Atatürkün ölümü ile ilgili kompozisyon

'Bilgi Rehberi' forumunda HazaN tarafından 25 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. Bizler her 10 Kasım’ı, bıraktığı eserlerin izinde, ülkeyi daha da ileriye götürebilmek adına neler yapılabileceğinin ortaya konulması gereken bir gün olarak görmeliyiz. 10 Kasım’ı, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni bizlere emanet ettiği bir gün olarak düşünmek, sanırım doğru bir yaklaşım olarak kabul görecektir.

    Atatürk’ü anlamak onun fikirlerini çok iyi bilerek tatbik etmekten geçer. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması bir devrin yeniden yazılmasıdır adeta. Yurdun dört bir yanı işgal altında inlerken, bağımsızlık ateşi hiçbir zaman sönmeyen Türk milletine önderlik yapan Atatürk, milletimizin esaret altında yaşamasını aklının ucundan bile geçirmeyerek, tarih sayfalarındaki, inancın zafere dönüştüğü, en büyük bağımsızlık savaşının mimarı olmayı hak etmiştir.

    Atatürk devrimleri bugün bir çok ülkede örnek olarak kabul görmüş bir vaziyette ele alınmaktadır. Bağımsızlığını tam olarak kazanamamış bir çok ülkeye Atatürk devrimleri, ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Bütün bunlar Atatürk’ün evrensel bir dünya görüşünün mimarı olduğunu da göstermektedir.

    Atatürk’ü her 10 Kasım’da daha iyi anlamak ve anlatmak hepimizin görevi olsun ki! Bizden sonraki nesillerimiz onu daha iyi anlasın.

    10 kasım bambaşka bir hüzün kaplar içimi,kasımpatılar ilişir gözüme ,içimi tarif edilmez bir burukluk kaplar. Çünkü takvim 10 kasımı gösterir.

    Mustafa Kemal vatanına ve ulusuna çok yüce duygularla bağlı, vatan savunmasını her şeyin üzerinde tutan, millet sevgisi tutku derecesinde olan, yaşarken ve öldükten sonra da maddi ve manevi tüm varlığını ulusuna adayan bir devlet adamı ve komutandı.

    Atatürk deha sahibi bir kişiydi. Askeri ve siyasi alanlarda yepyeni yöntemler uygulayarak, o günün şartlarında hayal edilmesi bile güç işler başarmıştır. Bunlardan en önemlileri sırasıyla: Yeni bir ordunun kurulması, halkın ikna edilmesi, düşmanın yurttan atılması, yeni bir devletin ve yönetim şeklinin kurularak eski olanların kaldırılması, siyasi, toplumsal, ekonomik ve hukuki alanlarda yapılan çok sayıdaki devrimlerdir.

    Atatürk’ün görüşleri kesin ve isabetlidir. Çanakkale savaşları sırasında düşman donanmasının nereden çıkarma yapabileceğini sezmesi, 2. Dünya Savaşını önceden tahmin edebilmesi, Hatay’ın Türkiye topraklarına katılması onun ileri görüşlülüğünün en belirgin örneklerindendir.

    “Yurtta barış, Dünyada Barış” sözünün sahibi olan Atatürk, toprak büyütme heveslisi olmayan, mecbur kalınmadığı sürece savaşı cinayet olarak kabul eden bir liderdir.
    Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmayı hedef gösteren Atatürk, eğitimle ve eğitimin milli olması ile de yakından ilgilenmiştir. Milli Eğitimi güçsüz olan bir milletin gelişimini tamamlayamayacağını düşünen Atatürk’e göre: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı,yüce bir toplum olarak yaşatır; ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder.”

    Kararlı, inatçı ve kendinden emin bir kişiliğe sahip olan Atatürk’e göre Türk milleti esir olarak yaşayamazdı. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nı başlattığında parolası “Ya istiklâl, ya ölüm”dü.
    Mücadeleci ve ulusuna güvenen Atatürk, Amerikalı bir generale de bu konuda şunları söylemiştir: “…bir millet, top yekûn kurtulmaya karar verir de harekete geçerse onun özgürlüğünü ve bağımsızlığını elde etmesini engelleyecek bir güç dünyada yoktur.”

    En büyük eseri olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk, Türk milletinin yetiştirdiği en büyük Türk’tür. Çağını aşıp gelecek çağlara da ışık tutan bir insandır. “Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk milletini yeniden dirilten” bir önderdir.

    “Memleketine en büyük iyilikleri etmiş, Türkler hakkında söylenmiş bütün sözlerin yanlış olduğunu göstermiş” bir liderdir.
    “Atatürk gibi insanlar, bir kuşak için doğmadıkları gibi bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerinin tarihinde hüküm sürecek insanlardır”

    “Asırların pek nadir olarak yetiştirdiği dâhi” lerden olan Mustafa Kemal Atatürk’ü, hayata veda edişinin ….. yılında rahmet ve şükranla anıyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz..
     



  2. Cevap: Atatürkün ölümü ile ilgili kompozisyon

    Numan Serteli

    Yarın 10 Kasım Atatürk'ümüzün ölüm yıldönümü Birkaç haftadır süren anma hazırlıklarının sonuna gelindi Törende şiir okuyacaklar, konuşma yapacaklar tespit edildi Türkçe dersinde Atatürk ve 10 Kasım şiirleri en baştan taranırken, bir yandan da günün mana ve ehemmiyetine uygun kompozisyonlar yazıldı Müzik dersinde mutat milli repertuara Ata'mızın hiç duyamadığı şarkılar da eklenerek solo ve koro çalışmaları hızlandırıldı Resim dersinde ise en çok rağbeti Atatürk figürlü Anıtkabir ana temalı muhtelif çalışmalar gördü

    Öğretmenimiz son derste yarın okula gelirken kıyafetlerimizin temiz ve düzgün olmasını istedi (yaslı 10 Kasım, siyah önlüğümüze en yakışan tarihi gün olsa gerek) "Çiçek de getirin, özellikle Kasımpatı O Ata'nın en sevdiği çiçektir" dedi öğretmenimiz Özellikle bazı kız öğrencilerin kendilerince çok kutsal gördükleri bu "çiçekli" görevi kimselere kaptırmaya niyetleri olmadıklarını ve bu uğurdaki üstün çabalarını bildiğimden; bu masraflı ve uğraştırıcı işe girişmeyeceğim Biliyorum ki bu çiçeklerle okulun geniş merdivenli ana kapısından içeri girildiğinde hemen göze çarpan Atatürk büstü süslenecek Hatta o büst yarın tören icabı, bahçeye bakan merdivenlerin başına taşınacak Tören sona erdikten sonra da yine eski yerine dönecek; yani bana hep bir macera filminin küçük platosu hissini veren; sarmaşık yapraklarıyla kaplı duvarın önüne konuşlanmış kırmızı kovalar, acayip balta ve çengellerle süslü, "yangın köşesi"nin karşısına Bu büstün her iki yanına birer meşale dikilecek ve "izindeyiz" başta olmak üzere kimi ilgili sözler fona yerleştirilecek Çoğu "çift dikiş" diye adlandırılan "yaşlı" ve iri yarı öğrenciler aynı mahalde sırayla saygı nöbetine dikilecekler Bu nöbetin işlevinin biraz da çiçeklere musallat olacak yaramazları uzakta tutmak olduğunun bilincinde olarak

    10 Kasım'larda en sinir olduğum laf "izindeyiz" Ne izini? 1 Mayıs Bahar Bayramı gibi "üfürükten" bayramda dahi tatil yapıyoruz da, aslanlar gibi Atamız ölmüş, bir günlük tatili bile bize çok görüyorlar Bu çelişkiyi hiç bir zaman anlamadım, anlamayacağım da! Tamam söz veriyorum, bayram yapmayacağım, neşeli oyunlar da oynamayacağım En fazla evin içinde tahta sandalyeyi yere yatıracak, sandalyenin bacakları arasındaki şoför mahalline oturacak ve "ııııınnıınıııı" mealinde sesler çıkararak araba kullanacağım Hem de saat dokuzu tam beş geçe pencereye karşı durarak ve hayali kornamı en cayırtılı bir şekilde çalarak

    Oysa bunun yerine sabahtan okulun bahçesinde toplanacağız yarın biz Saat dokuzu beş geçe saygı duruşumuza eşlik eden ilk siren sesi, mahallemizin karakolundan yükselecek Sonra hemen yanımızdaki ana caddenin arabalarının klaksonları ve uzak semtlerdeki fabrikaların buğulu düdüklerine karışarak kulağımızı dolduran, nedense en acıklısı, gemi düdükleri Ardından en hislisinden konuşmalar, şiirler Ölmesini hiç içime sindiremediğim sevgili Atatürk'le ilgili, insanın içini parça parça eden şiirler Ama yine de, kendimi ne kadar zorlasam da, hani o çiçek işinde uzman kızlar var ya; işte onlar gibi zırıl zırıl ağlayamadım hiç

    Ve yarın radyolar bütün gün babamın "gıygıy" dediği müzikleri çalacak Diğer günlerde de duyulduğu an radyonun cebren susturulduğu müzikler Birkaç yıl önceye kadar, bunca bestenin sırf Atatürk öldü diye yapıldığına emin olduğum bu müzik türü hakkındaki fikirlerim, sadece benim merakımla, yavaş yavaş değişiyordu ama babamın tepkisi asla "Kapa lan şunu! Gıy gıy gıyy" Radyodan zevkle dinlediğim, "reklamlararası" program "Orhan Boran ve YUKİ" de yayınlanmayacak yarın Sinemalarda bizi kah neşeyle kah hüzünle yoğuran filmler de oynamayacak Onların yerine, rengarenk afişleri siyaha boyanmış sinemalara okulca gidip, Ata'mızla ilgili eski, kopuk kopuk ve hızlı gösterilen "şarlovari" filmleri yeniden izleyeceğiz Yalnız asla gülmeden

    Ben, belki inanmayacaksınız, bundan üç yıl önceki 10 Kasım gecesi, Atatürk'ü gökyüzünde gördüm İnanmayacağınızı biliyordum Zaten bu yüzden bu olayı kimselere anlatamadım İsterseniz yemin de ederim Valla billa Ata'mızın portresi gecenin karanlığında bir dolunay gibi parlıyordu

    O gece ailemle dedemleri ziyaretten dönüyorduk Ve ben yol boyunca tepemde Atatürk, eve kadar yürüdüm

    En sevdiğim oyunlardan biri havanın açık olduğu akşamlar eve girmeden önce, "ay"la birlikte mahallenin tüm sokaklarını dolaşmaktır Hatta ay beni kaybetsin, takip edemesin diye son hızla koşarım, ama nafile İşte Ulu Atatürk o gece aynı ay gibi, sürekli beni takip etti Eve girmeden önce son kez ona baktığımı hatırlıyorum Zaten bir daha da göremedim Ama yarın gece yine bir umut, gözüm gökyüzünde olacak