Ayrılık Mektubu Yazma

'Kısa Bilgiler' forumunda ZeuS tarafından 20 Kasım 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ayrılık Mektubu Yaz,
    Ayrılık Mektubu Nasıl Yazılır?
    Ayrılık Mektubu Kısa

    Ayrılık Mektubu Örneği

    Konuşmak çare etmiyor biliyorum.Sözlerimin bu kadar anlamsız ve değersiz olduğu bir zamanı hiç yaşamamıştım.Beni Sevmiyormuşsun bunu anladım..Bana verdiğin hayat dersi için sana teşekkür ederim..Bundan sonra bende artık senin gibi olacağım. Yapmacık sevda sözcüklerim hep seninle olacak…Canım öyle yanıyor, içim öyle acıyorki. Ne yaptım sana anlamadım bunları haketmek için..Hiç mi sevmemiştin beni söyle…Senin için neleri feda ettim bir bilsen…
    Ama hiç bir zaman bilemeyeceksin.Her şey düzeldi derken aslında herşeyi bitirmişiz…
    Yolumuz ayrılıktan yanaymış sevgili…Yaprakları sararmış bir ağaç gibiyim…Şimdi gözlerim boş boş bakıyor uzaklara…
    Susuyorum artık.Hiç Konuşmamak ÜzereSana bir kelime bile etmeyeceğimÖzleyeceksin Sesimi…
    Duyamayacaksın Tenimin Kokusunu….Ve Ben Bu Gece Sonsuz Olacağım…
    Seninle Aynı Toprakta Bile Olmayacağım…Seni seviyorum diyordun, Sensiz Yaşayamam Diyordun….
    Aslında Sen Hep Bensiz Yaşamışsın..
    Ve Beni Hiç Ama Hiç Sevmemişsin…
    Belliki Sana BirŞey Verememiş
    Ve Seni Hiç Mutlu Edememişim…
    Bende Bulamadığın Mutluluğu Bulman Dileğiyle..
    [​IMG]

    Ayrılık Mektubu 2

    Bitanem;
    Ayrılık da bir parçası mıdır aşkın?.. O zaman bedenler ayrılırken, bu emre asi kalbin haykırışları niye? Ayrılık sonu mudur aşkın? O zaman sonsa, daha çok bağlanmanın anlamı ne? Ayrılık mıdır aramıza giren? O zaman isyan etmenin anlamı ne? İmkansız olandır bitmeyen aşk! O zaman bu ayrılığı kabullenememenin sebebi ne?


    Evet ayrılıyoruz, ama şunu bir de kalbim anlasa. Bedenim senden uzaklaştıkça, kalbim sana daha çok bağlanmasa. Sevgimin bitmesi gerekirken, o bir devin haykırışı gibi çoğalıp yankılanmasa olmaz mı birtanem?

    İlk anımızı hatırlıyorum. Sevgini kazanabilmek için elimden geleni yapmıştım. Seni ilk gördüğümde bir bebek kadar mutlu ve huzurluydum. Oturduğumuz masada karşı tarafta sen, bu tarafta sevginin şaşkınlığı ile tir tir titreyen o küçük çocuk bendim. Seni lik öptüğümde duyduğum utanç kutsallaştırmıştı her öpücüğümüzü. Tenine dokunmak bile beni öldürmeye yetecek kadar heyecan vericiydi o gün. Gülücükler eksik olmuyordu yüzümden. Dünya yok olmuştu saki, sadece sen vardın. Sen her yerde... Şimdi benden uzaktasın. Aşk görevini yaptı ve zaman doldu birtanem. Ne çabuk geçti o iki senelik saniyeler. Değil tenine dokunmak, hayaline ulaşamıyorum artık. Çırpındıkca batıyorum adeta. Hayata küstüm çünkü beni senden, seni benden çaldı. Kalpsiz bir bedenle, amaçsız, çırılçıplak ortada bıraktı beni hayat.

    Ayrılan sevda yolunu takip ederken, gül bahçelerinin kokuları, kelebeklerin rehberliği eşliğinde sonsuz sevgiyi bulma yolunda, mutlu bir şekilde yürümeni dilemeyi çok isterdim.

    Ayrılık Mektubu 3

    Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum…imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum. İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!

    Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil…Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.

    Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?

    Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma. Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda. Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil. Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi, dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında. Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum…

    Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana. Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda…Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi. Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki…?

    Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin…Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum…? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk…Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.

    Gittin…sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın…Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen “bitti” dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı…

    netten alıntı..