Anestezi faydaları nelerdir

'Sağlık bilgisi' forumunda alemşah tarafından 23 Nisan 2010 tarihinde açılan konu


  1. Anestezi faydaları nelerdir


    Çeşitli sebeplerle ameliyat olan dostlarımızı ziyaret eder, ameliyatının nasıl geçtiğini sorarız. Onlardan genellikle şunu işitiriz: ''Bana bir iğne yaptılar, ondan sonrasını hiç hatırlamıyorum.'' Ameliyatlarda ağrı ve acı hissini engelleyen, anestezidir. 150 yıl öncesine kadar, günümüz açısından değerlendirildiğinde oldukça basit ameliyatlar bile hastalar açısından oldukça sancılı geçmekteydi.

    İbn Sina (980-1037), "El-Kanun fi't-Tıb" adlı eserinde, anesteziyi "hissi uyuşturan, soğutucu bir deva" olarak tanımlar. İbn Sina, anesteziklerin (uyuşturucuların) ve analjeziklerin (ağrı kesicilerin) tesir yollarını, fizyopatolojik yorumlamalarla açıkladıktan sonra, ağrı tedavi metotlarını şöyle özetler:

    1. Keten tohumu ve dereotundan yapılmış lapa, ağrıyan yere tatbik edilir.

    2. Ağrının bulunduğu yerde nem artırılır veya narkotiklerle uyku sağlanarak hassasiyet azaltılır.

    3. Soğuk nesnelerle veya analjezik ve anestetik ilâçlarla analjezi ve anestezi sağlanır.

    11. yüzyıl İslâm âlimi Bîrûnî, analjezik, anestetik maddeleri anlattığı yazılarında, banotu ve mandragoranın yanısıra, boynuzlu gelincik ile iris (süsen) bitkisinin kök yumrularının (rizom) gül yağı ve sirke ile kaynatılmasından elde edilen ilâçlardan bahseder. Semarkandî 12-13. yüzyıllarda afyon, mandragora, banotu, marul, kunduz hayası, sarı sabır ve kişniş bitkilerinin analjezik, sedatif (sakinleştirici), anestetik, hipnotik tesirlerinden bahsetmektedir.

    17. yüzyıl sonlarında İtalya'da uygulanan bir usûlde, hekimler hastalarını şuurları kaybolana kadar soluksuz bırakıyor (asfiksi yöntemi) ve bayılan hastaya hemen operasyon yapıyorlardı. Aslında operasyonlar, kol-bacak kesme gibi kısa sürede tamamlanan işlemlerdi. Bu dönemde en makbul cerrahlar, kesme işini en kısa sürede yapanlardı. Çünkü hasta anestezi uygulamasına bağlı olarak ölmediyse, kesim sırasında uyanabilirdi. Başka bir anestezi şeklinde de, hasta "bir bademin kabuğunu kıracak kadar sert, ama çekirdeğini kırmayacak kadar ölçülü" bir darbeyle bayıltılıyordu. Bu usullerde henüz bayıltma safhasındayken çok sayıda hastanın kaybedildiği acı bir gerçekti.

    Boston Massachusetts General Hastanesi'nde anatomi ve cerrahi profesörü olan Doktor Warren (1846), operasyon sırasında hastaların canhıraş bağrışlarının etraftan duyulmasını önlemek için, ameliyathanesini binanın en üst katına kurmuştu. Warren, bir elinde pens, diğerinde bistüri ile hastanın dilini muayene ederken, hasta farkına varmadan pens ile dili tutar, dışarı çeker ve bir hamlede bistüri ile dili keserdi. Daha sonra da kızgın bir demirle, dilin geri kalan kısmını dağlardı. Doktor Warren, bu esnada bağırış, haykırma, çırpınmalara kılını kıpırdatmadan bakar, görünüşe göre bunlardan hiç rahatsız olmazdı. Çünkü işini tam yapabilmek için böyle olmak zorunda olduğunu düşünürdü. Doktor Warren, anestezi alanında yeterince ilerleme olduktan sonra yaptığı ağrısız ilk operasyonun bitiminde gözyaşlarını tutamamıştır.

    İngiliz Jinekolog James Young Simpson, talebeliğinde bir operasyon esnasında fenalaşır. Bu sebeple hekimlikten vazgeçmeyi düşünür. Robert Liston; Londra University College'in tanınmış cerrahi profesörüdür. Anestezinin henüz gelişmediği o dönemin şartlarında 28 saniye içinde bir bacağı kesmek mecburiyetinde kalmıştır.

    Bu örneklerde de görüldüğü gibi, anestezinin henüz keşfedilmediği dönemlerde, cerrahlar işlerini bir ân önce bitirmek mecburiyetinde kalmış; bu da onların hissiz, katı kişiler olarak anılmalarına sebep olmuştur. Bu durum, William Thomas Morton'un 1846 yılında ilk anestezi uygulamasına kadar sürer.

    Genel mânâda anestezi, herhangi bir cerrahî müdahale öncesi, canlıların vücudunun bütününde veya belirli bir kesimindeki acı ve ağrı hissinin yok edilmesi demektir.

    Genel anestezi esnasında; şuur kaybı, analjezi, anestezi ve kas gevşemesi oluşmaktadır. Anesteziye genelde solunun yoluyla veya ilâcın damar içine enjeksiyonuyla başlanır. Önce hastada şuur kaybı gerçekleşir; ardından kas gevşetici ilâçlar ile hasta geçici felç hâline sokulur. Dolayısıyla operasyon sonuna kadar ventilatör denen solunum cihazları ile sun'î teneffüs yaptırılır. Bu iş için hastanın soluk borusuna bir tüp (endotrakeal tüp) yerleştirilerek, hasta anestezi makinesine bağlanır. Makine vasıtasıyla hastaya oksijen, hava ve anestezik gaz karışımı verilir. Hastanın ameliyat boyunca solunum, kan basıncı, kalb ritmi gibi bütün hayatî fonksiyonları, kanamalar ve verilecek sıvılar anestezi doktoru tarafından takip edilir. Bu şekilde yukarıda belirtilen fonksiyonların devamı sağlanır. Ameliyat bittiğinde anestezik ilâçlar kesilir. Kas gevşetici ilâçların tesiri ortadan kalktıktan sonra, hastanın solunumu yeterliyse, nefes borusundaki tüp çıkarılarak hasta uyanma odasına alınır.

    Kenevir, afyon ve koka bitkilerinin aromasında yer alan kimyevî maddeler, anestezinin ana kaynağını teşkil eder. Başlangıçta anestezi için kullanılan bu ajanlar ve onların bazı sentetik benzerleri ameliyat sonrası ağrıların dindirilmesinde de kullanılmaktadır.

    Günümüzde damardan veya solunum yoluyla verilen anestetiklerin kullanımı, uzun bir eğitim ve tecrübe sürecini gerektirmektedir. Hekimler bu maddeleri uygulayabilmek için tıp fakültesini bitirdikten sonra, dört yıl daha anestezi ihtisas eğitimi almaktadır. Bu maddeler, ancak hastane şartlarında, ameliyathane ortamında hastaya uygulanır.

    Bu kimyevî maddelerin, dozu üzerinde son iki asırdır yapılan çalışmalar, bu hususta ciddi mesafeler alınmasına vesile olmuştur. Anestezi meselesi; "Uyuşturucu maddeler niçin yaratılmış olabilir?" sorusunun güzel bir cevabıdır. Allah (celle celâluhu) tarafından anestezi için bir nimet olarak yaratılan kenevir, afyon ve koka bitkilerini ve onların sentetik benzerlerini hekimler, insanların yaşamasına vesile olmak için kullanırken, art niyetli bazı kimseler de insanları zehirlemek için kullanmaktadır.