Asabiyet Nedir?

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Blue tarafından 23 Ocak 2010 tarihinde açılan konu


  1. Asabiyet
    Asabiyet Nedir?

    Asabiyet, arapça kökenli bir kelime olup “A-sebe” kökünden türemiştir. “Asebe”, bir kimse*nin baba tarafından akrabalarının oluşturdu*ğu topluluğa verilen isimdir. asabiyet ise, söz*lükte, baba tarafından olan akrabalara aşırı düşkünlük, onların kayırılması doğrultusunda aşırı çaba göstermektir. Terim olarak, bir kim*senin baba tarafından olan akrabasını, yahut yaygın şekliyle kendi kabilesine mensup biri*ni, hakh-haksız bütün meselelerde başkaları*na karşı korumayı, ona destek olm ayı sağla*yan kabilevi his ve gayretlerini ifade eder.
    Bu son anlamda asabiyet, ilk defa Hz.Pey-gamber tarafından tarif edilmiştir. Kelime ola*rak başlangıçta, sadece arap kabilelerinin mensuplarını haklı-haksız her meselede başka*larına karşı himaye gayreti ve duygusu olarak anlaşılmakla birlikte, zaman içinde bir kimse*nin, bir topluluğun taraftan, savunucu su ol*mak şeklinde daha geniş bir muhtev Aya kavuş*muştur. Onun için, eskiden yer yer kavmiyetçi*lik, günümüzde de milliyetçilikle eşanlamlı olarak düşünülmüştür.

    tarihi açıdan bakıldığında, cahiliye dönemi araplarmda asabiyet duygusunun çok şiddetli olduğu görülür. Çölde yaşama şartlarının ol*dukça ağır olduğu, insan ilişkileri bakımından belirli bir düzenin bulunmadığı bir ortamda, insanların tek güvencesi, başkalarının, kendi*lerinden çekindiği akrabaları olabilirdi. Özel*likle yağmanın, soygunun, durup dururken zu*hur eden çatışmaların ve bunların uzantısı olan kan davalarının alabildiğine çoğaldığı dü*şünülürse, bunun önemi daha iyi anlaşılır. Böyle bir ortamda, insanlar için tabu bir bağ olan “akrabalık” bağına sığınmak, baba soyun*dan gelen akrabalar arasında oluşturulan bir tür örgütlenmeyle ve böyle bir örgütlenmenin verdiği güçle kendini diğer kimselere kabul et*tirip güven içinde yaşamak; ayrıca aynı güce dayanarak kavga, döğüşve benzeri yollarla ba*zı ihtiyaçları daha kestirme usullerle sağla*mak, dış saldırılara karşı aynı yolla daha iyi bir savunma yapmak kaçınılmazdı. Bu durum, is*ter istemez Araplarda Akraba ilişkilerinin ve

    kendisinin de bir üyesi olduğu akraba toplulu*ğunun Önemini fazlasiyle artırmış, aralarında asebe bağı olanların koyu bir asabiyet içine girmelerine yol açmıştır. Böylelikle her fert, haklı-haksız, zalim-mazlum aynını yapmaksı*zın bir söz üzerine asabesinin yanıbaşında vu*ruşm aya hazır bir halet-i ruhiye içinde olmuş, Cendeb b. Anbar’ın “zalim de olsa, mazlum da olsa, kardeşine yardım et,” anlamındaki şii*rinde olduğu gibi pek çok Araplardan aşiri tarafın*dan asabiyet duygusunu yaşatmaya teşvik edil*miştir.

    Kelime olarak Kur’an’da yer almayan asabi*yet, Hz.Peygamber’in bazı hadislerinde geçer. Onlardan birinde, “bir kimsenin kavmine zu*lümde yardım etmesi” şeklinde tarif edilmiş*tir. Ancak insanları böyle bir yardımlaşmaya götüren asabiyet, “ halkı bir asabiyet için top*lanmaya çağıran, bir asabiyet için savaşan ve asabiyet uğrunda ölen bizden değildir” hadisiy-1c yasaklanmıştır. Ancak bazı hadislere daya*narak asabiyetin islam’da bütünüyle yasaklan*madığını söylemek mümkündür. Zira, insanın kendi akrabalarını, kavmini ve milletini sev*mesi tarzındaki asabiyet, tabiîdir. Lakın bu duygu, insanları başkalarına zulmetmeye sev-ketmemeli, kendi akrabasının, kabilesinin ve*ya milletinin normal olmayan davranışlarını tabiî görmek gibi körükörüne bir asabiyete dö*nüşmemelidir.

    Asabiyetin sosyal hadiselerle ilişkisini ilk de*fa ele alan sosyal bilimci ibn Haldun (1332-i406)’ dur. Mukaddime ’sinin ikinci bölü*münde ibn haldim, asabiyet duygusunun ge*nellikle nesebi saf veya çok az karışık bedevi*ler arasında yaşatıldiğından, şehirlerde, neseb-ler karıştığından ve bu nedenle asabiyet bilin*cinin şehirlerde azaldığından, hatta yok oldu*ğundan bahseder. Ona göre, kuvvetli bir asabi*yete sahip olmaları nedeniyle bedeviler, refah ve lüks içinde yaşayan şehirlilere göre daha gö-züpek ve savaşçıdırlar. Bir bedevi kabilesinin içinde çeşitli aileler vardır. Bunlar arasında en kuvvetli asabiyete sahip aileden biri, diğerleri*ne hakim olur. Zevk ve sefaya dalmadıkça, ha*kimiyetini daha da genişleterek büyük devlet*ler kurabilir. Nitekim Araplar, Türkler gibi

    bir çok millet bu şekilde devlet kurmuşlardır.

    Ibıı Haldun’a göre, dinî davet, içinde bulun*duğu toplumun asabiyetine dayanmadan ta-mamla namaz, yaşama şansı bulamaz. Peygam*berlerin başarıya ulaşmalarında bile asabiye*tin büyük rolü vardır. Zira, klasik ve kapalı ce*maat halindeki toplumlarda sosyal değişmele*re karşı doğal bir muhalefet ve direniş olaca*ğından, peygamber bunu kıracak kadar güçlü asabiyet sahibi bir kabileden değilse, şüphesiz zor durumda kalacak ve oldukça güçlük çeke*cektir. Nitekim Hz.Muhammed bir hadisinde, “Allah bir peygamberi ancak kavminin metin ve bahadır taifesinden gönderir” (Müsned, 11/533) buyurmuştur. Bu nedenle peygamber*ler en şerefli kabilelerin metin ve bahadır kişi*leri arasından çıkmıştır.

    Asabiyetin amacının mülk ( hakimiyet, ikti*dar) olduğunu söyleyen ibn Haldun, asabiyeti kötüleyen hadisleri şu şekilde telif eder: Resıı-lullah’a göre, dünya ve dünya işleri ahiret için bir binek ve araçtır. Araçtan mahrum olan amaca ulaşmaktan da mahrum olur. Resulul-lalı, insanın bir işi lerketmesini isterse, bu, o işin tamamen ihmal edilmesi veya kökünden sökülüp atılması, işin kaynağını teşkil eden po*tansiyel gücün büsbütün atıl hale getirilmesi demek değildir. Asıl maksat, o işi ve potansi*yel güçleri Doğru ve hak olan hedeflere yönelt*mektir. Bu cümleden olarak Peygamberimiz gadabın (hiddetin) tamamen insan tabiatın*dan kalkmasını istememiştir.

    Zira, insanın ta*biatında “gadap” kuvveti büsbütün kaybola*cak olursa, insan cihat yapamaz, dolayısıyle “Hakk’a yardımcı olma” özelliği kaybolur. Çünkü cihad, gadap kuvvetini n varlığına bağlı*dır. Allah’ın Rasulü sadece gadab’ın kötü maksatlar için kullanılmasını yasaklamış, Al*lah için olan gadabı teşvik etmiştir. Hadisler*de asabiyetin kötülenmesi de böyledir. “Akra-balanıuzm ve evlatlannızın size bir faydası ol*maz” (Mümtchine, 3) ayetinden maksat, asa-biyelin, cahîliye döneminde olduğu gibi, batil ve batılla ilgili davranışlar hakkında olması, bir kimsenin diğerine karşı kabilesiyle övün*mesi ve asılsız yere hak iddia etmesidir. Bun*lar savunulamaz. Ancak asabiyet, bir maslaha-

    ta binaen ve Allah’ın emrini yerine getirmede olursa, arzu edilen bir şeydir. ibn Haldun’a gö*re, Islam, asabiyetin zararından çok faydasını görmüştür. Yukarıda yapılan açıklamalarını olduğu kadar bu fikrim de tarihi delillerle des*tekler. Fakat burada üzerinde durulması gere*ken esas nokta şu olmalıdır: Egemenlik ve bu*nun sağlayacağı yararlar için asabiyetin gerek*liliğini vurgulayan ibn Haldun yalnızca göz*lemlediği Toplumsal olayları yorumlamakta ve asabiyetin (şehirlerde de olsa) her vesileyle nesep ve soy bağı ile ilişki içinde olduğunu vur*gulamaktadır.