atatürk sporcuya verdiği önemi anlatan anılar

'Soru Cevap' forumunda EyLüL tarafından 6 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. ATATÜRK VE FUTBOL

    Atatürk, yakın arkadaşı Kılıç Ali’nin evine, ani bir ziyaret için uğradığında, evde başka kimse bulunmadığı için, devrinin ünlü futbolcusu Gündüz KILIÇ tarafından ağırlanmıştı. Atatürk şerbetini yudumlarken “gel şöyle otur da seninle konuşalım biraz” dedi ve bana karşısındaki koltuğu gösterdi. Oturdum ama inanın, içimin yağları eridi. İşin asıl zor tarafının bundan sonra başlayacağını hissediyordum. Çünkü Atatürk’ün, özellikle gençlere, değişik zeka soruları sorarak, onları imtihan etmekten pek hoşlandığını biliyordum. Mahcup olma korkusu bütün benliğimi sarmıştı. Fakat çok şükür sorduğu soru, korktuğum türden olmadı.

    O sıralarda Milli Futbol takımımız, Halkevleri Takımı adı altında, Rusya’da 5-6 maç yapmıştı. Maçların çoğunda fena sonuçlar alınmıştı. Yaşımın pek genç olmasına rağmen ben de kadroya alınmıştım. Ülkesinde olup biten her şey ile ilgilenen Atatürk’ün, Rusya yenilgileri de gözünden kaçmamıştı. İlk sorusu “neden yenildiniz?” oldu. Kem küm ederek bir şeyler söylemeye çalıştım. Atatürk, pek üstelemeden ikinci sorusunu sordu; “Peki bu yenilgiler seni çok üzdü mü?” dedi. Son derece üzüldüğümü anlatmaya çalışırken bir el işaretiyle beni susturup kendi konuştu;

    “Dünyada yenilmeyen kimse, yenilmeyen ordu, yenilmeyen takım, yenilmeyen kumandan yoktur. Yenildikten sonra üzülmek de doğaldır. Ancak bu üzüntü insanın maneviyatını yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır. Yenilen, hemen toparlanmalı, kendini yeneni yenmek için olanca gücüyle ve azmiyle daha çok çalışmalıdır” dedi. Sonra futbolun nasıl oynandığını anlatmamı istedi. Hemen kağıt kalem aldım. Oyun sahasını çizerek, o zamanki değimiyle müdafileri (savunma oyuncuları), muavinleri (orta saha oyuncuları) ve muhacimleri (forvetleri) yerlerine yerleştirip, onların görevlerini ve ana kaideler (kurallar) ile hedeflerini anlattım. Atatürk;

    Yahu desene, bizim harp oyunları gibi bir şey sizin oyun da. Sizin işinizde de, strateji bilgisi ve kurmay kafası ister” diye önemser önemser başını salladı…
     



  2. ATATÜRK VE GÜREŞ

    İtalyan’ları yenen Milli Güreş takımımız, Florya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkünde büyük Atatürk tarafından davet ve kabul olunup, yemeğe alıkonulmuştu. Atatürk İtalyanlar karşısında, parlak bir sonuç almış olan güreşçilerimizi teker teker kutlamış, bu arada özel bir sevgi duyduğu, sevimli ağır sıklet şampiyonumuz Çoban Mehmet’e takılmaktan da kendini alamamıştı;

    Sen, herkesi kolayca yeniyorsun Mehmet” demiş, sonra ilave etmişti,

    Seninle güreş tutsak, beni yenebilir misin?”

    Koca Çoban, çocuksu bir mahcubiyet içinde, başını öne eğerek;

    Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?” demişti.

    Büyük Atatürk, Çoban Mehmet’in bu cevabı karşısında pek duygulanmış ve aslan yapılı ağır sıklet şampiyonumuzu alnından öpmüştür…

    Türk Milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz” sözü ile güreşi, Türker’in Milli Sporu olarak nitelendirmiştir.