Amelsiz müslümanlık olurmu?

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 3 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Amelsiz müslümanlık olurmu?

    Din sadece bir fikirden, güzel düşünceden ibaret değildir. Din, Allahu Teala'nın hükümleridir. Müslüman, bu hükümlere samimiyetle uyan kimse demektir. Teslim olan tabi olur, tabi olan huzur bulur. Çünkü Allahu Teala'nın dininde, insanı mutlu edecek her şey vardır. İnsanı yaratan onun derdini ve dermanını en iyi bilmez mi?

    Din, sadece inanmak ve kalple kabul etmek de değildir. Din, samimi olarak inanmak ve inandığı esasları ihlasla yaşamak demektir. Dinin esası ihlastır; yani Allah'a karşı samimi olmaktır. Din, baştan sona kulluk ve güzel ahlak demektir. Din, Allahu Teala'nın kulun yaşaması için gönderdiği hükümlerden ve edeblerden ibarettir. Allah'a iman ettiğini söyleyen bir kimsenin O'nun emir ve hükümlerini hafife alması, onları ihmal etmesi veya gereksiz görmesi imanı ile bağdaşmaz. Böyle düşünen bir kimse, ya aklının kusurunu anlar, şeytanın hilesini farkeder ve bu hallere tevbe eder; veya kalbinden imanı gider. Hiç tevbe edilmeyen veya salih amellerle temizlenmeyen günahlar kalbi öldürür. Kalbi ölen kimsenin imanı tehlikededir. Tevbe edip imanını tazeleyen ve güzel amellere dönen bir kimse tehlikeden kurtulur. Şu hadis-i şerifin uyarısına dikkat etmek zorundayız:

    "Mümin bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe eder, günahtan elini çeker ve istiğfar ederse kalbi temizlenir. Günah işlemeye devam eder ve günahı çoğaltırsa siyahlık kalbini tamamen sarar, işte bu hal kalbin paslanmasıdır. Allahu Teala'nın:

    "Hayır, doğrusu onların yaptıkları ameller yüzünden kalbleri pas tutmuştur." (Mutaffifin, 14) ayetiyle belirttiği durum budur."( Tirmizi, Tefsir, No:3345; ibnu Mace, Zühd, No:4244; Hakim, Müstedrek, II, 518; Ahmed, Müsned, II, 297.)

    Allahu Teala, Kur'an-ı Hakim'de elliden fazla yerde, Cennet'e giren mü'minlerin en önemli iki özelliğinden bahsetmiştir. Bunların birincisi seksiz iman, ikincisi de Allah için salih amel işlemektir. Elbette Cennet'e Allahu Teala'nın rahmetiyle girilir; ancak Yüce Rabbimiz, bu rahmetini ve mağfiretini salih amel işleyen mü'min kullarına va'detmiştir.

    Gerçek bir müslüman, ben Yüce Yaratıcıya iman ederim fakat dünyada nasıl yaşayacağımı kendim belirlerim, iyiyi kötüyü aklımla seçerim, arzuladığımı yerim, istediğimi içerim, beğendiğimle evlenirim, haram ve helal diye bir sınır tanımam diyemez. Bunu diyen mümin olmaz; böyle düşünen ve söyleyende iman kalmaz.

    Bir müslüman, Allah'a imanı tam ve şirkten uzak olduğu halde, nefsinin hevâsına uyup bazı farzları terk etse veya haramlara girse, bu yüzden küfre girmiş olmaz. Bu durumda kendisine tevbe farzdır. Tevbe etmeden ölse bile, yine mü'mindir; tevhid üzere ölmüştür. Cenâb-ı Hakk dilerse kendisine hiç azap etmeden affederek onu rahmetiyle Cennetine koyar. Veya geçici bir azapla cezalandırır ve sonunda ebedî nimet yurdu Cennet'e alır.( Bkz: İmam Sâbûnî, er-Risâle fî İ'tikâdi Ehli's-Sünne (Akidetü's-Selef), 276.) Asıl olan Allah'ın birliğini bilmek ve buna iman etmektir. Bu kadarcık bilgi ve iman olmadan Cennet'e girmek mümkün değildir.

    İmanın, ilim ve salih amel ile korunma altına alınması gerekir. Çünkü kalbteki iman, dil ile söylenmez ve amel ile isbat edilmezse, imanın ne varlığı anlaşılır, ne de tadı. Bir kimsenin müslüman olduğuna şahitlik edilebilmesi için, onun müslümanlığını ilan etmesi veya bunu bir ameli ile göstermesi gerekir.

    İman ile amel, kalple vücut gibidir. Kalp de vücut da tek başına hayat bulamaz. İmanın salih amel, taat ve ibadetle gereği yapılınca, İslam yaşanmış olur. İslam imanın ilan edilmesidir, iman da islam'ın akaididir. Allah katında

    İmansız amel kabul edilmediği gibi, akaidsiz amel de kabul edilmez.

    Amel ve ibadet, kalpteki imanın dili hükmündedir.

    Kendisini yaratan ve yaşatan Yüce Rabbine imanı olup da hiç itaati olmayan bir insanda, O'na karşı hiç değilse biraz mahcubiyet ve haya bulunmalıdır. Bu kadarcık haya da bir iman alâmetidir ve Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin müjdesiyle, bunun bile kazancı büyüktür. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam vardı. Tevhid hâriç işe yarar hiçbir hayırlı ameli yoktu. Bir gün ailesini toplayıp: "Öldüğüm zaman beni yakınız. Kemiklerimi havanda döverek toz ediniz. Sonra rüzgârlı bir günde bu tozun yarısını karaya, yarısını denize atınız" diye vasiyyet etti. Adam ölünce vasiyet yerine getirildi. Aziz ve celil olan Allah rüzgâra: 'Dağıttığın tozları topla' buyurdu. Rüzgâr tozları topladı, huzur-i ilâhiyeye getirdi. Hak Teâlâ adama: "Neden böyle hareket ettin? diye sordu. Adam:

    "Senden haya ettiğim için yâ Rab." diye cevap verdi. O zaman Allahu Teâlâ:

    "Ben de seni mağfiret ettim." buyurdu."( Hadis için bkz: Buhârî, Enbiya, 54; Müslim, Tevbe, 24; Ahmed, Müsned, l, 398.)


    Ehl-i sünnet inancı :Dr dilaver selvi