Anneler ve Oğulları

'Bebek Bakımı' forumunda EyLüL tarafından 12 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Anneler ve Oğulları
    Anne Oğul



    • Anneler ve Oğulları
    • [​IMG]
    • Yıllardır her türlü mecliste, özellikle bayan arkadaşlarım ve tanışlarım arasında konu edilen ve türlü savlara rağmen, teoriden öteye kanun olamamış bir sürü fikirle tanımlanmaya çalışılan, bir gelin-kaynana rekabeti, anlaşmazlığı konusu vardır. İnsanlık tarihinin genelini bilemem ama güzel ülkemde, bu en azından kayıtlara geçmiş bir gelenektir sanki. Vardır, süregelmiştir ve var olacaktır. Belki de köklerimizde, ana erkil bir düzenden gelmiş olmamızın bir tetiklemesidir bu. Anneler ve oğullarının sevgilileri ya da eşleri arasında süregelen, en azından kulaktan kulağa, dilden dile dolaşarak kayda geçirilmiş ve de toplumsal belleğimize kazınmış bir soğuk savaş! Şimdiye kadar ki nacizane yaşantımda, hiçbir kız anasının, böylesi bir kaynana etiketiyle şereflendirilmediğini düşünüyorum. Cinsler arası ayrımcılığa, her ayrımcılığa olduğu gibi şiddet-siz bir biçimde karşıyım ve de öncelikle bunu belirtmeliyim. Bu realiteye uyum sağlamakta zorlanan birçok kişiden biri olduğumu hissederek söyleyebilirim ki buralarda işler biraz karışık yürüyor dostlar! Anneler kızlarının ilişkilerine, daha doğrusu legal olan ilişkilerine, her koşulda aleni bir şekilde destekken konu oğullarına gelince, birden değişiveriyorlar nedense. Gerçi bir oğlan babası olmak için eşinin ardarda doğurmasını isterik bir şekilde destekleyen: ‘Erkek adamın, erkek çocuğu olur!’ nakaratını dile dolayan erkekler ya da türlü nedenlerden ötürü, erkeğine bir erkek evlat verebilmek için umutsuzca “Ya tutarsa” diyerek hamilelikler yaşayan kadınların ülkesi burası! Dolayısıyla ve tabiki de analar da oğullarının kıymetini daha bir çok bilmeliler!
    • -Mutsuzum anne!
    • -Mutsuzluk mu? O nasıl laf? Gül gibi bir yaşantın, bir ailen var, daha ne istiyorsun! …
    • [​IMG]
    • Bir kız evlada, bu diyoloğun ardından söylenebilecek milyarlarca cümlenin, yine milyarlarca olasılığı var, o yüzden de yazmayacağım gerisini. Hepsinin bahane olduğunu ve dişinin buralarda(!); dünyada ve yani bu realitede, varoluşundan itibaren başının ezilmesi güdüsüyle hareket edildiğini de düşündüğümden ötürü yazmayacağım; parmaklarımın ucunda, kelimelere bir kez daha dökülmek için çırpınan o düşünceleri.
    • [​IMG]
    • Küçük bir kızken, kuzenimin sünnet düğünü hazırlıklarını gözlemlemiştim şaşkınlıkla. Erkekliğine adım atışın bir sembolüymüştü! Düğün dernekle kutlanması gereken ne de hoş bir gelenekti. Benim için çok büyük bir şoktu çünkü ben de kadınlığa adım atmıştım o sıralarda ve bunu kutlayan hiç kimse çıkmamıştı?! Arkadaşlar arası ‘Heyoo’ kutlamalarının dışında: ‘Hımm, aramıza hoş geldin. Her ay ağrılarla kıvranacak ve bütün bunlardan kendini sorumlu hissedeceksin ama olsun, neyse’ fısıldaşmalarıyla kadınlığıma adımımı atmıştım. Gizli/saklı yaşanması gereken bu geçişimi, bir de ne gariptir ki bir tek babam kutladı benim. Kuzenin düğün derneğinde öyle bir söz verdim ki kendime o gün, hatırladıkça ‘Aferim bana’ oluyorum; bir kızım olduğunda, kızımın bir periyodu bitirip diğerine geçmiş olduğu o gün için koskocaman bir parti verecektim. Hala da kararlıyım, olursa yapacağım ve kızım olduğunda, bu partiyi değil buralara, evrene şenlik olsun diye kabara kabara duyuracağım!
    • Nereden nereye? Gelin- kaynana ve aslında anne ve oğul ve oğulun eşi, kutsal üçlemesine(!) verip veriştirecekken arada bunlar çıktı. Aslında, bu arada çıkanlar birkaç sayfa yazıdan oluşamayacak kadar derinler ya neyse…
    • [​IMG]
    • Bakıyorum, bakıyorum ve bakıyorum da anlayamıyorum ve de aslında, bana çok ilginç geliyor. Yaratıcılığın bir kopya senaryosunu, bu geçici(!) dünyada üstlenmeyi seçen bir anne ve bir çocuk… Çocuğun cinsiyetinin, ilk dünyaya merhabasının ardından çoğu zaman anneyle, aileyle ve toplumla ilişkilerindeki mihenk taşlarını görüyorum. ‘Erkektir helal olsun!’ ‘Sen kadınsın ya da o kesmedi mi sen annesin; bari bunu düşün!’lere varan yargıları, ayrımcılığı, ikiliği görüyorum buralarda… Cinsiyet etiketlerinin hakimiyeti, yargıları, ikiliğiyle bir çocuk dünyaya getiren bir anayı görüyorum buralarda. Dişinin karmaşasını; bastırılmasını, yargılanmasını ve yargılamayı öğrenmesini(!), sorgulamasını ve sorgulamayı öğrenmesini(!) görüyorum buralarda. Onun için herşey demek olan, erkek etiketiyle etiketlenmiş bir çocuk doğurmakla kutsanmış olduğunu düşünen, bazen buna şükreden, bazen içten içe; derinden derine başkaldıran anaların, güçle bağdaştırmak zorunda kaldıkları erkek evlatlarından vazgeçememelerini görüyor ve anlamaya çalışıyorum buralarda! Bana her ‘Ama sen kadınsın! Ama sen annesin! Amaa…’ şekilleriyle başlatılan cümlelere tepkiselliğimden ötürü, tepki verildi bugüne kadar. Ben de hep ‘Amaaa’ dedim sonra ‘Amaaa’: ‘Ama ben bir insanım herşeyden önce. Aynı sen gibi. Ben bir insanım!’
    • [​IMG]
    • Şimdi ardımda uyuyakalmış bir erkek evlat anası olarak bundan çok değil, bir saat öncesine kadar ki erkek evlat tarafından anasını onore etmek amacıyla söylenmiş aşk, sevgi cümleleriyle gazlanmış olarak ‘Ben öyle bildiğiniz kaynanalardan olmayacağım. Beni, bana gelmekle kutsayan bu deli ruhu, burada, mutluluğa sevkedecek herşeyin arkasında, yanında, sağında ve solunda olacağım!’ demek amacıyla başladım, bir diğer ben’le olan bu sohbete. Beni ya da seni, kutsayarak bana ya da sana gelen, buradaki realiteye göre, bir cinsiyete bürünmeyi seçen her ruh için ‘Seçimlerin senindir; aşık olduğum o minik bedeniyle beni kutsayan ey yüce ruh! Sen mutlu olduğun, ikiliği, yargıları, ayrımcılığı her aştığında ya da aşmaya teşebbüs gösterdiğinde, yanında olacağım!’ demek içindi, bir nevi bu benim benle söyleşim. Belki de ‘Aşk’ adını densizce verdiğim oğlumun da gün gelip benden kopacağıyla ilgili, şimdiden yarattığım dünyevi, kaynanasal bir korku paylaşımıydı bu. Ne bileyim? Nereden bileyim?
    • Bildiğim tek bir şey var; beni anne yapan her bana, aynı sevgiyle, destekle, köstekle ama herşeyden önce aynı saygıyla yaklaşacağım. Yaşımın, etiketimin, bir diğer Öz’den gelene baskı ya da saygısızlık aracı olarak kullanılamayacağını düşünüyorum ve hissediyorum ki aslında, en önemlisi bu benim için. Buralarda, ben biraz daha fazlaca yaşamış olabilirim belki?! Bilinemez. Bu benim yolculuğumda, benimle bu yolculuğu paylaşacak kadar harika olan başka bir ben’e, zamansallıkları ortaya koyup saygısızlık yapmamı da gerektirmez.
    • Oğlum benim için tek kelimeyle geçtiğimdir. Oğlumun benim lügatımdaki adı: ‘Aşk’tır. Tümüyle ruhtan oluşan bedensel varlıklar olarak dokunmanın ve bedenselliğin- anlaşılanın ötesinde tabi ki- kutsallığına inanırım ben nacizane. Oğlum, bedenimden yarattığım ve bedenimden yaratılmayı seçendir ve o yüzden; sırf bu yüzden kutsaldır. Herbirimizin oğlu, kızı gibi… Onların yaşça bizden küçük olmalarının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Herbirimizin oğlu ve kızı bu dünyada, Öz’ün bir yansıması ve bedenlenmesi olarak gereken sevgiyi, saygıyı yaşamalıdır. Cadı bir kaynana, çok bildiğini sanan bir anne olmaya soyunmayacağım, elimden geldiğince tabi. O: Aşk, aynı benim gibidir. Öğrenecek, yaşayacak, hissedecek, ağlayacak, gülecek, şükredecek, niye diyecek, bulacak, şaşıracak, sonsuzlukta yitecek; şimdilik bir sonlu olarak belki de… Yalnızca tek bir ufacık fark; her düştüğünde ve her kalktığında, aynı gülümseme, aynı sevgi, aynı inanç ve aynı umutla ona bakan bir çift göze, koskocaman açık kollarla, onu sarmak için bekleyen bir anneye sahip olacağıdır. Benden bedenlenmeyi seçeni mutlu edecek olan, bildiğim/bilmediğim, anladığım/anlayamadığım herşey, sevgimi, desteğimi ve rehberliğimi şimdiden yanıbaşında bulmuştur ve öyle olacaktır! Bu Öz’den akanlar, en güzel yaratımın yaratıcılarına; bu satırları okuyan her ana- babaya, her ana-baba potansiyelinde olana itaf olunmuştur; sevgiyle ve saygıyla.

      Yazar: Asu Sanem Kaya