ayet nedir ? Ne anlama gelir ?

'Dini Konular' forumunda küLkedisi tarafından 8 Mayıs 2010 tarihinde açılan konu





  1. ÂYET

    a-Âyet Nedir?


    'Âyet' sözlükte, açık alamet (belirti) demektir Bir şeyin ve bir amacın varlığını gösteren alamettir
    Açıkça ortada görülmeyen şey âyetiyle bilinir ve tanınır Bir yolu bilmeyen, o yola ait alametleri bilirse, yolu tanır Her şey kendi alametiyle bilinir Bu açıdan âyet, duyuların, düşüncelerin veya akılla bilinen şeylerin dışa vurmuş şeklidir denilebilir
    Yüzü kızaran bir kimsenin kızdığını anlarız Yüzü kızarmak kızgınlığın âyetidir Bir şeyin, bir nesnenin ayırdedici özelliklerine eskiden ‘alamet-i farika’, yani ‘ayırdedici belirti’ denirdi Bu belirtiler o nesneyi bize tanıtan, o şeyin ne oldugunu bilmemize yardım eden özelliklerdir
    ‘Âyet’, bu şekilde, açık alamet, nişan, belirti, iz, eser ve işaret anlamlarına gelmektedir
    Kur’an ilimlerinde ‘âyet’; sûrelerin içinde, başı ve sonu belli bir veya bir kaç cümleden meydana gelmiş ilâhí sözlerdir (kelâm’dır)
    Kur’an yüzondört sûreden meydana gelmektedir (Bakınız: Sûre) Sûreler ise Ayetlerden oluşurlar Sûrelerin içerisindeki âyetler kendilerine mahsus bir biçimdedirler Belli kuralları yoktur Bir kaç harften oluşan âyetler olduğu gibi, bir sayfa uzunluğunda da âyet vardır Âyetlerin her biri birer Kur’an oldukları gibi, hepsi beraber Kur’an’ın meydana getirirler
    Kur’an âyetlerinin her biri Allah’a ait alametler, işaretlerdir Bununla beraber Allah’a mahsus bir yüceliğe de işaret ederler Bu yücelik onların bağlı oldukları Kudret’ı hatırlatır, O’nun büyüklüğünü tanıtır
    Kur’an, âyetlerden meydana geldiği gibi kâinat da âyetlerden meydana gelir Çevremizde gördüğümüz her şey, Allah’ın birer âyetidir Bütün varlıklar, bütün olaylar Allah’ın ‘ol’ emriyle meydana çıkmış kelime’leridir (Bakınız: Kelime) Bunlar, insana Allah’ı tanıtmaları açısından ise birer âyettirler Âyet kavramı Kur’an’da bir kaç anlamda kullanılmaktadır:

    a1-Delil anlamında:

    Allah’ın varlığına ve yüceliğine işaret eden deliller, âyet ismiyle anılmaktadır Buna göre, göklerin ve yerin yaratılması, gece ile gündüzün peşpeşe gelişi, insanların faydası için denizde yüzen gemiler, ölümünden sonra toprağı diriltmek üzere yağmurun indirilişi, canlıların var edilmesi, bulutların boyun eğmiş bir şekilde havada yüzmeleri birer âyettir ( 2 Bekara/164)
    Güneşin bir aydınlık, Ay’ın bir nur (ışık) kılınması yılların sayısı bilinsin diye Güneş’e ve Ay’a durakların tesbit edilmesi birer âyettir (10 Yunus/5) Tanenin ve çekirdeğin yaratılması, sabahın gecenin içinden çıkıp gelmesi, gecenin dinlenme zamanı yapılması, karanlığın derinliklerinde yol bulmak için yıldızların bir lamba gibi var edilmesi, insanların tek bir nefisten yaratılması, gökten inen su ile bitkilerin büyütülmesi, her türlü meyvanın var edilmesi birer âyettir (6 Enlam/95-99) Arının çeşitli çiçeklerden topladığı özlerle insanlar için şifa olan bal yapması, hayvanların çeşit çeşit yaratılması, hayvanlar tarafından insanlara süt hazırlanması birer âyettir (16 Nahl/65-69)
    “Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz dağlar ve ırmakları var edendir Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır Geceyi gündüze bürümektedir Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten âyetler vardır” (13 Râd/3)

    a2-Mucize anlamında:

    Kur’an, peygamberlerin Allah (cc) tarafından gönderilmiş elçiler olduklarını isbat etmek için gösterdikleri olağanüstü olaylara da ‘âyet’ demektedir İnsanlar, peygamber olduğunu iddia eden kimselerden bilinen tabiat olaylarını aşan ve ancak ilâhí kuvvet tarafından yapılabilecek alametler (isbatlar) istemişlerdir Peygamberlerin gösterdiği bütün mucize’ler âyet adıyla anılmaktadır Çünkü mucizeler, peygamberlerin kendi işi değil, Allah’ın gücünün göstergeleridir Hz İsa (as)’nın çamurdan kuş yapması, körün gözünü açması, alaca hastalığını iyi etmesi, ölüyü diriltmesi, saklanılan şeylerin yerini haber vermesi birer âyettir (mucizedir) (3 Âli İmran/49) Hz İsa (as)’ya gökten sofra indirilmesi (5 Maide/114), Semud kavmine deve verilmesi (17 İsra/59), Hz İsa (as)’nın babasız dünyaya gelmesi (19 Meryem/21), Hz Musa (as)’nın elinin Ay gibi parlaması (20 Tâhâ/22) hep birer âyettir
    Peygamberlerin çabalarına ve gösterdikleri mucizelere rağmen azgınlığa ve zulümlerine devam edenler, dünyada iken bir takım cezalara çarptırıldılar Arkadan gelenler ibret alsın diye onlardan bazı âyetler (alametler) bırakılmıştır “Kendilerinden önceki kuşaklardan nicelerini yıkıma uğratmamız, onları hidayete yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihí kalıntılar üzerinde) gezip durmaktadırlar Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için âyet’ler vardır” (20 Tâhâ/128, ayrıca bak 11 Hûd/103 15 Hıcr/74 28 Kasas/36 29 Ankebût/15 vd)

    a3-Alâmet, nişan anlamında:

    İsrailoğullarına başkan (hükümdar) olarak gönderilen Talût’un bu görevinin âyeti (alameti),Tabût’un onlara getirilmesiydi Burada âyet; alamet, belirti, nişan anlamında kullanılmıştır (2 Bekara/248)

    a4-Acayip iş anlamında:

    Hz İsa (as)’nın babasız olarak dünyaya gönderilmesi, Allah’ın kudretine işaret eden bir âyettir, acayip bir iştir Bir yönden mucizedir, diğer yönden insanların görmediği, alışmadığı bir iştir (23 Mü’minûn/50)

    a5-İbret anlamında:

    Talût’un İsrailoğullarına hükümdar olması, bunun belgesi olarak Tabut’u bularak onlara getirmesi, inananlar için gerçekten ibret verici bir durumdur Buna benzer bütün olaylar hem mucizedir hem de ibret verici şeylerdir (2 Bekara/248)

    a6-Kıyamet alâmeti anlamında:

    Bir takım kimseler ellerinde firsat varken iman etmezler Allah'ın bazı âyetleri geldiği zaman iman ederseler bu imanları kabul olmaz En’am Suresi 158 âyetinde çoğul olarak geçen ‘âyât’ (âyetler), Kıyamet saatinin belirtisi, alameti şeklinde anlaşılmıştır

    a7-Kur’an’ın tümü veya belli bölümleri anlamında:

    Kur’an’ın tümü âyet olduğu gibi, her sûrenin belli bölümleri de âyettir Gerek Kur’an’ın tümü, gerekse her bir âyeti, insanların hepsi bir araya gelseler bile bir benzerini yazamayacakları bir mucize (âyet )dir Kur’an’ın âyeti mucize anlamında da kullandığını tekrar hatırlayalım Öyleyse Kur’an, peygamberimizin en büyük mucizesi olmakla birlikte Allah’ın kudretine alâmet olan bir âyet’idir Hz Muhammed (sav)’in hak peygamber olduğuna delildir Her bir âyet bir ifadeyi diğerinden ayırdığı, her bir Kur’an bölümü onun tümünü ve vahyin mucize oluşunu hatırlattığı için âyet denmiştir
    Kur’an, Hz Muhammed’e indirilen Kitab’ın insanüstü olduğunu bildirdikten sonra, bundan şüphe edenleri, “haydi bakalım, bunun gibi bir kitap, ya da bunun sûrelerine benzer sûreler yazıp getirin” diye meydan okumaktadır (2 Bekara/23-24 29 Ankebût/50-51 17 İsra/88 11 Hûd/13) Öyleyse O’nun kendisi, sûreleri, âyetleri hem birer mucize’dir, hem de onları gönderen Rabbimizin Rabliğinin, büyüklüğünün, kudretinin alâmetleri (âyetleri)dir
    Bütün bunlara rağmen Kuran’a inanmayan inkârcılar yine olacaktır (2 Bekara/145)

    b-Âyetin Anlam Sahası:

    Peygamberimiz (sav) Güneş’in ve Ay’ın Allah’ın kudretinin iki âyeti olduğunu haber veriyor (Buharí, Bed’ü’l Halk/88, 4/251)
    O ayrıca buyuruyor ki: “ On âyet (alâmet) çıkmadıkça Kıyamet kopmaz…” (Müslim, Fiten/39-40, Hadis no: 2901, 4/2225)
    Evrendeki sayısız varlıklara, çeşitliliğe, sürekli bir oluşuma ve evrensel düzene ‘fiilí âyetler’ denmiştir Bu âyetler, yüce bir varlığın kudretini açıkça haber vermektedir Bu âyetlere ‘kevní âyetler-oluşun alametleri’ denmektedir Bunlar bütün kainatta bulunduğu gibi insanın kendi bünyesinde de bulunmaktadır Kur’an şöyle diyor:
    “Biz âyetlerimizi hem âfak’ta (insanın dışında), hem de enfüste (kendi nefislerinde) onlara göstereceğiz; öyleki şüphesiz onun (Kur’an’ın) hak olduğu kendilerine apaçık belli olsun Her şeyin üzerinde senin Rabbinin şahit olması yetmez mi?” (41 Fussilet/53)
    İnsanın çevresinde ve bizzat kendi yapısında bulunan sayısız âyet yani Rabbimizin varlığına ve kudretine işaret eden sonsuz alamet; onun inanması ve Rabbine boyun eğmesi için yeter
    Peygamberlere indirilen bütün ilâhí kitaplar da ‘kavlí’, yani sözlü âyetlerdir Bu kitapların gönderiliş şekli olan vahy bir âyet oldğu gibi, bu kitapların anlattığı her şey de birer âyettir Bu gün âyet deyince daha çok Kur’an’ın âyetleri akla gelmektedir Kur’an âyetleri, Rabbimizin bize gönderdiği apaçık belgeler ve delillerdir Bu belge ve deliller, bir yönden Rabbimizin ilâhlığının isbatlarıdır, bir taraftan da bizi doğru yola götürecek alâmetlerdir Âyetlerin haber verdiği gerçekler ve sundukları hükümler; varlığın ve mutlak kurtuluşun işaretidir
    Kur’an âyetlerinin sıralanışı, uzunluğu ve kısalığı ve hangi sûrede yer alacağı kendine özgüdür Bilindiği gibi Kur’an âyetleri Allah’ın Rasûlüne bir defada veye toplu bir kitap halinde gelmemiştir Peygamber (sav), gelen Kur’an âyetlerinin hangi sûrelere ve hangi âyetten sonra veya önce yazılacağını Cebrail’in bildirmesiyle, Kur’an’ı yazan vahy katiplerine söyleyip yazdırıyordu Şu anda Kur’an’da yer alan âyetler bizzat vahyin emri ile ait oldukları sûrenin içerisindedirler
    Kur’an’ın ilk gelen âyetleri Alak Sûresinin ilk beş âyeti, son gelen âyet ise, Maide Sûresinin üçüncü âyetidir
    Kur’an âyetleri Mekke’de gelenler ‘Mekkí’, Medine’de gelenler ‘Medení’ şeklinde ikiye ayrılırlar