Atatürkün Hayatı Anıları

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Meryem tarafından 11 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Atatürkün anıları
    Atatürk anıları


    Ankara`da kaldığım müddetçe yaptığım müşahede şuydu ki, her huzuruna çıkan muhakkak onun tesiri altında kalıyordu. Bir defasında, onunla mühim müzakerelerde bulunmuş olan Yunan devlet adamı Venizelos`tan aynen şu sözleri dinlemiştim:
    -Çok büyük bir adam. Bu kadar geniş fikirli bir asker daha tanıdığımı hatırlamıyorum. Hükûmet ve devlet işlerindeki vukufu sonsuz.
    Mustafa Kemal hakikaten fiilin en geniş manasıyla "hükmetmişti". Vekillerden herhangi biri konuştuğu, şu veya bu mesele hakkında fikir yürüttüğü zaman Gazi`yi dinliyormuş gibi olurdum. Vücudu orada olmamakla beraber, fikrî varlığı her yerde hazır ve nazırdı...
    Mustafa Kemal`in bilhassa ikna etme kabiliyeti şayanı dikkatti. Konuşmaları ne kadar uzun sürerse sürsün, samimî manâda kimsenin canı sıkılmazdı... Hatta muhaliflerinden birinin:
    -Bu şekilde iki üç gün üst üste, konuşsa beni bile ikna edecek,dediği rivayet edilmişti.

    Atatürk’ün Tarih Öğretmenleriyle Bir Sohbeti
    Öğretmenimiz Mim Kâzım (Kızıltuğ) anlatıyor:
    “Kış aylarının kasvetli günlerinden biriydi. Okulda yatılı öğrenciydik. Dersimiz Tarih’ti. Kıymetli öğretmenimiz Cemal Bey:
    —Çocuklar, size başımdan geçen, hayatımda asla unutamayacağım bir hatırayı anlatacağım… Dedi ve sözüne şöyle devam etti:
    —1930 yılında gene böyle bir yatılı okulun Tarih muallimi idim. Dersimiz, Yeni Çağlar idi. Ben hararetli bir şekilde konuyu anlatıyor, misaller göstererek öğrencileri bilgilendiriyordum. Birden kapı açıldı, içeriye okul müdürü ile Büyük Gazi girdi. Heyecanlanmış ve şaşırmıştım. Dersi keserek yanına gittim. “Hoş geldiniz Paşam.” dedim. Bana ve öğrencilere tebessümle iltifat ederek:
    —Hocam dersinize devam ediniz. Dedi.
    Dersten sonra Müdürlük odasında toplanmıştık. Gazi, Tarih öğretmenlerine hitaben dedi ki:
    —Sizler, üzerinize büyük bir mesuliyet almış bulunuyorsunuz. Genç dimağlar, ancak sizlerden ilham alacak ve kurtulan vatanı mamur kılacaklardır. Bir talebe, Cebirden bir formül unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat Efendiler; bir talebe, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O talebe, şanlı tarihinin bir sahifesini unuttuğu gün, memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte kıymetli Tarih muallimi efendilerden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin mesuliyetini idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç dimağlara hakikatleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, Tarih muallimleri, memlekete en az kanını tarihi için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, muallimdedir. Bunu asla affetmem.

    Atatürk’ün Coğrafya Dersinde Türkiye Haritasını Çizdirmesi
    Samsun Lisesi’nde Coğrafya dersine girmesi ile ilgili hatırayı da Eflatun Cem Güney şöyle anlatıyor:
    Gazi, bu yurt gezilerinden birinde Samsun’a uğramıştı. Lise’de sınıflara girip çıktı. Hasan Ali Yücel Bakanlık Müfettişi, ben de o Lise’nin bir idarecisi olarak emirlerinde bulunuyorduk.
    Coğrafya dersinde çocuklardan birine yurt (Türkiye) haritası çizdirdi. Çocuk kendisine inanan bir rahatlıkla tebeşiri yürüttü ve umulmadık bir çabuklukla yurt haritasını yazı tahtası üzerinde çizileştirdi.
    Gazi, şöyle bir baktı. Sonra tatlı, yumuşak bir sesle:
    —Oğlum, dedi; şu senin haritada bin yıllık bir yurt parçası sınırlarımızın dışında kaldı.
    Bu tomurcuk yavrunun körpe zekâsı, bir çift mavi gözle kamaşmıştı. Bilerek, bilmeyerek tebeşiri uzattı. Gazi de çocuğun titreyen parmaklarından aldı ve güney sınırlarımızı düzeltti. Herkes göz kulak kesilmişti. Çizdiği sınır Hatay topraklarından geçiyordu.
    Çocuğa döndü:
    —Böyle olmayacak mı? dedi.
    Bu küçük çocuk, büyük bir cevap verdi:
    —Sınırlarımız çizdiğiniz yerden geçer.
     



  2. Cevap: Atatürkün Hayatı Anıları

    Atatürkün anıları
    Atatürk anıları


    Ankara`da kaldığım müddetçe yaptığım müşahede şuydu ki, her huzuruna çıkan muhakkak onun tesiri altında kalıyordu. Bir defasında, onunla mühim müzakerelerde bulunmuş olan Yunan devlet adamı Venizelos`tan aynen şu sözleri dinlemiştim:
    -Çok büyük bir adam. Bu kadar geniş fikirli bir asker daha tanıdığımı hatırlamıyorum. Hükûmet ve devlet işlerindeki vukufu sonsuz.
    Mustafa Kemal hakikaten fiilin en geniş manasıyla "hükmetmişti". Vekillerden herhangi biri konuştuğu, şu veya bu mesele hakkında fikir yürüttüğü zaman Gazi`yi dinliyormuş gibi olurdum. Vücudu orada olmamakla beraber, fikrî varlığı her yerde hazır ve nazırdı...
    Mustafa Kemal`in bilhassa ikna etme kabiliyeti şayanı dikkatti. Konuşmaları ne kadar uzun sürerse sürsün, samimî manâda kimsenin canı sıkılmazdı... Hatta muhaliflerinden birinin:
    -Bu şekilde iki üç gün üst üste, konuşsa beni bile ikna edecek,dediği rivayet edilmişti.

    Atatürk’ün Tarih Öğretmenleriyle Bir Sohbeti
    Öğretmenimiz Mim Kâzım (Kızıltuğ) anlatıyor:
    “Kış aylarının kasvetli günlerinden biriydi. Okulda yatılı öğrenciydik. Dersimiz Tarih’ti. Kıymetli öğretmenimiz Cemal Bey:
    —Çocuklar, size başımdan geçen, hayatımda asla unutamayacağım bir hatırayı anlatacağım… Dedi ve sözüne şöyle devam etti:
    —1930 yılında gene böyle bir yatılı okulun Tarih muallimi idim. Dersimiz, Yeni Çağlar idi. Ben hararetli bir şekilde konuyu anlatıyor, misaller göstererek öğrencileri bilgilendiriyordum. Birden kapı açıldı, içeriye okul müdürü ile Büyük Gazi girdi. Heyecanlanmış ve şaşırmıştım. Dersi keserek yanına gittim. “Hoş geldiniz Paşam.” dedim. Bana ve öğrencilere tebessümle iltifat ederek:
    —Hocam dersinize devam ediniz. Dedi.
    Dersten sonra Müdürlük odasında toplanmıştık. Gazi, Tarih öğretmenlerine hitaben dedi ki:
    —Sizler, üzerinize büyük bir mesuliyet almış bulunuyorsunuz. Genç dimağlar, ancak sizlerden ilham alacak ve kurtulan vatanı mamur kılacaklardır. Bir talebe, Cebirden bir formül unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat Efendiler; bir talebe, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O talebe, şanlı tarihinin bir sahifesini unuttuğu gün, memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte kıymetli Tarih muallimi efendilerden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin mesuliyetini idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç dimağlara hakikatleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, Tarih muallimleri, memlekete en az kanını tarihi için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, muallimdedir. Bunu asla affetmem.

    Atatürk’ün Coğrafya Dersinde Türkiye Haritasını Çizdirmesi
    Samsun Lisesi’nde Coğrafya dersine girmesi ile ilgili hatırayı da Eflatun Cem Güney şöyle anlatıyor:
    Gazi, bu yurt gezilerinden birinde Samsun’a uğramıştı. Lise’de sınıflara girip çıktı. Hasan Ali Yücel Bakanlık Müfettişi, ben de o Lise’nin bir idarecisi olarak emirlerinde bulunuyorduk.
    Coğrafya dersinde çocuklardan birine yurt (Türkiye) haritası çizdirdi. Çocuk kendisine inanan bir rahatlıkla tebeşiri yürüttü ve umulmadık bir çabuklukla yurt haritasını yazı tahtası üzerinde çizileştirdi.
    Gazi, şöyle bir baktı. Sonra tatlı, yumuşak bir sesle:
    —Oğlum, dedi; şu senin haritada bin yıllık bir yurt parçası sınırlarımızın dışında kaldı.
    Bu tomurcuk yavrunun körpe zekâsı, bir çift mavi gözle kamaşmıştı. Bilerek, bilmeyerek tebeşiri uzattı. Gazi de çocuğun titreyen parmaklarından aldı ve güney sınırlarımızı düzeltti. Herkes göz kulak kesilmişti. Çizdiği sınır Hatay topraklarından geçiyordu.
    Çocuğa döndü:
    —Böyle olmayacak mı? dedi.
    Bu küçük çocuk, büyük bir cevap verdi:
    —Sınırlarımız çizdiğiniz yerden geçer.