Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi ile İlgili Yazılar

'Mustafa Kemal Atatürk' forumunda Merve tarafından 22 Kasım 2011 tarihinde açılan konu


  1. Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi
    Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi ile İlgili Yazılar
    Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi ile İlgili Kısa Yazılar


    Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi ile İlgili Yazılar


    1. Yazı:

    27 Aralık 1919 Cumartesi.

    Hava açık, ılık. Birkaç gün önce sepeleyen kar tutmamış.

    Halk, Çankaya bağlarının batısındaki Kırşehir yoluna açılan yokuş boyunca akın akın yollarda. Kulaklar minarelerde. O tarihi anı, selalarla bütün Ankara’ya müezzinler duyuracaktı.

    Mustafa Kemal’i karşılamaya çıkanlar arasında bölük bölük seymenler göz alıcı bir biçimde. Hepsi de çakı gibi. Kimi atlı, kimi yaya. Kiminin sağ omzunda baltaları asılı, kiminin “Martini” tüfekleri çapraz. Şal kuşaklarında hançerleri parlıyor. Gözleri gibi.

    Elbas köyünden usta davulcular gelmiş. Abdal Hasan’lar, Deli Haydar’lar, Kara Mahmut’lar, Mohaç’tan, Çaldıran’dan, ya da bir başka er meydanından.

    Sabırsız bir bekleyiş bu.

    Saatler öğleden sonra üçü on geçeyi gösterirken, o selalar duyuldu. Cümle halk arasında bir dalgalanma oldu. Yokuş başına doğru bir yüklendi Ankara. Bir sevinçli telaş, bir büyük heyecan.

    Uzaklarda bir motor gürültüsü vardı. Sonra, korna sesleri. Evet, geliyordu Mustafa Kemal.

    “Bandırma” vapuruyla Samsun’a gelen Osmanlı Paşası o “Miralay Mustafa Kemal Hazretleri” değildi bu gelen. Anadolu hareketini başlattığı için boynunda sarayın “idam fermanını” taşıyan, bütün rütbelerinden istifa etmiş ve “Milletin bağrına dönmüş bir fert olarak” sadece Mustafa Kemal’di.

    Kutsal kavgamızın. “Kurtuluş Savaşı”nın hazırlığını tamamlamıştı. Ankara, bu hazırlığın doruk noktasıydı. Yaralı bir ulus, artık onun önderliğinde buradan şahlanacaktı.

    Samsun’da bir hurdalıktan alınan, her parçası bir başka yerde bulunmuş, üstü açık, köhne otomobili yaklaşınca heyecan son haddine varmıştı. Davullar çok daha coşkuyla vuruyor, cümle tezahurat birbirine karışıyordu.

    Gülümsüyordu Mustafa Kemal, henüz 38 yaşındaydı ama, yüzünde, nice savaş meydanının tandırında yoğrulmuş bir başka olgunluk vardı. Mavi gözleri çelik pırıltısıyla yanıyor, kalpağının iki kenarında, şakaklarında uçuşan başak rengi saçları, güzel yüzüne bir başka anlam veriyordu.

    Yokuş başında, seymenlerin önünde durdu. Otomobilden indi. Onlara doğru ağır ağır yürüdü.

    Hepsi bir anda esas duruşa geçtiler. Her soluk tek can olmuştu. Bütün gözler, onun gözlerinde düğümlüydü. Vakur ve sert bir sesle:

    • Merhaba efendiler! dedi.
    • Sağol Paşa Hazretleri...
    • Arkadaşlar! Buraya neden geldiniz?
    • Millet yolunda can vermeye geldik!
    • Fikrinizde sabit misiniz?
    • And olsun.

    ... Ve, işte o zaman Mustafa Kemal’in gözleri ilk kez yaşardı. Zincir kabul etmeyen bu ulus, onun peşinde, gerekirse ölüme bile, göz kırpmadan gidebilirdi.

    Metin SOYSAL




    2. yazı:

    1919 yılının Aralık ayı sonları... Ülke işgal altında... Diğer yandan, büyük bir direniş hareketi, stratejik adımlarla ilerlemekte. Mustafa Kemal (Atatürk) ve arkadaşları 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktıktan sonra Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile ortaya çıkan Türk milletini bağımsızlığına kavuşturma kararlarını uygulamak üzere yollarına devam ediyorlar. Üç otomobillik kafilenin istikameti ise Orta Anadolu’daki küçük bir bozkır kasabasından hallice olan, Ankara şehri.

    Bu ufak tefek, iddiasız ve yoksul kasaba irisi, aslında boyundan büyük kahramanlıklara alışıktır. Padişah yönetimini tanımadıklarını, Milli Mücadele için örgütlendiklerini İstanbul’a açık açık bildiren de Ankaralılardır; Damat Ferit ve işgalciler taraftarlığında ısrarcı olan Ankara Valisi Muhittin Paşa’yı görevden aldırıp Kuvay-ı Milliyeci Defterdar Yahya Galip Bey’i (Kargı) Vali Vekilliğine getirtecek, İstanbul Hükümetinin atadığı Ziya Paşa’yı ise reddedecek kadar radikal, isyankar ve gözüpek davrananlar da...

    Ankara’nın bu tavrında, Ankara’da bulunan 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa’nın da büyük etkisi ve bizzat müdahalesi vardır. Mustafa Kemal, öngörüleri doğrultusunda çoktan Ankara’yı Milli Mücadele’nin merkezi olarak belirlemiş, bu yönde kendisine büyük destek veren Ali Fuat Paşa ile birlikte, bu milli sırrı uzun süre saklayarak hareket etmişlerdir.