atatürk türk demokrasi anlayışına katkısı nedir

'Etüt Merkezi' forumunda Misafir tarafından 30 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. atatürk türk demokrasi anlayışına katkısı nedir
     



  2. Cevap: atatürk türk demokrasi anlayışına katkısı nedir

    Millî Mücadele hareketi boyunca millî iradeye dayanmayı şiar edinmiş olan Mustafa Kemal egemenlik için Meclisin kurulmasını gerekli görmekteydi. Bu sebeple Meclis-i Mebusan’ın açılmasını istemiş ve İstanbul hükümetiyle görüşmelerde bulunarak 20-22 Ekim 1919 tarihli Amasya Görüşmesi’nde Meclisin açılmasını ve bunun için de seçimlerin yapılmasını İstanbul hükümetine kabul ettirmiştir. Amasya Görüşmesi’nden sonra şimdi sıra alınan kararları uygulamaya gelmiştir. İlk önce Meclis-i Mebusan’ın açılması gerekmekteydi. Kamuoyu her şeyden önce Meclis'in toplanmasını istemiştir. Barış görüşmelerinde nasıl davranılacağı, yani Osmanlı topraklarının kaderini, hangi toprakların nereye ve kime ait olduğunun kararını, Türk halkının temsilcilerinin toplandığı meclisin hükümeti vermeli idi. Bu sebepledir ki hükümet, 7 Ekim’de bir emirname ile seçimlerin yapılacağını ilân etmiştir47. 9 Ekim 1919'da da Mebuslar Seçimine Mahsus Kararname’yi yayınlayarak bu kararnameyi telgrafla illere duyurmuş ve seçimlere başlanılmasını emretmiştir48.

    Seçim konusunda ilk harekete geçen fırkalardan biri Hürriyet ve İtilâf Fırkası olmuştur. Bu fırka bütün fırka ve cemiyetlerden, millî cereyana karşı alınacak durumu görüşmek üzere birer elçi istemiştir. Ne var ki çağrılanların bir bölümü, Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın bozulduğunu söyleyerek gelmemişler, bazıları da görüşmenin neticesine göre davranmayı uygun görmüşlerdir. Hürriyet ve İtilâf Fırkası için olumsuz sayılabilecek bu sonuca karşılık az çok ulusal çizgide olan örgütler Millî Kongre çatısı altında milletvekili adaylarını belirlemek için toplantılar yapmaya başlamışlardır49. Bu arada Heyet-i Temsiliye de seçimlerde faal bir rol oynamaya başlamıştır. Nitekim 11 Ekim’de Batı Anadolu’daki teşkilât ve milletvekili seçimleri konusunda Heyet-i Temsiliye’nin görüşleri Konya’daki Refet Beye bildirilecektir şeklinde bir karar alınmıştır. Yine seçilecek milletvekillerinin millî emel ve amaçların Meclis-i Mebusan’da sağlanmasına çalışacak kimselerden olması istenmiştir50. Heyet-i Temsiliye seçimlerde faal bir rol oynarken Hürriyet ve İtilâf Fırkasına da kesin bir tavır koymuştur. Nitekim 14 Ekim’de 5 imza ile alınan bir Heyet-i Temsiliye kararında, Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın, millî hareketi İttihatçı hareketi gibi göstermek istediğini, bu yüzden bu gibi haberlerin yalanlanmasını ve bu gibi hainlerin çalışmasına engel olunmasını istemiştir51. Ekim ayının sonuna doğru seçimle ilgili kararların havası biraz değişir gibi olmuştur. Örneğin 28 Ekim günlü karara göre, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti kararname ve beyannamesine muhalif olduğundan hiç kimsenin kendi adaylığını koyamayacağı, bu hatanın bir daha tekrar edilmemesi, halktan 300 imza ile bir kişinin aday olabileceği hatırlatılıyordu. Ertesi gün de Cemal Paşaya seçime karışmama esasına riayet edileceğinin teminatı verilmiştir. Fakat Hürriyet ve İtilaf Fırkası kısa bir zamanda bu konuda tümüyle olumsuz bir tutuma girmiştir. Seçim çalışmalarının serbest yapılmadığı ve kendilerine baskı uygulandığı şeklinde şikayetlere başlamıştır. Bu şikayetler İngilizlerce de benimsenmiş ve hükümete baskı yaparak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti’nin seçime müdahalelerini önlemek ümidiyle 3 Kasım 1919’da iki teftiş heyeti oluşturulmuştur52. Bu heyetleri haber alan Heyet-i Temsiliye, Sivas’tan 5 Kasım 1919’da Harbiye Nazırı Cemal Paşaya bir telgraf çekerek kendisine Heyet-i Temsiliye’nin bir üyesi olarak kabinede bulunduğu söylenmiş ve ardından Teftiş heyetleri oluşturulduğunu ve daha bu gibi heyetler oluşturulup gönderilmiş ise haber verilmesini istemiştir53.

    Gönderilen bu teftiş heyetlerinin görevi ülkenin genel durumunu tetkik ederek seçimlerin amacına uygun bir şekilde yapılmasını sağlamaktır. Damat Şerif Paşa ise Teftiş Heyetlerinin seçimlere kanunsuz müdahalelerde bulunup bulunulmadığını anlamak için Anadolu’ya gönderildiklerini söylemiştir54. Bu heyetlerden Hurşit Paşanın başkanlığındaki ilk heyet 15 Aralık’ta Balıkesir’e gelmiş, ve Kazım Özalp ile görüşmüştür. Bu görüşmesinde Anzavur ayaklanması aleyhinde ve Kuva-yı Millîye lehinde konuşmuş ve olumlu izlenimler bırakmıştır. Fevzi Paşanın başkanlığındaki ikinci heyet ise 26 Kasım’da Sivas’a gelmiş ve Kazım Karabekir ile görüşmüştür. Yaptığı görüşmede Mustafa Kemal’in Ali Fuat Cebesoy gibi muhteris olduğunu, yaverlerini milletvekili yaptırdığını ve amacının diktatörlük olduğunu söylemiştir. Ardından da Kazım Karabekir’den kuvvet aldıklarını ifade etmiştir, ancak bu ifadeleri bir netice vermemiş, seçimler Heyet-i Temsiliye’nin istediği doğrultuda gerçekleşmeye devam etmiştir. Seçimler bu şekilde devam ederken, Yunanlılar ve Fransızlar işgal bölgelerinde seçimleri yaptırmamak için, çeşitli protesto eylemleri ve siyasal girişimler de bulunmuşlarsa da bütün bunlara rağmen işgal bölgesi halkı milletvekilsiz kalmama isteğiyle seçimleri gerçekleştirmişlerdir55. Nihayet Kasım ayında Osmanlı intihab-ı mebusan kanununa göre iki dereceli seçim yapılarak seçilen milletvekilleri İstanbul'a gitmeye başlamışlardır. Bu seçimlerde çoğunlukla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti'nin desteklediği adaylar kazanmıştır56. Seçimlerle ilgili olarak 13 Ekim 1919’da Tasvir-i Efkâr gazetesi başyazarı Velit, Mustafa Kemal ile telgraf haberleşmesiyle görüşmüştür. Bu görüşmesinde Mustafa Kemal’in seçim hakkındaki düşüncelerini, Anadolu’da seçimlerin tamamıyla serbest yapılıp yapılamayacağını ve kendisinin milletvekilliğine aday olup olmayacağını sormuştur. Mustafa Kemal de sorulara sırasıyla cevap vererek seçimlerin serbest yapılacağını, ancak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti’ne taraftar olanların seçimlerden başarıyla çıkmalarını sağlamak için çalışacaklarını söyledikten sonra kendisinin milletvekilliği için adaylığını koymadığını, fakat milletin kendisini herhangi bir yerden milletvekili seçtiği tak-dirde bu görevi de iftiharla kabul edeceğini eklemiştir. Nitekim yapılan seçimlerde Mustafa Kemal Erzurum milletvekili olarak seçilmiştir57. Demek oluyor ki siyasal katılımın, bir diğer deyişle millî hâkimiyetin unsurlarından olan seçim başarıyla gerçekleşmiş ve milleti temsil eden meclis böylece açılarak çalışmalarına başlamıştır. Demokratik toplumlarda vazgeçilmez olarak niteleyebileceğimiz milletin temsilcisi sıfatını haiz olan milletvekillerinin bulunduğu meclis böylece Türkiye’de de çalışmalarına başlamış fakat almış olduğu kararlar insan hakları ve demokrasinin sözde savunucuları ve temsilcileri olan emperyalist ülkelerin çıkarlarına ters düşmüş, bu yüzden de 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ederek meclisi kapatmışlardır. Görmezlikten geldikleri ise millî hâkimiyet ilkesinin yani demokrasinin artık halkın içine işlemiş olmasıdır. İtilâf Devletleri’nin bu işgal hareketi demokrasi ruhunu yok etmemiş, kamçılamıştır. Bu yüzden de işgali müteakip 23 Nisan 1920’de TBMM kurularak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir olgu olarak varlığı ve bunun Büyük Güçlerce tanınması gerektiği tüm dünyaya duyurulmuştur.

    netten alıntı