Atatürk gelince gitmekten vazgeçmiş

'Güncel Bilgiler' forumunda şeker2 tarafından 30 Aralık 2008 tarihinde açılan konu


  1. Atatürk gelince gitmekten vazgeçmiş


    Sahnelenen her oyununu izlemeye giden Nazım Hikmet, bir gün oyununu Atatürk'ün izleyeceğini öğrenince oyuna gitmekten vazgeçmiş... İşte nedeni

    Sahnelenen her oyununu izlemeye giden Nazım Hikmet, bir gün oyununu Atatürk'ün izleyeceğini öğrenince "neye kızıp kızmayacağı kestirilemez" diyerek oyuna gitmekten vazgeçmiş.



    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yurtdışına gönderilen Muhsin Ertuğrul, nişanlısı olan Türkiye'nin ilk Müslüman kadın oyuncusu Emine Bedia'yı (Bedia Muvahhit) dostu Ahmet Muvahhit'e emanet etmiş.

    Ancak Emine Bedia'ya âşık olan Ahmet Bey onunla evlenmiş. Türk edebiyatının en ünlü kadın yazarlarından Halide Nusret Zorlutuna, âşık olduğu Enver Siren Bey'le, annesinin tehdidi yüzünden evlenememiş.

    Bütün bunlar dedikodu ya da söylenti değil. O günlerin bizzat şahidi olan bir yazarın anılarından... Yaşamak, Onuncu Sigara, 99. Kat Şiirleri gibi kitapların yazarı İsmet Kür, "Yarısı Roman"dan sonra çıkan 'Yıllara mı Çarptı Hızımız' (Everest Yayınları) adlı kitabında hatıralarını anlatmaya devam ediyor.

    Kür'ün hatıraları, 20. yüzyılın başlarındaki İstanbul hayatı ve o günlere dair gözlemlerle başlıyor. Ablası Halide Nusret Zorlutuna, ablasının arkadaşı olan yazar ve ressamlarla erken yaşlardaki tanışıklığı, ardından Bursa'daki öğretmenlik günleri... Şu an 92 yaşında olan yazar, hatıralarıyla okuru uzun bir ömrün dolu dolu geçen yıllarına götürüyor. Aynı zamanda geçmişte yaşanmış pek çok olayın yarı karanlık yanlarını da aydınlatıyor. İşte Kür'ün anılarından bazı satırbaşları:

    Bedia Muvahhit'in evliliği

    "Bedia ile Muhsin Bey nişanlıdırlar. O sıra, Muhsin Bey'i yurtdışına gönderir, herhalde Milli Eğitim Bakanlığı... O da, giderken göz kulak olması için yakın dostu Ahmet Muvahhit'e emanet eder nişanlısını... Ancak günler geçtikçe, bu yakın dost bakar ki, Bedia gibi güzel, cıvıl cıvıl genç kıza, uzaktan göz kulak olmanın mümkünü yok; n'apsın, evlenirler. Bu benim iyi niyetli tahminim tabii. "

    Nazım Hikmet oyuna gitmemiş

    "Nazım, her gece oyununu görmeye gider, kimi zaman oyunu sonuna kadar izler, kimi zaman yarısında falan ayrılırmış. Bir akşam tiyatroya geldiğinde, o akşam Mustafa Kemal'in geleceğini öğrenince "Bana müsaade arkadaşlar!" demiş, "Dahilerin sağı solu belli olmaz. Hele neye kızıp kızmayacakları hiç kestirilemez."

    Halide Nusret'in engellenen evliliği

    "O yıllarda (1921-1922) ablamın ünü iyice sarmıştı Türkiye'yi. Evet, o sıralar Halide Nusret, gencecikti, iyice güzeldi, çalışıyordu. Çevresinde, şiirlerine yazılarına ve güzelliğine hayran bir yığın insan vardı. Ve... Halide Nusret bu hayranlarından birine âşıktı. Hem öyle böyle değil. Birbirine zilzurna âşık bir çift. Ve tabii mutlu. Ama durum resmiyete bininceye, Enver Bey'in ailesi bize gelip annemden isteyinceye kadar. Enver Siren hatırımda kaldığına göre öyle ahım şahım yakışıklı bir adam değildi, ama çok kültürlü, birkaç dil bilen 'aklı başında delilerden' biriydi. Hepsi iyi hoş da valideye gelince... Onun annemin bu evlenmeye karşı koymak için 'bahane' olarak sarılabildiği bir kusur vardı: 'Dönme bir vatandaştı'. Yani iyi anımsamıyorum, Ermeni asıllıydı ya da Rum. Annem nihayet bir gün ablama son sözünü söylemiş: "Ya bu nişanı bozar, bu adamla evlenmekten vazgeçersin, ya da ben İsmet'i de alıp kayıplara karışırım, ölümü bile bulamazsın!" demişti."

    İsmail Hakkı Baltacıoğlu itirafı

    "İsmail Hakkı Baltacıoğlu, sık rastlanmayan yakışıklılardan ve hep öyle kaldı. Ben beş yaşındayken de farkındaydım bu ayrıcalığının; on beş yaşındayken törende gördüğümde, zilzurna âşık olacak kadar farkına vardım. Ve elli yaşındayken başlayan dostluk yıllarımızda, eğer bir başkasına iyice sevdalı olmasaydım, hiç kuşkusuz on beş yaşındaki gibi tutulurdum, yetmiş sekiz yaşındaki bu delikanlıya."

    İstanbul hanımefendisi kalmadı

    "Bana göre İstanbul hanımefendileri annemin kuşağıyla birlikte tükenmiştir. Benim kuşağımla tükenmekte olan, onların geride bıraktıkları esintilerdir belki. Çünkü insanlarda o bambaşka havanın oluşmasındaki en önemli etkenlerden biri, belki de en etkin olanı çevredir. Büyüdüğünüz evdeki, dost evlerdeki düzen ve düzeydir. Hatta öğretmenlerden yansıyan havadır."