Anneler Günü Öyküleri

'Masallar ve Hikayeler' forumunda HazaN tarafından 5 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Anneler gününe özel öyküler
    Anneler günü hikayeleri

    Annenin Gözyaşları - Anneler Günü Öyküsü

    Orta yaşlı kadın evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor örtüleri düzeltiyor arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor her duyduğu kapı zilinde de başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

    Başka şehirde iş bulan oğlu hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor kulağı zil sesinde ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde çocuğunun ona "Anneciğim anneler günün kutlu olsun" diyerek boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın boynu bükük düşündü "-ya gelmezse ya izin alamadıysa." İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.

    Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi sorup durmuştu;" Bu telaşın niye?" diye ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; "-Bu gün evde işim çok sen git-gez biraz" diye ısrar ederek eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. "Ya telaşımın nedenini anlarsa ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse" diye düşünmüştü. "Gelmezse" düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

    Saatler geçip gidiyordu öğlen olmak üzereydi; "-Gelemiyorsan bir telefon et bari anneciğim' de.." İçinde sıkıntı armaya başlamıştı; "-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur' sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez özledim yavrumu kara gözlerini yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz dediğimi duysa yine darılır Beni çocuk gibi sevme' der. Sanki nasıl seveceksem"

    Çocuğunu düşündükçe onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor yeniden durgunlaşıyordu. "-Gelmeyecek telefon bari etse.." diye düşündü istemeye istemeye. "-Sesini bari duymuş olurum". Tam böyle düşünürken cep telefonunun sesiyle irkildi omuzlarında bir yorgunluk bakışlarında bir burukluk telefona uzandı. ekranına baktı arayan oğluydu.

    Sevinmeli miydi? sevinemedi. acaba acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü sarılamayacak mıydı yavrusuna?

    Açtı telefonu;

    -Alo..

    -Alo nasılsın anneciğim?

    -Sağol yavrum sen nasılsın?

    -İyiyim anneciğim.

    -Ne yapıyorsun işler nasıl?

    -Biraz zor oldu ama alıştım hem bu şehre hem de işe alıştım.

    -Öyle mi yavrucuğum.

    Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;

    -İzin aldın mı yavrum?

    -Evet anneciğim izin aldım. Sen nerden bildin.

    -Nerden mi anneler günü için izin almadın mı?

    -Ha anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.

    -Sen sen.. bunun için izin almadın mı?

    -Ah anneciğim çok sevdiğim benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.

    Orta yaşlı kadın durakladı sesine hakim olmaya çalıştı.

    -Öyle mi nasıl biriymiş bu?

    -Anneciğim emin ol bana senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır beni bekliyor şimdi.

    -Ben şey tamam yavrucuğum. Şey umarım o da seni seviyordur.

    -Sevdiğine eminim anne zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?

    -Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor sanırım baban geldi.

    -Tamam anne selam söyle ben de mis gibi kokuların geldiği dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.

    -Tamam yavrum söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah'a emanet ol.

    Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.

    Kapıyı açtığında boynuna atılan oğlunun "-Canım anneciğim anneler günün kutlu olsun!" diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; "-Anneciğim seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim lütfen ağlama" dese de annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
     



  2. Cevap: Anneler Günü Öyküleri

    Annenin Fedakarlığı


    Çocuk, babasından aldığı harçlığı vaktinden önce bitirmiş ve günlerdir istediği top için yeterli parayı biriktirememişti. Birkaç hafta sonra yaz tatiline girecek olması, onu bu konuda endişelendirip yeni kaynaklar aramaya sevkediyordu. Evlerine gelen son aylık dergide "Her hizmetin bir ücret karşılığında olduğu"nu okuyunca, sevinçle havaya sıçradı. Buna göre, ailesine yaptığı yardımların da bir karşılığı olmalıydı.

    Çocuk bu fikirle harekete geçip gördüğü işlerin listesini çıkardı ve bunların yanına da ücretlerini yazdı. Fırından ekmek almak için 200, çöp dökmek için 100, annesiyle pazara gitmek için 500 lira hiç de fazla sayılmazdı.

    Aylık toplamı 25 bin lira tutan listeyi imzalayıp annesinin çantasına koyduğunda, bu akıllıca keşfinden dolayı gözleri parlıyordu.

    Çocuk, ertesi gün yatağının başucunda 25 bin lira ile birlikte küçük bir kağıt parçası buldu. Kendi hazırladığı listeye benzeyen ve annesinin imzasını taşıyan kağıtta:

    "Seni hayatım pahasına dünyaya getirmenin, yıllarca bezlerini yıkamamın; binbir güçlükle besleyip büyütmenin karşılığı, sadece sevgindir ve yanağından aldığım bir öpücüktür" yazıyordu. "Kazandığın parayı güle güle harca yavrum."
    Cüneyt SUAVİ
     



  3. Cevap: Anneler Günü Öyküleri


    Anneler Günü İle İlgili Hikaye

    Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış.

    Bir gün Tanrı'ya sormuş;
    "Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler. Fakat, ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?"

    "Tüm meleklerin arasında senin için bir tanesini seçtim, O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."

    "Peki, insanlar bana birşey söylediklerinde, dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?"

    "Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek. Sana konuşmayı, dikkatle ve sevgi ile öğretecek."

    "Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"

    "Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek."

    "Dünyada kötüler olduğunu da duydum. Beni onlardan kim koruyacak?"

    "Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."

    "Fakat, ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm."

    "Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek."

    O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar;

    "Şimdi gitmek üzere isem, benim Meleğimin adı ne?"

    "Meleğinin adının önemi yok yavrum. Sen onu, "ANNE" diye çağıracaksın."
     



  4. Cevap: Anneler Günü Öyküleri

    Anne Yüreği

    Hiç Dükkanlardan gramla alışveriş edecekleri için habire sıralarını erteleyen ya da dükkanın tenha vaktini kollayan anneleri gördünüzmü? Ya da pazar yerinde? "Yarım kilo olmaz mı?" diye soran bir anneye rastladınızmı? Onların tedirgin ve mahçup halleri ile kavrulup üzüldüğünüz oldu mu? O tedirginliğin ve mahçubiyetin sebebi bir aile sırrının açığa vurulması, "eli dar günlerin" ifşa edilmesindendir.

    Böyle bir buruk manzaradan sonra eğer Behçet Necatigil Bursa da aşasaydı; Heykel den Yeşil e doğru ağır ağır yürüyen Behçet Necatigil e yetişir ve şu mısralarına kulak verirdim:

    "Çarşılarda bir şey

    Biz pek aramazdık çocuklar olmasaydı.

    İnsanlara, tezgahlara, kağıtlara kolaydı

    Biz bu kadar eğilmezdik

    Çocuklar olmasaydı."

    Dünya da hiçbir baş, kalbi evlat sevgisi ile dolu bir annenin ve babanın onlar için eğildiği kadar eğilmemiştir. Yemeyip yediren, giymeyip giydiren anaların yüreğindeki şefkat ve fedakarlık ateşi ise söndürülesi bir ateş değildir. Onlar ustaların ustası Arif Nihat Asya nın seslendirdiği gibi derler k:

    "İlk kundağın ben oldum yavrum,

    İlk oyuncağın ben oldum!

    Acı nedir tatlı nedir bilmezdin,

    Dilin damağın ben oldum,

    Bir dediğini iki etmiyeyim diye

    Öyle çırpındım ki...

    Ve seni öyle sevdim

    Sana o kadar ısındım ki..."

    Önce annelerimizin dizinde insanlaşırız. Hayatımız boyunca ağıtacağımız tebessümlerin kaynağı, onların bize teessümleridir.

    Biz hasta oluruz, eriyen onlar olur.. Biz elimizi çarpsak bir yere, onların kolu tutulur. Bizim başımız ağrısa, onların çiğeri yanar. Hani geceleri usulca yanımıza gelip üstümüzü örterler ve yanağımıza alev alev bir öpücük bırakıp sessizce giderler annelerimiz... O saf ve hesapsız sevgiden daha derinini gördünüzmü? Ne yazık ki kıymetini bilemeyip attık bir kenara o ana öpücüklerini. Saklamak lazımmış birini bile olsa. Artık analarımızın kimi var, kimi yok...

    En çok annelerimiz özler bizi. Onun bize duyduğu hasretle başedebilecek hasret yoktur. Necip Fazılın dediği gibi ben de diyeceğim ki:

    "Gözlerinde bir derin hiçin

    Kanadın yayılmış çırpınmak için

    Bu kış yolculuk var, diyorsa için

    Beni de beraber al anneciğim."