Allah'ı tanımada aklın sınırı ve görevi

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 4 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Allah'ı tanımada aklın sınırı ve görevi
    Akıldan istenen, Allahu Teala'mn zatının nasıl ve nice olduğunu tesbit etmek değil, bundan aciz olduğunu idrak etmektir. Aklın vazifesi kendisine ulaşan ilahi davet, emir, hüküm ve edebleri anlamaktır. Bundan ötesi aklı aşar. Rabbini tanımada tek başına yola çıkan akıl daha ilk adımda hayrete düşer ve şaşar. Akıl tam manası ile kendini bile tanıyamaz ve tanıtamazken, nasıl olur da hayal edilmesi bile mümkün olmayan Yüce Yaratıcıyı tam olarak tanıyabilir. Akıl terazisi bu ağır yükü çekemez.

    Kendisine peygamber gelmeyen akıllı bir kimse, kainata, yerdeki ve gökteki varlıklara ve onlardaki bu güzel nizama bakarak, Yüce Yaratıcının varlığını anlayabilir; ve ondan anlaması beklenir. Akıl, bunca yaratılmış varlıkları düşünerek, onların kendi kendine meydana gelemeyeceğini, hiçbirisinin sahipsiz ayakta duramayacağını farketme-lidir. Normal akılda bu kadarcık idrak kuvveti vardır. Fakat akıl, Allahu Teala'nın zatı ve sıfatları hakkında hüküm veremez. Kendisine ilahi din ulaşmayan kimse iman esaslarından, helal ve hahamdan mesul olmaz. Ancak, Allah'a şirk (ortak) koşanlar, yaratılmış bir varlığa ilah diye tapanlar mesul olurlar. (M. Seyyid Ahsen, islam inancının Temelleri, 47-49.)

    Buluğa eren akıllı bir insanın Allah'a imanı taklid ve teslimiyetle başlar. Sonra kalb ibadet, taat, zikir ve fikir ile beslendikçe olgunlaşır; olgunlaştıkça Allahu Teala'yı tanıması artar. Tanıdıkça sevgisi çoğalır; edeb ve takvası fazlalaşır. İlahi ayetleri okudukça ve kainattaki ibretleri gördükçe iman ve marifet derecesi yükselir. Bu böyle devam eder gider. Allahu Teala'yı tanımanın bir sonu ve sınırı yoktur.

    Allahu Teala'yı tanımak için en büyük delil, Allahu Teala'nın kendisidir. Bir de O'nun kalplere attığı sevgisi. Bu sevginin tadını bulduracak tek rehber Allah'ın Habibi Hz. Muhammed'dir (s.a.v). O'nun elinden tutmadan hiç kimse hakikate eremez, Allah'ı tanıyamaz, O'na gerçek kulluk edemez, ilahi sevgiyi tadamaz. Kula ilahi desteğin gelmesi ve marifet kapısının açılması için en güzel yol, kulun Allahu Teala'yı tanımada aciz olduğunu bilmesidir. Esasen bu, büyük bir ilmin sonucudur. Buna arifler "iftikar" hali, yani her an Allah'a muhtaç olduğunu bilme hali diyorlar. Bu hal, yüksek bir ilmin sonucu elde edilen tevazu hâlidir. Bu hâl, bütün alemlerin ilahi irade ile idare edildiğini bilme hâlidir. Bu hâl, nefsini tanıma ve Allah'a sığınma hâlidir. Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) bu hali şöyle ifade etmiştir:

    "Kullarının kendisini tanımaları için acizlikten başka bir yol bırakmayan Allah'ı teşbih ederim."

    Şu da Onun sözü: "Allahu Teala'yı gerçek manada bilmekten aciz olduğunu idrak etmek, büyük bir ilim ve idraktir." (Kuşeyri, Risale, II, 575; Emin Keylânî, Avnu'l-Mürid li Şerhi Cevhereti't-Tevhid, l, 176; Emin Kadızâde, Tam Amentü Şerhi, 29.)

    Şeytan Allah hakkında kalbe vesvese verir, aklı zorlayacak sorular sorar. Allah'ı kim yarattı, Allah ne şekilde görür, nasıl işitir, ne ile konuşur; gözü, kulağı, dili var mıdır? Varsa nasıldır, yoksa bunlar nasıl olur? Bu alem yok iken Allah nerede idi, alemi yaratınca nereye yerleşti? gibi sorular akla gelebilir. Bunların cevabını yine akılla vermeye kalkarsak, akıl bocalar ve itikadı bozacak sonuçlara dalar. İşte tam bu noktada ilahi yardıma ve ilme muhtacız. Bütün bunların cevabını ancak Kur'an ve sünnete başvurarak bulabiliriz. Böylece cevabımızı bizzat Allahu Teala'dan alır; müşkilimizi O'nun Peygamberi ile çözmüş oluruz. Hz. Ali'nin (r.a), belirttiği gibi, (Kadızade Tam Amentü şerhi 32) akıl, kulluğun gereklerini anlamak ve yapmak içindir, yoksa alemlerin Rabbinin zatının nasıl ve nice olduğunu bilmek için değildir.

    Bir şeyin var olduğunu bilmek başkadır; o şeyin gerçek haliyle nasıl olduğunu anlamak başkadır. Biz, alametlerine bakıp vücudumuzda bir canın ve canlılığın var olduğunu anlarız, fakat yaşamamız için sebep yapılan ruhumuzun nasıl ve nice olduğunu izah edemeyiz. Aynı şekilde normal bir insanda aklın mevcut olduğunu kabul ederiz, fakat, bütün akıllılar bir araya gelsek, aklın mâhiyetini açıklayamayız; aklımız kendini tanımaktan aciz kalır. Peki, akıl kendisini tanımaktan ve tanıtmaktan aciz diye, varlığını inkar mı edecek?


    Ehli-i sünnet inancı kıtabından
    Dr. Dilaver SELVİ