Arif Nihat Asya Gel Ey Muhammed

'Karışık Şiirler' forumunda Masal tarafından 13 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Arif Nihat Asya Naat Şiiri


    Arif Nihat Asya Naat



    Naat

    Seccaden kumlardı..
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı! .

    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere “amin”..

    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı..

    Kapına gelenler ya Muhammed,
    - uzaktan, yakından –
    Mümin döndüler kapından...

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
    İki dünyada aziz ümmet,
    Muhammed ümmetiydi...

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın
    Yoksulların sahibi..
    Nerde kaldın ey resul,
    Nerde kaldın ey nebi! ..

    Günler ne günlerdi, ya
    Muhammed! ..
    Çağlar ne çağlardı;
    Daha dünyaya gelmeden
    Müminlerin vardı...
    Ve bir gün ki gaflet
    Çöller kadardı,

    Halime’nin kucağında,
    Abdullahın yetimi,
    Amine’nin emaneti ağlardı..

    Hatice’nin goncası
    Aişe’nin gülüydün..
    Ümmetin göz bebeği
    Göklerinresulüydün..
    Elçi geldin, elçiler gönderdin;
    Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan;
    Medine’ye göçerdin..
    Biz,
    Bu dünyadan nereye
    Göçelim ya Muhammed!
    Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “ebu leheb öldü” diyorlar;

    Ebu leheb ölmedi ya Muhammed!
    Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi ey nebi!
    Adına alışkın dudaklarımız..
    Artık yolunu bilmiyor,
    Artık yolunu unuttu
    Ayaklarımız
    Kabene siyahlar
    Yakışmamıştır ya Muhammed!
    Bugünkü kadar!

    Hased gururla savaşta;
    Gurur; kaf dağında derebeyi..

    Onu da yaralarlar kanadından
    Gelse bir şefkat meleği..
    İyiliğin türbesine,
    Türbedar oldu iyi..
    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya Muhammed yarına!
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Adem oğullarına...

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi taiftir, kimi hayberdir...
    Fethedemedik ya Muhammed
    Senelerdir...

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi;
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği..

    Bayram yaptı yabanlar
    Semave’yi boşaltıp;
    Save’yi dolduranlar
    Atını hendeklerden – bir atlayışta –
    Aşırdı aşıranlar..
    Ağlasın yesrib!
    Ağlasın selmanlar...

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti ey nebi!
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Ne oldu ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar, taşlar
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar....

    Uçsuz bucaksız çöllerde
    Yine izler gelenlerin;
    Yollar gideceklerindir....

    Şu tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir.

    Örümcek ne havada
    Ne suda, ne yerdeydi
    Hakkı göremeyen
    Gözlerdeydi

    Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
    Şu yuva ki bilinmez;
    Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
    Kumru mu..
    Kuşlarını bir sabah,
    Medine’ye uçurdu mu..

    Ey abva’da yatan ölü,
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hatıran uyusun çöllerin,
    Ilık kumlarıyla örtülü..

    Dinleyene hala
    Çöller ses verir....
    Yaleyl, susar,
    Uğultular gelir...
    Mersiye okur uhud,
    Kaside söyler bedir;
    Sen de bir hac günü
    Başta muhammed, yanında
    Ebu bekir,
    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
    Destan yap ey şehir!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan ya Muhammed yarına!
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Adem oğullarına...

    Yüreklerden taşsın
    Yine imanlar!
    Itri, bestelesin tekbirini;
    Evliya okusun kur’anlar..
    Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
    Kayışzade osmanlar...

    Na’tını galib yazsın, mevlidini
    Süleymanlar..
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin sinanlar..
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel ey Muhammed!
    Bahardır
    Dudaklar ardında saklı
    “amin”lerimiz vardır..
    Hacdan döner gibi gel..........
    Miraçtan iner gibi gel...........
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
    Hızır kanat, cibril kanat,
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen,
    Yapraklar kanat...

    Açılsın göklerin kapıları
    Açılsın perdeler, kat kat..
    Çöllere dökülsün yıldızlar,
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar..
    Çöl gecelerinden yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilal-i habeşi sustuysa;
    Ezanlarını davud okusun!

    Konsun – yine - pervazlara
    Güvercinler,
    “hu hu” lara karışsın
    Aminler,...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey fatihalar, yasinler...