Atatürk Sanat ve Edebiyat

'Mustafa Kemal Atatürk' forumunda HazaN tarafından 25 Aralık 2009 tarihinde açılan konu


  1. Sanatın en basit ve çok kullanılan tanımı ‘hoşa giden biçimler yaratmak gayreti’dir. Bu biçimler bizim güzellik duygumuzu okşar ve güzellik duygumuzu okşayan da duyularımız arsındaki biçim bağlantılarının birliği ve ahengidir. Güzellik duygusu hoşa giden bağlantılar duygusudur. Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: “İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı” . Bu, yüzlerce tariften yalnızca bir tanesidir.

    Sanatçı ise, hisseden ve hissettiklerini alanının malzemesiyle ifade eden kişidir. Bu size kolay gelebilir. Değildir aslında. Bir çok kişi hissettiğini düşünür, hissettiğine inanır ya da öyle bilir, ancak bu, düşünmek, inanmak ve bilmektir; hissetmek değil. Her insan düşünmeyi, inanmayı ya da bilmeyi öğrenebilir, ancak hiçbir insana hissetmek öğretilemez. Niçin mi? Çünkü hissettiğiniz an, hiç kimse değil, kendiniz olursunuz. Kendi olmak, biraz de sanatçı ruha sahip olmaktır. Sanatçı olmak; çalışma, duyma ve kendi olmayı gerektirir. Sanatın amacı duyu, algı ve heyecanlarımızı başkalarına ulaştırmaktır. Güzellik ise bazı biçimlerin bize verdiği duyuştur. Sanatçının biçimi yaratırken başvurduğu düzen veya dizginlenme de kendi başına bir ifade tarzıdır. Ölçü denge, ritim ve armoni gibi terimlere ayrılabilen biçim aslında sezgiye dayanır.
    [​IMG]
    Güzel sanatlar ise, insanın duygu, düşünce ve hayallerini, başkalarında heyecan ve hayranlık uyandıracak şekilde, değişik malzemeyle ifade etme arzusundan doğar. Duygu, düşünce, hayal ve olayların, insanda coşku ve heyecan uyandıracak şekilde, güzel ve etkili olarak sözle veya yazıyla ifade etme sanatı olan edebiyat, Atatürk’e göre şu şekilde tanımlanmıştır: “Söz ve anlamı, yani dimağında yer eden, her türlü bilgileri, insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları, çok ilgili kılacak görünüşte söylemek ve yazmak sanatı. Bunun içindir ki, edebiyat; ister nesir hâlinde olsun, ister nazım biçiminde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, özellikle musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.” Atatürk, bizim sanatçı ya da şair millet olduğumuzu bildiğinden, -kendisi de birkaç şiir yazmış; ayrıca nutuk türünün en güzel örneklerinden biri kabul edilen Nutuk adlı eserini edebiyatımıza kazandırmıştır.-

    Türkiye’nin yeniden yapılanma döneminde, milli kültürü yansıtan bir sanat anlayışının oluşması adına önemli adımlar atmıştır. Atatürk, sanatın Türk milleti için önemini şu veciz sözleri ile ifade etmiştir:

    “Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır.”
    [​IMG]
    Mustafa Kemal Atatürk, Türk halkının güzel sanatların önemli kollarından resim, mimari ve heykeltraşlıkta da ilerlemesi için birtakım faaliyetler yürütmüştür. Cumhuriyet döneminde tüm Türk ressamlarının, cumhuriyet ve inkılapları resmetmelerini sağlayarak, milli birliğin sanat alanına yansımasını hedeflemiştir.

    Türkiye’nin modern bir mimarisinin olması için de, Almanya’dan şehir planlamacıları ve mimarlar getirtmiştir. Bu uzmanların yön¬lendirmeleri sonucu mimari alanda yeni bir yol çizilmesini ve yeni bir mimarlık anlayışının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tüm Türkiye’de heykel ve anıt dikilmesine başlanması da, onun getirdiği yeniliklerden biridir. Büyük Önder’in bu çalışmaları sonucu, Türkiye’de resim ve heykel sanatları önemli ölçüde gelişme kaydetmiştir. İlk Türk operasının hazırlanması için ünlü müzisyen Adnan Saygun’u görevlendiren Atatürk, Cemal Reşit Rey’e de ilk konservatuarı kurdurmuştur.

    Atatürk bir konuşmasında şöyle demiştir: “Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.” Atatürk Osmanlı’dan kalma Sanayi-i Nefise’yi imar ettirerek Güzel Sanatlar haline getirmiştir.

    Atatürk’ün sanatçıya verdiği değeri gösteren bir hatıra şöyledir: Daha devlet tiyatrosu kurulmamışken, İstanbul’daki şehir tiyatrosu sanatçıları Ankara’ya gelerek o zamanki Türk ocağında temsiller verir. Atatürk de bu temsillerin birinde bulunur ve sanatçıları Çankaya’ya davet ederek ağırlar. Hepsine ayrı ayrı iltifat eder. Ayrılma vakti gelince, Reşit Galip sanatçılara, Atatürk’ün elini öperek veda etmelerimi söylediğinde, Atatürk’ün cevabı şu olur:

    “Hayır, sanatkar el öpmez, sanatkarın eli öpülür.”

    İsmail KARAKURT
    Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni