Atatürk Siyasi Hayatı

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve HazaN tarafından 26 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. HazaN

    HazaN Admin Yönetici Admin

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    21.733

    Atatürkün siyasi hayatı
    Atatürk ve siyaset
    Atatürkün siyaset anlayışı


    Atatürk üstün zekası ve ileri görüşlülüğü ile dünyaya adını duyurmuş nadir devlet adamlarının başında gelir.
    İşte Atatürkün siyasetle tanışması, kaynaşması ve adından bahsettirmesi...

    [​IMG]

    Atatürk’ün siyasi etkinlikleri daha Harp okulu ve Harp akademisinde öğrencilik yıllarında başladı. Osmanlı Devleti’nin geçirdiği bunalıma çare bulma isteğiyle toplantılar düzenledi. Bu kendi vatanı ve milletine olan sevgisinden kaynaklanıyordu.
    Komutanlık yıllarında Şam’da görevliyken Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurdu, Selanik’te görevlendirilmesinden sonra İttihat ve Terrakki Cemiyetinin etkinliklerine katıldı. Amacı ülkeye hürriyetçi ve halkın mecliste temsil edildiği bir yönetimi getirmekti.
    Atatürk kurtuluş savaşı döneminde yöneticilik yönüyle ön plana çıktı. Bağımsızlığın kazanılması için halkın desteğini kazanmaya önem verdi. Atatürk’e göre bağımsızlık için mücadele tüm ulusun desteğine ve etkin bir biçimde harekete katılmasına dayanmalıydı. 19 yy.da bazı Asya ve Afrika devletlerinin bağımsızlık hareketlerine, nüfusun ancak belirli bir bölümü katılmış ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır
    Atatürk’e göre ulusal bağımsızlık mücadelesi, tüm dünyaya açık bir biçimde ve halkın etkin desteğiyle yürütülmeliydi. Bu yüzden Atatürk halktan kopuk gizli örgütler içinde çalışmamış ve işgalci güçlere karşı düzensiz çete savaşlarına ve savaşçılarına güvenmemiştir.
    Tamamen bir örgüt adamı olan Atatürk tüm misyonu boyunca meşrutiyet ilkesi ve hukuka bağlı kaldı. Mücadele için çok geniş ve etkin bir örgütlenmeye girişti. Dönemin öteki devlet kurucuları kendilerini destekleyen çok az örgüte sahip oldukları için, kurdukları devletler, bağımsızlık sonrası karışıklıklar içine girmiştir. Atatürk ise İzmir’in işgalinden sonra hemen Samsun’a geçerek dağınık direniş hareketlerini, yurtsever ordu komutanlarını tek komuta altında birleştirdi.
    Atatürk’e göre uzun sürede yıkılmayacak sağlam ve gerçek cephe, halkın birliğinin oluşturduğu iç cepheydi. Bu yüzden önce Ankara’nın denetimini kabul etmeyen direnme hareketlerini aştı. Güçlü bir örgütlenme ile ülkenin iç bütünlüğünü sağladı.
    Atatürk tüm mücadelesi boyunca hukuka bağlılığını bırakmadı. Osmanlı hükümeti resmen çalışamaz hale gelinceye kadar T.B.M.M.’deki çalışmalarında Osmanlı Hükümetini tamamen reddetmedi.
    Atatürk’ün mücadelesinin özü, ulusal ve savunulabilir sınırlar içinde modern bir Türk devletinin kurulmasıydı. Kurtuluş savaşı sonrası mutlak gereklilik dışındaki konularda ödün vermekten çekinmemişti. Askeri harekatı olabilecek en erken zamanda bitirip daha önemli olan kurulacak devleti örgütleme ve reformlarla çağdaş uygarlık düzeyine yükseltme çalışmalarına başladı.
    Atatürk üstün bir komutan olduğu kadar iyi bir diplomattı.
    Dış politikada duygusal ve serüvenci değildi. Ülkenin çıkarlarına en uygun düşen politikayı izlemişti. Ülkenin dış sorunlarını barışsal yöntemlerle çözmeyi amaçlamıştı. Ona göre savaş kaçınılmaz ve yaşamsal olmalıydı. Milletin hayatı söz konusu olmadıkça savaş suçtu. Bu siyasetini Yurtta barış, Dünyada barış sözüyle belirtmişti. İsmet İnönü’nün de dediği gibi askeri harekatla kazanabileceklerinden daha fazla bölge, insan ve madde kaybı olmaksızın diplomasi yoluyla kazanılmıştı.
    Atatürk çağdaş uygarlığa bağlıydı. O’na göre Osmanlı’nın yıkılmasında temel nedenlerden biri de Avrupa ile bağlarının kesilmesi idi. Bu yanlışın tekrar yapılmamasını söylemişti. O’nun kesin inancına göre, uluslar bağımsızlıkları için mücadelede başarılı bile olsalar, gelişme ve modernleşme yolunu gericiliğin ve karanlığın engellerinden temizleyemedikleri takdirde, çağdaş düşünce ve dünya ile uyumlu bir şekilde yaşayamazlar ve eninde sonunda daha gelişmiş devletlerin kuklası olurlardı