Anıtkabir hakkında bilgi

'Mustafa Kemal Atatürk' forumunda Sibel tarafından 1 Nisan 2010 tarihinde açılan konu


  1. Anıtkabir iLe İlgili Bilgi


    [​IMG]

    20. yüzyılın en büyük dehalarından biri olan, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü 10 Kasım 1938 tarihinde kaybettiğimizde bütün ülke yas içindeydi. Bu yüce insana yakışır bir anıt mezarın yapımı, her büyük anıt gibi yıllar alacağı için Ankara Etnografya Müzesi, Atamıza geçici bir istirahatgâh oldu.

    Anıt mezar için, öncelikle bir yer seçimi gerekmekteydi. 6 Aralık 1938’de oluşturulan bir ön komisyon Ankara’da sekiz ayrı noktayı inşaat yeri olarak belirledi. Üzerinde en çok durulan yer, Atatürk’ün çok sevdiği Çankaya idi. TBMM tarafından kurulan ve kesin yer tespitini yapacak olan büyük komisyon, Trabzon Milletvekili Mithat Aydın’ın önerisiyle, o yıllarda üzerinde meteoroloji istasyonu olduğu için Rasattepe olarak adlandırılan alanı mezar yeri için uygun gördü. Rasattepe, topografik konumu sayesinde, kentin uç noktaları olan Dikmen’den Etlik’e kadar geniş bir alan içerisinde görülebiliyordu.

    Yer seçiminin kesinleşmesinin ardından, Anıtkabir’in projelendirilmesi için Başbakanlık Müsteşarı'nın başkanlığında yeni bir komisyon kuruldu ve 31 Ekim 1941’de uluslararası bir yarışma açıldı. İlke olarak, projelerin "Atatürk’ün adı ve kişiliği altında Türk Ulusu'nu sembolize etmesi" isteniyordu. Bir yıllık sürenin sonunda yarışmaya 49 proje katıldı. Sonuçta, bilimsel kurul, Alman Prof. Johannes Kruger, İtalyan Prof. Arnoldo Foschini ve Türk mimarlar Prof. Emin Onat ile Doç. Dr. Orhan Arda’ya ait üç projeyi seçti.

    Uygulama kararı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne aitti. Hükümet tarafından, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Orhan Arda ikilisinin projelerinin uygulanmasına karar verildi.

    Bu büyük yapının inşaasında en önemli malzeme olan travertenler, Ankara’nın Haymana, Mahköy ve Papazderesi, Çankırı’nın Eskipazar, Kayseri’nin Pınarbaşı Yörelerinden; mermerler ise Afyon, Çanakkale, Bilecik, Adana ve Hatay’dan getirtildi.

    Yapı işleri belli bir aşamaya geldikten sonra, Anıtkabir’de yapılacak heykel, kabartma, yazı ve kitabeler için yeni bir yarışma açıldı. Sözkonusu eserlerde, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri konu alınacaktı.

    Bütün bu çalışmalar, 9 Kasım 1953 tarihinde bitirildi. Atamız, tam 15 yıl sonra, 10 Kasım 1953 tarihinde, Ankara Etnografya Müzesi’nden ebedî istirahatgâhına taşındı.

    Bu yüce insanın ziyaretçileri, ona yakışır bu yapıya, ormanlık bir alanın içinden çiçeklerle bezeli bir yoldan geçerek girerler. 26 basamaklı geniş merdivenleri çıkarken Hürriyet ve İstiklal Kulelerinin önündeki, Hüseyin Özkan tarafından yapılmış heykel grupları görünmeye başlar.

    Kuleler ve heykellerin bitiminde beliren 262 metre uzunluğundaki traverten döşeli Aslanlı Yol, ziyaretçileri Ata’nın yüce katına hazırlar. Anadolu’da kurulmuş en eski devlet olan Hitit heykel sanatı üslubundaki aslanlar, yolun her iki tarafında altışar çift olarak (24 tane) sıralanmıştır.

    Hüseyin Özkan tarafından hazırlanan aslanlar, sükûneti, kuvveti ve koruyuculuğu simgeler. Aslanli Yol’un sonunda 80x130 m’lik dikdörtgen meydan, tören alanı olarak hazırlanmıştır. Bu alan, 40 bin kişi kapasitelidir. Tören alanındaki sağlı sollu merdivenlerle, mozolenin bulunduğu Şeref Holü’ne ulaşılır.

    Anıtkabir’in bütün olarak en önemli bölümü, mozolenin bulunduğu 20 metrelik dev sütunlar (önde ve arkada 8, yanlarda 14’er tane) üzerine kurulmuş olan anıtsal Şeref Holü kısmıdır. Buraya 42 basamaklı, 44 metre enindeki merdivenlerle çıkılır. Merdivenlerin orta noktasında Atamızın "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözlerinin yeraldığı, Hitabet Kürsüsü bulunur. Merdivenlerin bitiminde Şeref Holü’ne ulaşılır.

    Atatürk, Şeref Holü’nün altındaki bölümde, yeşil ve altın renkli mozaiklerle kaplı sekizgen odada, doğrudan toprağa kazılmış bir mezarda yatmaktadır. Burada, yurdun bütün illerinden getirtilen topraklar aynı tür kaplar içerisinde mezarın etrafına yerleştirilmiştir.

    Resmi törenlerin yapıldığı Şeref Holü’nde sembolik bir mermer mezar yeralmakta ve törenlerde bu mezar önünde saygı duruşunda bulunulmaktadır.

    Gümüşhane’den getirtilen 32 ton ağırlığındaki kırmızı, siyah ve beyaz renkleri içeren tek parça mermerden yapılma Atatürk’ün sembolik lahitinin arkasındaki tüm cepheye, devasa bir pencere açılmış, böylece dışarıdan vuran ışıkla ziyaretçinin dikkati ilk önce lahit etrafına toplanmıştır. Pencereden, Ankara Kalesi görünmektedir. Lahit bölümünün basık tonozlu örtüsü,altın yaldız mozaikle işlenmiş kilim motifli bezemeyi içerir.

    Şeref Holü’nün yan galerileri ve zemini, 15-16. yüzyıl halı ve kilimleri üzerine araştırma yapan Nezih Eldem’in tasarladığı motiflerden oluşan renkli mozaiklerle süslüdür. Mozole kolonatlarında ve kuleler arasında kalan tavanlarda, Tarık Levendoğlu tarafından yapılmış freskler bulunmaktadır.

    Şeref Holü’nün sol dış duvarında, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile sağda, Onuncu Yıl Nutku’ndan alınan ve "Ne Mutlu Türk’üm Diyene" sözleriyle biten konuşmasından alıntılar, Emin Barın tarafından hazırlanmıştır.

    1981 yılında Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü dolayısıyla, "Ata’nın Türk Ordusu'na Mesajı" Şeref Holü’nün girişinin sağ tarafındaki duvara; İsmet İnönü’nün Atatürk’ün ölümünün ardından yaptığı taziye konuşmaları ise onun karşısına ilave edilmiştir.

    Mozolenin içinde bulunduğu Şeref Holü’nden çıkışta, Amerika’da yaşayan bir vatandaşımız tarafından gönderilen 33,5 metre boyundaki tek parça çelikten bayrak direği ile Anıtkabir’in görkemli kuleleri belirir. Ulusumuzun ve devletimizin varoluşunda büyük etkileri olan kavramları temsil eden kuleler; Mehmetçik, Müdafaa-i Hukuk, Zafer, Barış, 23 Nisan, Misak-ı Milli, İnkilap ve Cumhuriyet Kuleleri olarak adlandırılmışlardır.

    Anıtkabir’in en geniş alanını oluşturan, tören alanının etrafı revaklarla çevrilidir. Revakların arkasındaki bölümler, Atatürk’ün özel eşyalarının sergilendiği müze ve sergi salonu ile idari kısımlar olarak düzenlenmiştir.

    Anıtkabir, Cumhuriyet tarihimiz içinde 1940-1950’li yılları kapsayan, yabancı mimari akımlara karşı gelişen anlayışın zarif, yalın ve estetik bir örneğidir. Türk mimar ve heykeltraşları, yarattıkları modern çizgilerle Anadolu’nun tüm geçmiş kültürlerine sahip çıkarak, Atamıza yakışan bu yapıyı ulusumuza kazandırmış, onun kaybından duyulan üzüntüyü Anıt’a gelenlerin hissedebildikleri yoğun bir sevgiye dönüştürebilmişlerdir