Arif Nihat Asya Hayatı Ve Şiirleri

'Hakkında bilgi' forumunda EyLüL tarafından 17 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Arif Nihat Asya Hayatı




    Arif Nihat Asya Hayatı Ve Şiirleri

    7 Şubat 1904'te Çatalca'da doğdu. istanbul'da Yüksek Öğretmen Okulu'nu bitirdi. Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kıbrıs liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. 5 Ocak 1975'te Ankara'da öldü.Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar.Çok renkli ve değişik biçimli şiirler yazmış olan Asya, son şiirlerinde biraz da mistisizme yönelmiştir. Şiirinde daima bir yenileşme çabası içinde olan şair, etkilerden uzak kalarak kendine özgü bol renkli şiir dünyasını yaratmıştır.Tarihimizin muhteşem ve şanlı sayfalarını şiirleştirdiği de görülür. Rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şahsiyetlerinden kabul edilir. Bayrak ve vatan, onun mısralarında en usta anlatıcısını bulmuştur.

    Arif Nihat Asya'nın Eserleri şöyle Şiir kitapları
    Heykeltıraş (1924) , Yastığımın Rüyası (1930) , Ayetler (1936) , Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946) , Kubbe-i Hadra (1956) , Kökler ve Dallar (1964) , Emzikler (1964) , Dualar ve Aminler (1967) , Aynalarda Kalan (1969) , Rubaiyyat-ı Arif (1956) , Kıbrıs Rubaileri (1964) , Nisan (1964) , Kova Burcu (1967) , Avrupa'dan Rubailer (1971)

    [​IMG]

    Arif Nihat Asya Şiirleri

    Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor

    Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var bekliyor.
    Ve bir göğüs, nefes almak için;
    Rüzğar bekliyor.
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?
    Destanını yapmış,kasideye kanmış.
    Bir el ki; ahretten uzanmış,
    Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
    Öpelim temizse dudaklarımız,
    Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
    Rüzğarını kesmesin gövdeler
    Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.
    Geri gitsin alkışlar geri,
    Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
    Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,
    Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,
    Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
    Şimdi sen söyle söz senin.
    Şehitler tepesi boş değil,
    Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;
    Rüzğar bekliyor!
    Destanı öksüz,sükutu derin meçhul askerin;
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye? ...

    Marş

    Gök mavi, başak sarışın...
    Tadı ne güzel barışın.
    Karları ılık olacak
    Yarın yuvalarda kışın.

    On altı yaş kucağına
    Koşabilir yirmi yaşın
    Kanatları üzerinde
    Aşkın, dileğin, alkışın.

    Gök mavi, başak sarışın...
    Tadı ne güzel barışın!
    Fakat senin on savaşa
    Değer, ey yurt, bir karışın!

    Kubbeler

    Dün başlar seferber, eller seferber;
    Kurşun eritildi, mermer çekildi.
    Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
    Akçayla olacak işler değildi.

    Böyle bir gemide yendi suyu NUH.
    Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH.

    Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
    Abide haline koydu sevinci
    Gergefle işleyip bir inci sultan
    Ki çiçek verirdi saksıya koysan,

    Bulabildinse ey yolcu yerini
    Hepsinin alnında altından bir ay.
    Seyret İstanbulun camilerini
    Minare minare, kubbe kubbe say!

    Açılır masmavi burda gökyüzü,
    Gümüşten sütunlar üstünde durur...
    Kiminin gölgesi dinlenir yerde,
    Kiminin beyazı sulara vurur.

    Allaha giden yol buralardadır,
    Kapılar açılır şerefelerden,
    Burdan uğurlanır mubarek aylar,
    Bayram burda başlar arifelerden.

    Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
    Sultanı, çerisi, piri, veziri,
    Nesilden nesile götürsün diye
    Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ.

    Nice başbuğların açtığı yerde:
    Biri yardan geçmiş,öteki serden,
    Yolcular gidiyor yarına doğru,
    Kafile kafile bu köprülerden.

    Kuşun uçuş, gülün açış saati,
    Tanrının fermanı yüce kubbede
    Duyulur uyanık Fatihin 'Uyan! '
    Dediği uzaktan Sultan Ahmede.

    Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
    Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar.
    Ki aydınlığıyla, asırlar boyu
    Yolunu bulurdu yolda kalanlar.

    Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
    O kıvrak şekli ki serhadde yaydı;
    Atlas bayrakların dalgalarında
    Rüzgarla öpüşen ince bir aydı.

    Kimi yıkanırdı şadırvanlarda
    Tekbire HU HU katıyor kimi;
    Beyazıt önünden güvercinlerin
    İncidir yemi...

    Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
    Tuna boylarından müjde geldi mi?

    Uzaklarda kırık minarelerden
    Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
    Bir gün açılacak o büyük kapı
    Ve kanatlar yere inmeyecekler.

    Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan
    Açtıkça fetihler tarihi Türkün
    Kubbeler erecek bir gün murada
    Ve minareler dal verecek bir gün.

    Geçerken altından bu loş kemerin
    Menekşe menekşe gül güldür içi..
    Kapanmaz kapısı Allah evinin
    Ki beş vakit gürül gürüldür içi.

    Çinliler çinliler taze çinliler:
    Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
    Ey sanat ' Kuruyan dallarımıza
    Bir yeşil yaprak ver ' demeye geldik.

    Biri hattın; biri mermerin, tuncun,
    Kurşunun sırrını aramış bulmuş;
    Yesari elinde 'Lafza-i Celal'
    Sinan'da kubbeyle minare olmuş.

    İşte bir kubbe ki söyler saati...
    Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
    Mavidir çinisi, yenidir adı;
    Mermerini sisler karartamadı.

    Şahzade, Laleli, Haseki Sultan...
    Hepsinin üstünde Süleymaniye...
    Süleymaniyeden, Ayasofyadan
    Yollar iner dal dal Yenicamiye.

    Yelken yelken, seren seren geiler;
    Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler,
    Bu Horasan, mermer kurşun dağları
    Omuzunda taşıdığı çağları.

    Taşıyacak daha çağlar boyunca
    Ve yer çekmeyecek, yere koyunca.
    Yolları arkada bırakan hızla;
    Kanatlarımızla, atlarımızla
    Aşarken toprağı, taşı, denizi
    Bu kurşun memeler emzirdi bizi.

    Böyle bir gemide, yendi suyu NUH...
    Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH...

    Bayrak

    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
    Kız kardeşimin gelinliği,
    Şehidimin son örtüsü,
    IŞIK ışık dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum
    Senin destanını yazacağım,
    Sana benim gözümle bakmayanın
    Mezarını kazacağım,
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    Yuvasını bozacağım,
    Dalgalandığın yerde ne korku ne keder,
    Gölgende bana da bana da yer ver.
    Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar,
    Yurda ay yıldızının ışığı yeter,
    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,
    Kizıllığında ısındık,
    Dalgalardan çöllere düşürdüğü gün
    Gölgene sığıındık,
    Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalğalı
    Barışın güvercini, savaşın kartalı
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim
    Senin altında doğdum
    Senin dibinde öleceğim,
    Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim
    Yer yüzünde yer beğen,
    Nereye dikilmek istersen,
    Söyle seni oraya dikeyim.

    Dua

    Biz,kısık sesleriz...minareleri,
    Sen,ezansız bırakma Allahım!
    Ya çağır şurda bal yapanlarını,
    Ya kovansız bırakma Allahım!
    Mahyasızdır minareler...göğü de,
    Kehkeşansız bırakma Allahım!
    Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
    Müslümansız bırakma Allahım!
    Bize güç ver...cihad meydanını,
    Pehlivansız bırakma Allahım!
    Kahraman bekleyen yığınlarını,
    Kahramansız bırakma Allah'ım!
    Bilelim hasma karşı koymasını,
    Bizi cansız bırakma Allah'ım!
    Yarının yollarında yılları da,
    Ramazansız bırakma Allah'ım!
    Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
    Ya çobansız bırakma Allah'ım!
    Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız;
    Ve vatansız bırakma Allah'ım!
    Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
    Müslümansız bırakma Allah'ım!


    Ağrı

    Bir âbide istersen eğer, Ağrı'ya git!
    Yükseklerden gelen büyük çağrıya git!
    Çıkmışken yolcu, Ağrı'nın zirvesine,
    Dönmek ne demek? Kanatlanıp Tanrı'ya git!

    Arif Nihat Asya'nın Kısa Şiirleri