Anne Öpücüğünün Tılsımı-Hikaye

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Ezlem tarafından 4 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Anne Öpücüğünün Tılsımı masalı
    Anne Öpücüğünün Tılsımı hikayesi
    Anne hikayesi,anne masalları

    Anne Öpücüğünün Tılsımı - Anne Öpücüğünün Tılsımı Hikayesi

    Temmuzunateşi bedelsiz satın aldığı günlerden biriydi yineKoluma yemek sepetimi sırtıma çapamı alıp tarla işçilerinin toplaştığı köy meydanına yürümeden önce Anam yanağıma ciddi bir öpücük yerleştirdi her sabah yaptığı gibi

    Henüz 13 yaşında olduğum için ancak kadınların yapabileceği işlerde çalışabiliyordum tarlada18 yaşını dolduran erkekler daha ağır işlerde çalışıyorlardıDayıbaşı (işçi tüccarı) ; “hadi hadi hadi “ diye üç defa tekrarlayarak telaşlı bir şekildeçapasını yapacağımız tarlaya gitmemiz için bizi traktör römorkuna istif etmeye başladıNerdeyse elli kadın işçi ve aralarında ben çocuk halimle sırıtarak tıkış pıkış doluşmuştukSırtlarımızda çapalarımızla kirli bir savaşa gönderilen ruhsatsız küçük bir orduya benziyordukVe orduları ezen tarlalar bizi bekliyordu
    Yaklaşık 45 dakika sürecek olan bu yolculuk başlamıştı ve ben bu hengamede hala popo mu koyabilecek bir yer bulamamıştım traktör römorkundaTek hissedebildiğim Anamın yıldızlardan koparıp yanağıma kondurduğu ılık öpücüğüydü
    74’ te Bitlis’ten göç edip Manisa’ nın bu kozmopolit köyüne (sonradan 6 bin kişilik bir kasaba olan) yerleştiğimizde henüz 4 yaşındaymışımYoksulluk ve kan davalarından kaçış bizi başka bir yoksulluğun kan ter içindeki ovasına taşırken Kürtçe’den başka bir dil konuşamıyordum
    Yoğun göçlerden sonra şişip kalan bu köydetıpkı Doğuda olduğu gibi burada da yerli tarlapamuktütün ve üzüm ağaları vardıBizler onların ırgatları olarakçok uzun bir hikayeden alıntı gibi karın tokluğuna buralara gönderilmiş bir kaderin çocuklarıydıkVe bizim kadınlarımız başlarında sarık ve poşularıyla acılarını (özellikle kadın olmanın) burada da sahneye koyuyorlardı zoraki bir gösteriyleTek izleyici güneşti ve alkışladıkça yakıyordu esmer tenlerimizi
    Düş kalyonundaki kısa süreli gezintimtraktörünküçük bir bakkal dükkanının önünde durmasıyla son bulduŞoför “Metin oğlum hadi inip de şu bakkaldan bana bir sigara al çabuk” diye bağırıyorduÜst üste oturan kadınların arasından ok gibi fırlayarak bakkaldan şoförün sigarasını bir çırpıda alıp geldimOnun gururunu okşadımgözüne girdim “Gel hadi yanıma otur” dediğinde popo mu koyacak bir yer bulduğum için sevinmiştimNe de olsa traktörde olmakrömorkunda olmaktan daha rahat ve güvenliydi “Saggol Tehsin abe” dedim ve yola devam ettik
    Tehsin abi(Tahsin)bir yandan aracı kullanıyorbir yandan da türkü söylüyorduBen de içimden ona eşlik ediyordum”Bitlis’te beş minare” meşhurdu o zamanlarBen bu ara yine düş dünyamın sürekli bölünen hülyasına dalmıştımÇok çalışıp Annembabam ve kardeşlerimi daha mutlu bir hayata taşımakla ilgili hayallerin altından girip üstünden çıkıyordum ve gülümseyen bir buluta imza atıyordumYazları bu zor koşullarda çalışarak biriktirebildiğim paralarla hem eve katkıda bulunuyor hem de okul giderlerimi karşılıyordumÜniversiteyi okumak en büyük ve en uzak hayalimdi
    Haa…Bir de Ayfer adında sevdiğim bir kız vardıBayram günlerinde yeni pantolonumla büyük bir konağa benzeyen evlerinin karşısındaki meydanda saatlerce volta atarak ona hava sıkardımO’ da arada bir perdeyi hafifçe çekerek dışarı bakardı ay yüzüyle (Belkide bana bakmazdıama…) ve bunu bana bir ay yeterdi
    Ne olduysa o anda bir şeyin hayallerimi bıçakladığını hissettimKımıltısız bir dağın eteklerinden pıtır pıtır dökülen çığlıklar duydumTraktörün çıldırtan gürültüsü arasında başımı çevirip arkama bakarken şoför hala türkü söylüyordu
    Römorkun kapakları açılmıştraktörün üzerinde sadece birkaç kadın işçi kalmıştıÇapalaryemek sepetleri havada uçuşlarını nerdeyse tamamlamıştı bileAma çığlıklar ve iniltiler beynimin içine o kımıltısız dağın eteklerinden çocuk başları gibi dökülüyorduDonakalmıştım
    O donuk halimbir anda tepemdeki güneşin ateşiyle eridi ve hala olaydan habersiz olan şoförün türküsünü susturupBitlis’teki beş minareden indirip traktörü durdurmasını sağladımİçimdeki kısa süreli suskunluğa ; Annemin ılık öpücüğünübeni aşağılayan hayallerimi ve bayram günlerinde evlerinin önünde hava attığım kızınperdeyi benim için olmasa da arada bir çekişini bir kelebek etkisine dönüştürerek sığdırdımİmzaladığım bulutun suratı asılmıştı

    Aşağıya inip; bir dağın eteklerinden çocuk başları gibi dökülen yaralıları toplamaya başladıkAralarında tahminimce en az altı aylık hamile bir kadın da vardıOnun çığlığı ben de hiç susmadı yıllar yılıİşçilerin hepsi tanıdık yüzlerdiBir ölü ve bir tarla dolusu ağır yaralıyla bu asfaltı hırpalanmış zımpara gibi bozuk köy yolundan tesadüfen geçecek araçları beklemeye başladık sigortasız ve hayatın önemsiz detayları olarak
    Bir süre sonra bir kamyonet yaralıları İlçe’deki hastaneye götürürkenkalan birkaç yaşayan cesetleçapalarımızı alıp çalışacağımız tarlaya yola koyulduk kaldığımız yerdenSepetlerimizdeki bir gün öncesinden kalma soğuk yemeklerimiz de dökülmüştüAma biz zaten yemeyecektik ki…Belli kitoprağın karnı bizden daha açtı
    Akşam eve döndüğümde “Anneyanağımdaki öpücüğüne biraz kan ve ter değdiama bırak orda kalsın” dedim ve O’ na verdiği ömürle sımsıkı sarıldımÇünkü ülkemdeki insan hayatına verilen önemi anlamaya başlamış ve Annemin tılsımlı öpücüklerine her zaman ihtiyaç duyacaktım

    alıntı