atatürkün türk milletinden beklentileri nelerdir

'Sorun Cevaplayalım' forumunda Dark tarafından 20 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. atatürkün türk milletinden beklentileri nelerdir

    Türk Milleti, ebedî lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, yok olmanın eşiğinde iken bağımsızlık savaşı vermiş ve bunda da başarılı olmuştur Batının çağdaş değerler ve ilkelerini kabul ederek, inkılâbı bir çağdaşlaşma ideolojisine dönüştürmüştür1 Bu inkılâp, Türk Milleti’ni çağdaş uygarlıklar seviyesine götürecek bir toplumsal hareket olduğu kadar, evrensel olan yönleriyle de, pek çok toplum için seçkin bir örnek ve umut kaynağı olmuştur “Türk İnkılâbı’nın Evrenselliği” denildiğinde, konunun iki yönlü olarak önem taşıdığı görülmektedir Bunlardan birincisi, “Atatürkçü Düşünce Sistemi” dediğimiz Atatürkçülük İdeolojisi’nin bilimi rehber olarak alması, üstelik de çağdaş olan batılı değerleri benimsemesi; hatta, ilkeleriyle sistcmleştirmesidir2 İkincisi ise, Türk Milleti’nin yeni ve çağdaş değerleri benimsemesinin yanında, batılılaşmak ve çağdaşlaşmak için gerekli reformları yaparken, pek çok yönden ezilmiş ve sömürge topluluğu haline getirilmiş olan mazlum milletlere ışık tutması ve örnek oluşturmasıdır3

    Türk İnkılâbı’nda, evrensel niteliği olan pek çok çağdaş kavram, Türk Milletinin varlığının sebebi olacak nitelikler kazanmıştır Millet egemenliği anlayışı, hukukun üstünlüğü, anayasa, lâik devlet yapısı, siyasal partiler vb pek çok kavram, bu nitelikteki kavramlardan bazılarıdır Bu kavramların herbiri, yeni Türkiye Devleti’nin Osmanlı Devleti ile her yönden karşılaştırılması sonucunda, gerçek anlamım kazanmakta; eski Osmanlı İmparatorluğu ile yeni Türkiye arasındaki fark ortaya çıkmaktadır Bu kavramlar, batı dünyasının yüzyıllar boyu işleyerek, siyasal içeriğini zenginleştirdiği kavramlardır Doğu dünyası ile batı dünyasının karşılaştırılmasında, batının geliştirip siyasal içeriğini güçlendirdiği kavramların, çağdaş ve evrensel değerler olarak ortaya çıktığı görülmektedir4 Dolayısıyla, Atatürkçülük’teki çağdaşlaşmak hedefi, batılılaşmakla paralel olarak kendisini göstermiştir Nitekim Atatürk, daha 1923 yılında, Fransız gazetecilerinden Maurice Pernot’a şunları söylemiştir: “Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz Bütün çabamız Türkiye’de çağdaş, dolayısıyla batılı bir hükümet meydana getirmektir Medeniyete girmek isteyip de, batıya yönelmemiş millet hangisidir?”s

    Bu sözleriyle Atatürk, çağdaş dünya uygarlığına katılarak onun onurlu bir üyesi olmak ve sosyal, siyasal ve kültürel yaşamda tutum ve davranışları uygar ölçülere göre ayarlayıp ileri, çağdaş milletler arasında Türk Milleti’ne hakkı olan saygın yerini kazandırmak düşüncesindedir Büyük amacını, bu yöne çevirmiştir O, yine 1923 yılında kendi milletine verdiği demeçte, amacını şu cümlelerle açıklamıştı : “Memleket kesinlikle çağdaş ve yenilikçi olacaktır Bizim için bu bir yaşam davasıdır Bütün fedakârlıklarımızın sonuç vermesi buna bağlıdır”‘‘

    Görülüyor ki Atatürk, Türk İnküâbı’nı, Türk Milletini batılı bir toplum haline getirme amacı güden siyasal, sosyal, kültürel bir hareket olarak kabul etmektedir O halde, Türk İnkilâbı nedir? Bu sorunun cevabını Atatürk, 5 Kasım 1925’te, Ankara Hukuk Mektebi’nin açılışında, şu cümlelerle açıklamıştır: “Türk İnkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda akla getirdiği ihtilâl anlamından başka, ondan daha geniş bir değişimi ifade etmektedir Bugünkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen şekilleri ortadan kaldıran en gelişkin biçim olmuştur Milletin varlığını devam ettirebilmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, asırlardan beri gelen biçim ve içeriğini değiştirmiş; yani millet, dinî -ve mezhebi bağ yerine Türk milliyeti bağıyla bireylerini toplamıştır Millet, uluslararası genel mücadele sahasında yaşama ve kuvvet nedeni olacak iklim ve aracının ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini, bir gerçek olarak, ilke saymıştır”7

    Değinilen bu hususlar, doğulu bir toplumun tarihsel birikiminin ya da bir başka deyişle tarihsel evriminin sonucu olacak konular değillerdir Doğu toplumları, batının çağdaş değerlerine ve bu değerlere dayalı olarak teknolojik gelişmelere kapalı kaldıklarından ümmetçilik esasını aşamamışlar, tam bağımsızlıklarım koruyamamalar, millî duyguların uyanması ve özgür iradelerini ellerine alma yönünden de geri kalmışlardır Batı dünyasını çağdaş yapan, onun zihin yapısı, akılcı düşünce biçimi olmuştur8 Rönesans ve Reform hareketleri ile Avrupa’nın her konuda aydınlanma dönemini yaşadığı, bireyciliğin güçlendiği, toplumsal dayanışma ve toplumsal birlik duygularının geliştiği de bilinmektedir Millî sınırlara kavuşma, tam bağımsızlık anlayışına yönelme, millî egemenliğe değer verme, kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile demokratik nizamı benimseme, tarihin akışı içinde sabırla elde edilen çağdaş değerler olmuşlardır Doğu toplumlarının bunları yaşamadığı ve bunları elde edecek toplumsal bilgi ve beceri düzeyine ulaşamadıktan da görülmüştür Sonuçta, batının doğuya üstünlüğü ile, doğulu toplumların sömürge toplumları haline geldiklerine tanık olunmuştur Osmanlı Devleti’nin de aynı akıbete doğru sürüklendiğine tarihi olaylar tanıklık etmektedir I Dünya Savaşı’nın bitiminin hemen ardından, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Türk Milleti, hem batılı sömürgeci güçlere karşı savaşmış, hem de bu milletin, insanlığın ortak malı olmuş çağdaş değerleri elde etmek gibi çok yönlü mücadelesine tanık olunmuştur9

    Burada üzerinde durulması gereken nokta, Türk İnkılâbı’nın batının emperyalist değerlerini değil, insanlığın malı olmuş çağdaş değerlerini benimsemiş olmasıdır Krallığı ve onun destekçisi pek çok köhnemiş kurumu yıkıp Cumhuriyet rejimini getiren ve sosyal ve siyasal yaşamda Aydınlanma Dönemi’nin geliştirdiği çağdaş kavramları benimseyen ve devlet yapısında onlara işlerlik kazandıran Fransa İhtilâli’nin, Türk İnkılâbı’nı etkilemesi yönünden, ayrı bir önemi vardır Nitekim, ebedî önder Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olarak, Le Matin gazetesinin bir muhabirine verdiği ve 8 Mart 1928 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanan demecinde, Fransız İhtilâli’nin önemini vurgulamış ve bu inkılâbın, Türk İnkılâbı ile ilişkisini şu cümlelerle açıklamıştır: “Fransız İhtilâli bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır Fakat o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir Türk demokrasisi, Fransa İhtilâli’nin açtığı yolu izlemiş, fakat kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir Çünkü her ulus devrimini, toplumsal ortamın baskılıma ve ihtiyaçlarına bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilâl ile devrimin olduğu zamana göre yapar”