Alone in the Dark: Inferno

'Oyun Bölümü' forumunda cCasT tarafından 4 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    Alone in the Dark, ilk olarak 1992 yılında çıktı karşımıza. Bizi küçücük 14 inç monitörlerimizin başında karanlıkla baş başa bıraktı. Üç beş poligonluk gudubetlerle korkutmaya çalıştı bizi. İki boyutla üç boyutun arasındaki farkı anlamaya çalıştığımız dönemlerde adventure ağırlıklı bir korku oyunu olarak girdi evimize. Sonra kayboldu gitti, uzun süre ses seda çıkmadı. Aradan geçen yıllar Alone in the Dark’ı pek bir değiştirdi. Tanınmaz hale getirdi...

    Yeşil kafalı zebani kılıklı yaratıkların ayaklarımızdan bizi sürüklediği günleri kim unutabilir ki? 286 işlemcide bile çalışan ilk Alone in the Dark oyununu hatırlayanlarınız vardır elbette. Ses kartının yaygın olmadığı dönemlerde bilgisayarın çıkardığı “bip bip” sesleriyle bile bizi korkutmayı başaran oyunun yeni nesil varisi PS3 konsolunda huzurlarımızda.
    Eski dost düşman olur mu?

    Hemen oyunun hikaye örgüsü ile başlayalım. Bu sefer “Inferno” adından da anlayabileceğiniz gibi oyun boyunca bol bol ateş ve alevlerle haşır neşir oluyoruz. Yönettiğimiz karakter, tıpkı Silent Hill Homecoming’in ilk bölümünde olduğu gibi gözlerini bir sedyenin üzerinde açıyor. Sonra gözleri kamaşa kamaşa first person açısıyla çatıya çıkmaya zorlanıyor. Birden acayip olaylar zinciri başlıyor. Yaratıklar bir taraftan dehşet saçıyor, aksakallı yaşlı bir amca boynundaki kolye ile derin sırlar saklıyor, duvarları yaran bir sarsıntı oyun boyunca bizi kovalıyor derken kendimizi böyle bir maceranın içinde buluveriyoruz. Deprem etkisine benzer şekilde binaları yıkacak boyutta sarsıntılarla duvarları yaran çatlaklar ilerledikçe başımıza daha büyük bela oluyor. Genel anlamda hikayenin çok derin ve özgün olduğunu söyleyemeyiz, ama sürükleyici yönleri de yok değil. Mesela ana karakterin hafıza kaybı geçirmesi ve yüzünün nasıl bu şekle geldiğini adım adım ortaya çıkarması gibi...

    Ekmek taze, biber tatlı

    2008 yılı başlarında PC, PS2 ve Xbox360’a çıkan Alone in the Dark oyunu tam bir fiyaskoydu. Tüm reklamasyona ve sükseli tanıtımlara rağmen, oyun hantal kontrolleri, kötü araba modellemeleri, grafik hataları yüzünden yerin dibine girmek zorunda kaldı. Aslında Inferno, bambaşka bir oyun sayılmaz, ama her anlamda çok çok daha başarılı bir oyun. Yapımcı ATARI firması ve Eden Studios bu sefer hatalarını tek tek düzeltmişler. İlk olarak Inferno’nun oyun mekaniğine bakacak olursak, yeni bir şey olmasa da göze ilk çarpan özellik; üçgen tuşu ile first person ve third person bakış açısı arasında istenildiği zaman geçiş yapabilme olayı. Bu geçiş oyuna iyi yedirilmiş, ama çok da kullanışlı bir özellik olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü belli hareketleri sadece belli açılarda yapabiliyoruz. Mesela yangın söndürücü ile kapı kıracaksak illaki third person açısına geçmemiz gerekiyor. Yok, alevleri söndüreceksek, bu sefer de illaki first person açısına geçmemiz gerekiyor. Her iki açıdayken de alabildiğine özgürce kamera açısını 360 derece çevirebiliyoruz. Yani o eski Resident Evil ya da Devil May Cry oyunlarındaki gibi belli bir kamera açısına mahkum değiliz. Zaten “Yeni nesil” adıyla ortalıkta dolaşan bir oyun için aksi düşünülemezdi.Bunlar dışında oyundaki etkileşimler son derece başarılı. Karakterlerin birbiri ile iletişimi olsun, çevre etkileşimi olsun hepsi özenle düşünülmüş. Etraftaki her tür mobilyayı hareket ettirebiliyoruz, kilitli kapıları değişik nesnelerle kırabiliyoruz, yanımızdaki karakterin yukarı çıkması için elimizi uzatıp destek verebiliyoruz. Onun dışında mesela yönettiğimiz karakter yangının içine girince, paçaları yanmış bir şekilde geri çıkıyor. Envanter sistemi ise ceketimizin içerisinde cereyan ediyor. Elimize geçirdiğimiz her tür envanteri ceketimizin belli yerlerine ve belimize yerleştiriyoruz. Gerektiği zamanda ceketimizi alelade herkesin ortasında iki yanından açıp, malzemelerimizi meydana çıkarıyoruz. Görüntü biraz tuhaf kaçsa da iş görüyor sonuçta. Sağlık sistemi de ilginç ve biraz alışıldıkların dışında. Yaralandığınız zaman bir sağlık spreyi bulup, her bir yaranın üzerine tek tek kendi ellerinizle sıkmanız gerekiyor. Öyle Resident Evil oyunlarındaki gibi bitki yiyerek “armut piş, ağzıma düş” modunda iyileşme yok artık. Bu tarz detaylı bir sağlık sistemini Call of Cthulhu’da görmüştük ilk olarak. O oyunda da her yarayı tek tek dikmek veya sarmak falan gerekiyordu.
    Yarasalar bir arabayı kaldırabilir mi?

    Inferno’nun ileriki bölümlerinde araba ve türevi çeşitli araçlar kullanabiliyoruz. Evet, bir önceki oyundaki gibi zaman zaman GTA vari araba kullanma sahneleri ile değişik yarasalardan veya yaratıklardan kaçmamız gereken durumlar oluyor. Ama maalesef bu olay üç boyutlu GTA’lardaki gibi düzgün kotarılmamış. Bazen ne oyunu oynadığınızı şaşırıyorsunuz. FPS mi? TPS mi? Aksiyon mu? Adventure mı? Korku oyunu mu? Her şey karman çorman oluyor. Bu durum bir önceki Alone in the Dark oyunu için de söz konusuydu, kontrollerde ve araba modellemelerinde de bariz bir iyileşme yok. Üstelik bir grup yarasanın bir tondan fazla bir arabayı kaldırıp hallaç pamuğu gibi bir kenara atması gibi saçmalıklar bana fenalık getiriyor. Bazen oyun slow motion moduna geçerek matrix vari kamera açılarıyla sizi aksiyonun ortasına sürüklemeye çalışıyor. Bunlar göze hoş görünen detaylar tabii, ama bu efektlerin hiçbirini ilk defa görmüyoruz. Üstelik bu oyun benim hazmedemeyeceğim kadar çok saçmalıkla dolu. Örneğin şu elimizdeki yangın söndürme tüpü asla bitmiyor. Böyle saçma bir şey olabilir mi? Kendim bizzat laboratuarlarda kullandım yangın söndürme aletlerini, anında biten bir malzeme. Ama maşallah oyundaki tüp ile tüm Roma yansa söndürebilirsiniz yani. Bir de mesela oyunda bizinle birlikte takılan hatuna kafanız bozulunca kafasına 39 el ateş etseniz bile öldüremiyorsunuz. Bunca göze hoş görünen detaylı etkileşimin arasında bu tip saçmalıklar ağız tadımızı kaçırıyor.

    Kemancı, başımın tacı

    Teknik detaylara baktığımızda, oyunun en vasat tarafı grafikleri ve animasyonları olduğunu görüyoruz. Bir kere animasyonlar hiç yumuşak değil, sanki arada birkaç kare atlanmış gibi sert geçişlere rastlamak mümkün. Görsel olarak da oyun göze estetik gelmiyor. Third person açısında karakterler ortama göre çok küçük kalıyor. First person açısında da her şey çok büyük ve özensiz görünüyor. Mesela el ve tabanca yeterince özene bezene tasarlanmamış. Bunların dışında parlama, ışıklandırma ve gölgelendirme efektleri fena sayılmaz. El feneri ile ortalıkta dolaşırken gölgeler ve ışık efektleri doyurucu sayılır. Gerçi yapımcılar son zamanlarda şu parlama efektini iyice abarttılar. Her yeri ışıl ışıl yapmaya başladılar. Neyse ki ses efektleri görsel detaylardan çok daha başarılı. Karakterlerin diyalogları üzerinde bu sefer daha ciddi çalışılmış. Kıyaslamak istemezdim ama Alone in the Dark Inferno’nun müzikleri ve soundtrack’i Silent Hill Homecoming’den daha iyi.

    Sonuç itibariyle Alone in the Dark: Inferno, tüm saçmalıklarına ve bayat grafiklerine rağmen size iyi bir hafta sonu eğlencesi olabilir. Tabii eğer korku / macera oyunlarından hoşlanıyorsanız.