmekte olduğunu görünce, “Dur mübarek taş! Askerim altında kalacak!” deyip, eli ile kayanın düşmesini engeller. Kral ve askerleri geçene kadar da düşmez. Kral ve askerleri geçtikten sonra düşen bu kayanın üzerinde Kralın eli ile yaptığı beş parmak biçimindeki görüntü halen canlılığını korumaktadır.


    Baba İlyas Efsanesi – Eskişehir

    Şücaeddin-i Veli Horasan’dan geldiği zaman su yokmuş. Halk suyun olmayışından çok zorluk çekiyormuş. Veli’nin başparmağını soktuğu yerden sular akmağa başlamış. Buraya Çille Han demişler. Şimdi burada beş koldan su akmaktadır.

    Şücaeddin-i Veli Hazretleri bir gün dışarı çıkmış. Çimenliğe oturmuş. Yanına bir tabur asker gelmiş. Aç kaldıklarını söylemişler. Bunu duyan Veli Hazretleri, şimdi Bal Pınarı olarak anılan yere gitmiş. İki parmağını yere sokmuş <<Ya Mubarek birinden yağ aksın, birinden bal>> demiş. Dediği olmuş. Birinciden yağ, diğerinden bal akmağa başlamış. Gelen tabur karnını doyurup gittikten sonra, buranın başında kavga olmasın diye << Ya Mubarek su ol>> demiş. İşte o zamandan beri buradan su akar.

    Kenara çekilmiş. Altına bir post yaymış oturmuş. “Bunun altından çıkan arpaları askerin atları yesin” demiş. Bir de baksalar ki bir yılan ağzından arpa akıyor. Yüzlerce hayvan yemiş, bitirivermiş. Sonra arpalarda ortadan kaybolmuş.

    Balpınarı yanında bir su vardır. Veli “Bu su hastalara şifa olsun” demiş. Şifa olmuş. Suyun adı Sıtma Suyu kalmış.

    Şücaeddin-i Veli gelen bir tabur askere iki tencere yemek kaynatıyormuş. Altında ise iki mum yanıyormuş. Bir taburla gelen Mürüvvet Ali Paşa bu duruma kızmış. “Bu kadar yemek hangimize yetecek” diye söylenmiş. O zaman Veli “Yettirecek ben değil miyim? “ karşılığını vermiş.Askerden et isteyene et, pilav isteyene pilav vermiş. Böylece askeri doyurmuş. Bu duruma hayret eden Mürüvvet Ali Paşa Şücaeddin-i Veli’nin elini öperek ayrılmış.

    Bu ayrılıştan kısa bir süre sonra Paşayı ve ordusunu düşmanları bir kulede sıkıştırmışlar. Önü düşman, arkası ise uçurum imiş. Paşa çaresiz kalınca, atını uçuruma sürmüş. Kaleden onu salimen yere indiren Şücaeddin-i Veli’nin eli imiş. Elini öperken parmağında gördüğü yüzüğünden tanımış.

    Paşa görevini yaptıktan sonra Veli’nin yanına gelmiş. Veli’ye şükranlarını “Senin mezarını altın ve gümüşten yaptırsam azdır.” şeklinde belirtmiş. Paşa ölünceye kadar Veli’nin yanında kalmış. Veli ölünce onun türbesini ve mezarını yaptırmış. Türbe bir sıra sarı taş(altın), bir sıra beyaz taş(gümüş) tır. Kendi mezarı da Veli’nin yanındadır.


    Babil Kulesi Efsanesi

    Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında, Tanah ve Eski Ahit hemen hemen aynı olduğu için her iki dinde Babil bahsi aynıdır. Babil kulesinden Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) kısmında bahsedilir ve bütün dünyanın sözü bir, dili birdi. şarktan göçtükleri zaman sinear diyarında bir ova buldular, orada oturdular. birbirlerine ‘gelin kerpiç yapalım, onları iyice pişirelim. onların taş yerine kerpiçleri, harç yerine ziftleri vardı. yeryüzünde dağılmayalım diye kendimize bir şehir, başı göğe erişecek bir kule yapalım’ dediler. ve ademoğullarının yapmakta olduğu şehri ve kuleyi görmek için rab* indi. onlar bir kavm, hepsinin tek dili var. gelin inelim birbirlerinin dilini anlamasınlar diye onların dilini karıştıralım. rab onları oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar. bundan dolayı onun adına babil dendi (Tevrat, Yaratılış(Tekvin); 11:1-9)

    Efsaneye göre tanrı kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliğine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. Kulenin yıkılışı Tevrat’ta anlatılmaz ancak Jubilees veya Leptogenesis olarak bilinen Yahudi belgelerinde anlatılır.

    Dini bir bakış açısıyla bu öykü sıklıkla insanın kusurluluğunu, tanrının kusursuzluğu ile kıyaslamak ve dünyadaki yüzlerce dilin kökenini açıklamak amacıyla kullanılır.

    İslami kaynaklarda ismi verilmemekle beraber Kur’an’da Babil Kulesi’ne benzer bir kuleden bahsedilir. Hikaye Tevrat’taki ile benzer olmasına rağmen Babil’de değil, Musa’nın yaşadığı dönemde Mısır’da geçer. Firavun Haman’a, kendisine kilden bir kule inşa etmesini, çıkıp Musa’nın tanrısına bakacağını söyler.

    Kur’an’da Babil şehrinden Bakara Suresi, 102. ayette bahsedilir. Harut ve Marut isimli iki melek, insanları imtihan etmek için Allah tarafından babil’e gönderilirler. Burada insanlara sihir öğretirler. Melekler sihrin küfür olduğunu söyledikleri halde insanlar sihir öğrenmekte ısrar ederler ve karı-kocayı ayırmaya yarayan sihirler öğrenirler.

    Babilden Yakut el-Hamavi’nin yazmalarında ve Lisan el-Arab’da bahsedilir. Öyküye göre tüm insanlar rüzgarın önüne katılarak bir yerde toplanırlar. Buraya sonradan Babil denir. Babil’de insanlara Allah tarafından değişik lisanlar tahsis edilir ve yeniden rüzgarla geldikleri yerlere dağıtılırlar.

    9. yy İslam tarihçilerinden el-Tabari’nin “Peygamberler ve Krallar Tarihi” adlı eserinde daha detaylı bilgi verilir. Öyküye göre Nimrod Babil’de bir kule inşa ettirir. Allah bu kuleyi yıkar ve o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dilini 72′ye ayırır. 13. yy. İslam tarihçilerinden Ebu el-Fida da aynı öyküden bahseder ve İbrahim’in atası Hud’un kendi dilini (İbranice) muhafaza etmesine izin verildiğini ekler. Zira Hud kulenin inşasına katılmamıştır.