Arif Nihat Asya Seçme Şiirler

'En Güzel Şiirler' forumunda Masal tarafından 27 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Arif Nihat Asya'dan Seçme Şiirler


    Arif Nihat Asya Şiirleri


    Kubbeler

    Dün başlar seferber, eller seferber;
    Kurşun eritildi, mermer çekildi.
    Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
    Akçayla olacak işler değildi.

    Böyle bir gemide yendi suyu NUH.
    Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.

    Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
    Abide haline koydu sevinci
    Gergefle işleyip bir inci sultan
    Ki çiçek verirdi saksıya koysan,

    Bulabildinse ey yolcu yerini
    Hepsinin alnında altından bir ay.
    Seyret İstanbulun camilerini
    Minare minare, kubbe kubbe say!

    Açılır masmavi burda gökyüzü,
    Gümüşten sütunlar üstünde durur...
    Kimin gölgesi dinlenir yerde,
    Kiminin beyazı sulara vurur.

    Allaha giden yol buralardadır,
    Kapılar açılır şerefelerden,
    Burdan uğurlanır mubarek aylar,
    Bayram burda başlar arifelerden.

    Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
    Sultanı, çerisi, piri, veziri,
    Nesilden nesile götürsün diye
    Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ.

    Nice başbuğların açtığı yerde:
    Biri yardan geçmiş,öteki serden,
    Yolcular gidiyor yarına doğru,
    Kafile kafile bu köprülerden.

    Kuşun uçuş, gülün açış saati,
    Tanrının fermanı yüce kubbede
    Duyulur uyanık Fatihin 'Uyan!'
    Dediği uzaktan Sultan Ahmede.

    Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
    Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar.
    Ki aydınlığıyla, asırlar boyu
    Yolunu bulurdu yolda kalanlar.

    Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
    O kıvrak şekli ki serhadde yaydı;
    Atlas bayrakların dalgalarında
    Rüzgarla öpüşen ince bir aydı.

    Kimi yıkanırdı şadırvanlarda
    Tekbire HU HU katıyor kimi;
    Beyazıt önünden güvercinlerin
    İncidir yemi...

    Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
    Tuna boylarından müjde geldi mi?

    Uzaklarda kırık minarelerden
    Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
    Bir gün açılacak o büyük kapı
    Ve kanatlar yere inmeyecekler.

    Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
    Açtıkça fetihler tarihi Türkün
    Kubbeler erecek bir gün murada
    Ve minareler dal verecek bir gün.

    Geçerken altından bu loş kemerin
    Menekşe menekşe gül güldür içi..
    Kapanmaz kapısı Allah evinin
    Ki beş vakit gürül gürüldür içi.

    Çinliler çinliler taze çinliler:
    Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
    Ey sanat ' Kuruyan dallarımıza
    Bir yeşil yaprak ver ' demeye geldik.

    Biri hattın; biri mermerin, tuncun,
    Kurşunun sırrını aramış bulmuş;
    Yesari elinde 'Lafza-i Celal'
    Sinan'da kubbeyle minare olmuş.

    İşte bir kubbe ki söyler saati...
    Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
    Mavidir çinisi, yenidir adı;
    Mermerini sisler karartamadı.

    Şahzade, Laleli, Haseki Sultan...
    Hepsinin üstünde Süleymaniye...
    Süleymaniyeden, Ayasofyadan
    Yollar iner dal dal Yenicamiye.

    Yelken yelken, seren seren geiler;
    Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler,
    Bu Horasan, mermer kurşun dağları
    Omuzunda taşıdığı çağları.

    Taşıyacak daha çağlar boyunca
    Ve yer çekmeyecek, yere koyunca.
    Yolları arkada bırakan hızla;
    Kanatlarımızla, atlarımızla
    Aşarken toprağı, taşı, denizi
    Bu kurşun memeler emzirdi bizi.

    Böyle bir gemide, yendi suyu NUH...
    Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH...

    Arif Nihat Asya



    İnanmak

    Bardaktan seni içmek
    Seni teneffüs etmek havada...
    Dolaşmak, dolaşmak sana dönmek
    Seni bulmak yuvada...

    Yolumuzda aylar, yıllar
    Basamak basamak...
    Basamakların çıkamadığı yere
    Kanatlarınla çıkmak...

    Boşaltmak takvimden günleri
    Günlerin üstünden yollara bakmak
    Rüzgarla esmek, sularla akmak...

    Baharı yollamak yollara
    Alıkoymak bir nisanın tadını...
    Dışarda herkes gibi seslenmek sana
    Ve koynunda söylemek asıl adını...

    İnanmak, inanmak, inanmak
    Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak...

    Arif Nihat Asya



    Tanrıya Sesleniş

    Elsizlere el, dilsizlere dil ver yeniden,
    Lutfet, bize bin şanlı nesil ver yeniden,
    Dünyayı alıp avcuna bir gün Tanrım,
    Avcunda bu dünyaya şekil ver yeniden

    Arif Nihat Asya



    Çocuk ve Ağaç

    Çocuk, çok sevdi ağacı...
    Verirdi ona, her kış
    Çiçekleri olaydı!

    Ağaç, çok sevdi çoçuğu...
    Öperdi altın saçlarından
    Dudakları olaydı!

    Ve ona öptürmek için,
    Eğilirdi yerlere kadar;
    Yanakları olaydı!

    Dökerdi önüne hepsini
    Gümüşten, altından, sedeften
    Oyuncakları olaydı!

    Ve çoçuk gittikten sonra,
    Böyle kalır mıydı ağaç?
    Ne olurdu onunda
    Bacakları olaydı,
    Ayakları olaydı!

    Arif Nihat Asya



    Anne

    İlk kundağın
    Ben oldum, yavrum;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.

    Acı nedir
    Tatlı nedir... bilmezdin
    Dilin damağın
    Ben oldum.
    Elinin ermediği
    Dilinin dönmediği
    Çağlarda, yavrum
    Kolun kanadın
    Ben oldum
    Dilin dudağın
    Ben oldum.

    Belki kıskanırlar diye
    Gördüklerini
    Sakladım gözlerden
    Gülücüklerini...
    Tülün duvağın
    Ben oldum!

    Artık isterlerse adımı
    Söylemesinler bana
    `Onun Annesi` diyorlar...
    Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

    Bir dediğini iki
    Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
    Ve seni öyle sevdim sana
    O kadar ısındım ki
    Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
    Gün oldu kırdın...
    İncinmedim;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.. Yavrum
    Son oyuncağın
    Ben oldum...

    Layık değildim
    Layık gördüler
    Annen oldum yavrum
    Annen oldum!

    Arif Nihat Asya



    Bir Bayrak Rüzğar Bekliyor!

    Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var bekliyor.
    Ve bir göğüs, nefes almak için;
    Rüzğar bekliyor.
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?
    Destanını yapmış,kasideye kanmış.
    Bir el ki;ahretten uzanmış,
    Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
    Öpelim temizse dudaklarımız,
    Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
    Rüzğarını kesmesin gövdeler
    Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.
    Geri gitsin alkışlar geri,
    Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
    Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,
    Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,
    Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
    Şimdi sen söyle söz senin.
    Şehitler tepesi boş değil,
    Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;
    Rüzğar bekliyor!
    Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin;
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?...

    Arif Nihat Asya